Yaşlanmaktan Kurtulabilir Miyiz?
Dr. Aubrey De Grey
Ayık Kafa podcast’in bu bölümünde Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD’nin konuğu Dr. Aubrey De Grey, PhD. Aubrey de Grey, yaşlanma biyolojisi üzerine çalışan İngiliz bir bilim insanıdır. En çok, yaşlanmayı tedavi edilebilir bir durum olarak ele alan SENS adlı yaklaşımıyla tanınır. SENS; yaşlanmayla ilişkili tüm doku hasarlarını belirli aralıklarla onarmaya yönelik önerilen rejeneratif tıp tedavileri dizisidir. İnsan ömrünü uzatmaya yönelik biyomedikal yenilenme terapileri üzerine yaptığı çalışmalarla öne çıkar.

Özet
Podcast’te Aubrey De Grey, yaşlanmayı bir hastalık değil, tıbbi bir perspektiften ele alınması gereken bir sorun olarak değerlendiriyor. Önleyici tedavinin önemini ve kök hücre tedavisinin sunduğu potansiyeli vurguluyor.
De Grey, yaşlanmaya yol açan yedi farklı hasar türünü açıklarken, bu alandaki araştırmaların karşılaştığı finansman zorluklarına da değiniyor. De Grey ayrıca takviyelerin, gen tedavisinin ve rapamisinin yaşlanma üzerindeki etkilerini açıklıyor. Ayrıca yaşlanmayla etkin bir şekilde mücadele edebilmek için çok yönlü bir yaklaşımın gerekli olduğunu savunuyor.
Podcast’te ayrıca yaşlanma araştırmalarının geleceğine dair bilgiler ve sağlıklı yaşam süresinin uzamasının toplumsal sonuçlarına ilişkin değerlendirmeler de ele alınıyor.
Dr. Aubrey De Grey, PhD:
Web sitesi: https://www.levf.org/
T.C. İstanbul Gedik Üniversitesi’ne ne teşekkür ederiz. https://www.gedik.edu.tr/
00:00-04:51 Giriş. Yaşlanmanın tanımı
04:51-09:44 Tıbbi bir problem olarak yaşlanma
09:44-11:02 Önleyici tedavi kavramı
11:02-17:06 Yaşlanma hasarının yedi kategorisi
17:06-21:19 Yaşlanmada finansman ve araştırma zorlukları
21:19-22:52 Mevcut müdahaleler ve geleceğe dair beklentiler
22:52-28:12 Zombi hücrelerin rolü
28:12-32:08 Kişisel sağlık yönetimi ve genetik bulgular
32:08-32:42 Gen tedavilerinin ve yaşlanma araştırmalarının geleceği 32:42-35:20 Gen tedavisindeki gelişmeler
35:20-39:07 Yaşlanmada rapamisinin rolü
39:07-40:10 Sağlıklı yaşam ve longevity karşılaştırması
40:10-45:29 Hücre bölünmesi ve yaşlanma mitleri
45:29-49:07 Yaşlanmanın geleceği ve toplumsal değişimler
49:07-54:56 Araştırmaların farelerden insanlara aktarılması
54:56-1:00:10 Yaşlanma araştırmalarındaki engellerin aşılması
1:00:10-1:01:09 Kapanış
*UYARI*
Aylık Kafa’daki bilgiler ve beyanlar kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik işlemlerinizi doktorunuza danışınız. İçeriklerde EMC Medya Yayıncılık Ticaret Ltd. Şti.’nin, araştırmacılarının, danışmanlarının ve yazarların / bilim insanlarının hazırladığı bilimsel çalışmalar ve kamuya açık yayınlardan derlemelerle elde edilen veriler, yalnızca bilgilendirme amacıyla paylaşılmaktadır. Yayınlarımızda tanı yahut tedaviye ilişkin sağlık beyanları yer almamaktadır.
Transkrİpt
[0:00:00.280] Bu çok sayıdaki hasar türünü yönetilebilir sayıda kategoriye sadece 7
[0:00:05.040] kategoriye ayıran bir sınıflandırma geliştirdim. O halde yaşlanmanın 12
[0:00:10.080] belirtisinden farkı nedir? Pek çok insan bu yaklaşımın bilimsel
[0:00:13.799] olmadığını söyledi. Söylediğim hiçbir şeyi gerçekten anlamadılar. Ancak
[0:00:17.439] yaklaşık 10 yıl boyunca kendimi tekrarlayıp açıkladıktan sonra
[0:00:21.960] tartışmayı büyük ölçüde kazandım. Böylece bu makale bu yüzyılda yaşlanma
[0:00:26.960] biyolojisi alanında en çok atıf alan makale haline geldi.
[0:00:31.279] Tamam, insanları yaşlandırmamaya çalıştığımızı anlıyorum ama nihai hedef
[0:00:34.800] nedir? Herkesi sonsuza dek yaşatmak mı? Herkes bunu söylüyor ama aslında hayır.
[0:00:39.600] Nihai hedef herkesin sonsuza kadar sağlıklı kalmasını sağlamak.
[0:00:44.399] Ben Esra Çavuşoğlu. 19 yıldır ayık bir hayat yaşıyorum. Bağımlılık hastalığı
[0:00:48.920] ile mücadelem beni beden ve performansımı iyileştirmek, hayat
[0:00:52.399] kalitemi arttırmak, daha sağlıklı ve uzun yaşamak için yeni yöntemler,
[0:00:56.160] cihazlar ve takviye ürünler araştırmaya yönlendirdi. Bağımlılık hastalığı,
[0:01:00.719] bayacking ve longevity alanlarındaki kendi deneyimlerimden dünyadaki son
[0:01:04.519] gelişmelere, çığır açan girişimcilerden uzman akademisyenlere, yıllardır
[0:01:09.400] yaptığım sohbetler artık her hafta Ayık Kafa podcast'tı.
[0:01:13.600] Bu hafta Ayı Kafa podcast'te bilimin en büyük sorularından birini inceleyeceğiz.
[0:01:18.200] Yaşlanma gerçekten çözülebilir mi? Konuğum Longevity araştırmalarının
[0:01:22.479] dünyaca tanınan ismi Dr. Ary the Grey. Ona göre yaşlanma bir hastalık değil.
[0:01:27.520] Bakım gerektiren biyolojik bir süreç. Tıpkı klasik bir arabayı düzenli bakımla
[0:01:31.640] sorunsuz çalıştırmak gibi bedenin de belli aralıklarla onarıma ihtiyacı var.
[0:01:36.600] Bu bölümde yaşlanmaya yol açan yedi temel hasar tipini, kök hücre ve gen
[0:01:40.600] terapilerinin potansiyelini ve neden sadece yaşam süresini uzatmak yerine
[0:01:45.159] sağlıklı yaşam süresine odaklanmamız gerektiğini konuşuyoruz. Ayrıca Senesent
[0:01:49.520] hücreler Rapamisin ve tek bir yöntem yerine çoklu müdahale yaklaşımının neden
[0:01:54.680] gerçek ilerlemeyi sağlayabileceğini gösteren yeni fare çalışmalarına
[0:01:58.520] değiniyoruz. Dr. The Grey, fonlama zorluklarını,
[0:02:02.560] sektördeki abartılı söylemleri ve bilim kurguyu gerçek bilime dönüştürmek için
[0:02:07.320] nelerin değişmesi gerektiğini açıkça paylaşıyor ve önümüzdeki 12 ila 15 yıl
[0:02:12.040] içinde Longevity Escape Velocity'ye ulaşma ihtimalimizin %50 olduğunu
[0:02:17.160] öngörüyor. Bu bölüm yaşlanmaya, sağlığa ve kendi biyolojinize bakışınızı tamamen
[0:02:22.920] değiştirecek. Ayıkfa'nın bu bölümü Gedik Eğitim Vakfı katkısıyla sizlere
[0:02:28.000] ulaşıyor. 30 yılı aşkın süredir gençler, çocuklar ve kadınların eğitimine destek
[0:02:33.400] veren burslar, projeler ve sosyal çalışmalarla onların hayallerine
[0:02:37.879] ulaşmalarına imkan sağlayan Gedik Vakfı ile bu yolculukta birlikte olduğumuz
[0:02:42.120] için gurur duyuyoruz. Eğitime yatırım geleceğe yatırımdır. Siz de Ayık Kafaya
[0:02:47.480] konuk olan alanında dünya çapında başarılı uzmanlara isterseniz orijinal
[0:02:52.480] İngilizce kayıtlarıyla, isterseniz Türkçe çeviriyile ve tamamen ücretsiz
[0:02:57.200] şekilde ulaşmaya devam etmek için kanala abone olun, bölümlere yorum yazın,
[0:03:02.560] beğenin ve paylaşın. En güncel bilimsel verilere dayanan içeriklerimize ulaşmaya
[0:03:07.680] devam edebilmek için siz de böylece destek verin. Doktor Obri the Grey Ayık
[0:03:12.959] Kafa Podcast'e hoş geldin. Bu gerçekten çok heyecan verici bir an. Çünkü bugün
[0:03:17.879] dünyada herkes Longevity'den bahsediyor. Longevity'yi gerçekten bilenler ya da
[0:03:23.200] hiç bilmeyenler bile sadece estetik işlemler yapanlar hatta saç boyayanlar
[0:03:28.480] bile bu konuyu konuşuyor ve ben de sonunda doğru kişiyi ağırladığımı
[0:03:32.599] düşünüyorum. Daha önce birçok önemli ve harika konuğum oldu ama sen genellikle
[0:03:38.519] longevity hareketinin isim babası olarak anılıyorsun. Yaşlanmanın aslında bir
[0:03:43.599] hastalık olduğu yönündeki devrim niteliğindeki görüşünle tanınıyorsun.
[0:03:48.319] Sana bu konuyu da sormak istiyorum. Kariyerin boyunca yaşlanmanın hücresel
[0:03:52.920] hasarı onararak yenilebileceğini savund. Bu süreci de genellikle bir arabaya
[0:03:57.920] benzetiyorsun. Hatta bazı konuşmalarında bu benzetmeyi anlatırken gösterdiğin o
[0:04:03.079] güzel antika arabayı da gördüm. Onlarca yıldır savunduğun fikirler yüzünden pek
[0:04:08.120] çok dirençle, şüpheyle ve seni küçümseyen insanlarla karşılaştın. Ama
[0:04:13.239] sonunda belki de son 10 yıldır bu fikri kenarda duran bir düşünceden alıp
[0:04:18.199] herkesin konuştuğu bir konu haline getirmeyi başardın. Bu yüzden seni
[0:04:22.400] burada ağırlamak gerçekten büyük bir mutluluk. Hoş geldin. Seninle ilgili
[0:04:27.759] söylenecek o kadar çok şey var ki ama bence seni hiç tanımayan Aubri the Grey
[0:04:33.520] ismini ilk kez duyan biri için bunlar en önemli noktalar. Gerçi seni duymamış
[0:04:38.919] birini bulmak neredeyse imkansız tabii ama yine de tekrar hoş geldin.
[0:04:43.840] E beni ayık kafaya kabul ettiğin için teşekkür ederim.
[0:04:46.160] E aslında bunu en iyi açıklayabilecek kişi sensin. Yaşlanma bir hastalıktır
[0:04:49.880] derken tam olarak ne demek istiyorsun? Aslında önce küçük bir düzeltmeyle
[0:04:53.400] başlamak istiyorum. Yaşlanma bir hastalıktır. İfadenle ilgili küçük bir
[0:04:57.919] fark var Esra. Çünkü ben aslında yaşlanmayı bir hastalık olarak
[0:05:01.759] tanımlamıyorum. Ben yaşlanmayı tıbbi bir problem olarak görüyorum. Ama bu ikisi
[0:05:07.039] aynı şey değil. Şimdi aradaki farkı açıklayayım. Bir hastalık örneğin bir
[0:05:11.880] enfeksiyon gibi zihnimizde genellikle ilaçla tedavi edebileceğimiz bir şey
[0:05:17.240] olarak canlanır. Çoğu enfeksiyonu zaten tedavi edebiliyoruz.
[0:05:22.199] Bazılarını henüz edemiyoruz ama üzerinde çalışıyoruz. Ancak mesela Alzheimer
[0:05:26.720] hastalığını bu şekilde düşünmemeliyiz. Çünkü Alzheimer yaşlanmaya bağlı bir
[0:05:31.479] durumdur. Yani doğası gereği bulaşıcı olmayan tıpkı bazı doktorların dediği
[0:05:36.880] gibi içsel bir durumdur. Bu yüzden onu bir hastalığı tamamen iyileştirmek
[0:05:42.520] anlamında tedavi etmeye çalışmak çok mantıklı değildir. Ama tıbbi
[0:05:47.080] müdahalelerle bu süreci ciddi ölçüde ele alabiliriz. ilerlemesini
[0:05:51.840] yavaşlatabiliriz. Hatta belki süresiz olarak erteleyebiliriz.
[0:05:56.280] Bu durum eee yaşlanmayla ilişkili tüm hastalıklar için geçerli. Yani neredeyse
[0:06:01.280] tüm kanser türleri, kalp hastalıkları gibi. Bunlar tedavi edebildiğimiz şeyler
[0:06:06.280] değil ama tıpkı yaşlanma gibi ilaçla, tıbbi müdahaleyle ertelenebilirler.
[0:06:12.120] Hatta belki sonsuza kadar. Bütün bunları vurgulamak bu yüzden çok önemli. Çünkü
[0:06:16.680] aynı durum yaşlanmanın belirtileri olarak gördüğümüz ama hastalık olarak
[0:06:21.759] adlandırmadığımız şeyler için de geçerli. Birinin bilişsel veya fiziksel
[0:06:26.280] yetilerini kaybettiğini gördüğümüzde bazen bunun için belli bir hastalık adı
[0:06:30.599] koyarız. Bazen de sadece yaşlılık, zayıflık ya da tam tanımlanmamış başka
[0:06:35.800] bir şey deriz. Ama genellikle bunlara hastalık demeyiz. Ama işte bu bir sorun.
[0:06:41.400] Çünkü Alzheimer gibi bir şeye hastalık deyip yaşlılığa bağlı bedensel
[0:06:44.800] güçsüzlüğü hastalık olarak görmediğinde sanki bu tür durumlar tıbbın müdahale
[0:06:48.720] edemeyeceği şeylermiş gibi bir izlenim oluşuyor. Yani bunları ilaçla ya da
[0:06:52.720] tıbbi yöntemlerle geciktiremeyeceğimiz hatta teorik olarak bile ele
[0:06:56.919] alamayacağımız düşünülüyor. Bu ise tamamen yanlış. Vurgulamak istediğim
[0:07:01.120] asıl nokta şu: Alzheimer gibi hastalık adı verdiğimiz yaşlanma belirtileriyle
[0:07:06.280] kemiklerin yaşa bağlı kırılganlığı gibi hastalık olarak adlandırmadıklarımız
[0:07:10.000] arasında aslında hiçbir anlamlı fark yok. Bu fark tamamen kelimelerden yani
[0:07:13.840] tanımlamadan ibaret. Yaşlanmanın tüm bu yönleri teorik olarak tıpla ele
[0:07:17.919] alınabilir, geciktirilebilir hatta önlenebilir ve biz de tam olarak bunun
[0:07:21.879] üzerinde çalışıyoruz. Peki o zaman yaşlanma nedir?
[0:07:26.080] Ben yaşlanmayı iki sürecin birleşimi olarak tanımlıyorum. Birincisi yaşam
[0:07:30.919] boyu hatta aslında doğmadan önce bile süren bir süreçtir. Bu süreçte vücudun
[0:07:36.039] normal metabolizmasının bir sonucu olarak moleküler ve hücresel düzeyde
[0:07:40.560] hasar oluşur. Yani kısacası vücudun bizi her gün hayatta tutmak için yürüttüğü
[0:07:45.599] temel işlevler zamanla bu hasarın birikmesine yol açar. İşte bu
[0:07:50.440] yaşlanmanın ilk sürecidir. İkinci süreç ise yaşamın ilerleyen dönemlerinde
[0:07:56.240] başlar. Bu biriken hasarın artışıyla ortaya çıkan zihinsel ve fiziksel işlev
[0:08:02.120] kaybıdır. Peki artma ne demek? Aslında vücut belli bir miktar hasarı tolere
[0:08:09.000] edecek şekilde tasarlanmıştır. Ama bu sınırın bir noktası vardır. Bu yüzden bu
[0:08:14.360] hasar o sınıra ulaşana kadarki bu genellikle hayatımızın büyük kısmını
[0:08:19.560] kapsar. Zihinsel ve fiziksel işlevler büyük ölçüde yerinde kalır. Ancak hasar
[0:08:25.560] o eşiği açtığında bu işlevler azalmaya başlar. Yaşlanmayı bu iki sürecin
[0:08:31.840] birleşimi olarak tanımlamayı sevmemin nedeni bu yaklaşımın konuyu daha net
[0:08:36.839] görmemizi ve ona yönelik tıbbi çözümler geliştirmemizi kolaylaştırması.
[0:08:42.560] Yaşlanmayı bu şekilde ele almak, metabolizmamızı yani insan vücudunun
[0:08:48.200] normal işleyişini ileri yaş hastalıklarından ayırmak anlamına gelir.
[0:08:52.440] Bunu yapmanın farklı yolları olabilir. Geriatrik tıp yani ileri yaş için tıp
[0:08:58.200] geliştirilebilir ama bu yaklaşım az önce bahsettiğim hatayı yapıyor. Yaşlılığa
[0:09:04.120] bağlı hastalıkları doğrudan tedavi etmeye çalışıyor. Bu ise işe yaramıyor.
[0:09:09.279] Bunu başarmak için büyük paralar harcanıyor ama sonuç değişmiyor. Bunun
[0:09:13.600] nedeni aslında çok açık. Çünkü sözünü ettiğim bu moleküler ve hücresel hasar
[0:09:18.600] birikmeye devam ediyor. Hasarın kendisi durmadan arttığı için sadece
[0:09:23.320] sonuçlarıyla mücadele etmeye çalışan her yöntem zamanla etkisini kaybediyor. Yani
[0:09:29.320] bu çaba baştan başarısız olmaya mahkum. Yaklaşık bir yüzy yıl önce bazı bilim
[0:09:35.600] insanları bu gerçeği fark etti ve şöyle düşündüler. Hasarı tedavi etmeye
[0:09:41.320] çalışmak yerine belki de oluşumunu yavaşlatabiliriz.
[0:09:45.800] Doğadan ilham alalım. Çok uzun yaşayan bazı canlı türleri var. Onların bunu
[0:09:50.600] nasıl başardığını anlayabilirsek belki insan ömrünü de uzatabiliriz. Vücudu
[0:09:56.120] daha temiz çalışır hale getirip hasarın daha yavaş oluşmasını sağlayabiliriz.
[0:10:01.680] Ama aslında bu da işe yaramadı. Çünkü vücudun hasar üretimi yaşamın temel bir
[0:10:07.040] parçası. Bu süreç bizi hayatta tutan mekanizmalarla öylesine içe geçmiş
[0:10:12.560] durumda ki onu bozmadan yavaşlatmak neredeyse imkansız. Kısacası vücudu daha
[0:10:18.920] temiz çalıştırma konusunda bugüne kadar gerçek bir başarı elde edemedik.
[0:10:25.040] Bu yüzden herkes pes etti. Yaklaşık 50 yıl önce kimsenin yaşlanmayı durdurmak
[0:10:29.880] ya da değiştirmek gibi bir düşüncesi bile yoktu. Ama 2000 yılında ben
[0:10:35.160] metabolizmamızı yaşlılığa bağlı hastalıklardan ayırmanın üçüncü bir
[0:10:39.160] yolunu fark ettim. Bu da önleyici tedavi eee fikriydi. Yani yaşlanmayı oluşturan
[0:10:45.839] iki sürece doğrudan karışmadan vücudun zaman içinde oluşturduğu hasarları belli
[0:10:51.079] aralıklarla ortadan kaldırmak. Böylece bu iki süreci birbirinden ayırmak ve
[0:10:56.959] yaşlanmanın etkilerini dengelemek mümkün olabiliyor.
[0:11:00.800] Sanırım araştırmalarda tespit ettiğin yi hasar kategorisinden bahsediyorsun.
[0:11:06.399] Evet, kesinlikle ondan bahsediyorum. Bu önleyici tedavi yaklaşımının en güzel
[0:11:11.279] yanı vücudun bu hasarları nasıl oluşturduğunu tam olarak bilmemize
[0:11:16.000] rağmen etkili bir şekilde bu bilinmezliği aşmamız. Yani hasarı ortaya
[0:11:21.560] çıkaran süreçleri tam olarak anlamasak da hasarın kendisini görmezden
[0:11:25.839] gelmiyoruz. Çünkü o kısmı net olarak tanımlamamız gerekiyor. Vücuttaki
[0:11:29.959] hasarın ne olduğunu yani bir 50 yaşındaki insanın hücresel ve moleküler
[0:11:34.720] yapısının 20 yaşındaki birine göre nasıl farklılaştığını ortaya koymak
[0:11:38.959] zorundayız. Eee bunu yapabildiğimizde hasarı onarmak için hedeflerimizin ne
[0:11:43.600] olduğunu biliriz. Aslında bundan 25 yıl önce vücutta yaşlanmayla birlikte hangi
[0:11:49.959] değişimlerin olduğunu, hücresel ve moleküler düzeyde nelerin
[0:11:53.920] farklılaştığını büyük ölçüde biliyorduk. Bu da harika bir başlangıç noktasıydı.
[0:12:00.040] Tabii bu değişimlerin hepsi zararlı değil. Bazıları aslında vücudun kendini
[0:12:05.639] koruma biçimi olabilir. Yani her değişimi düzeltmemiz gereken bir hata
[0:12:10.959] olarak görmemize gerek yok. Bunu zaten deneyerek öğrenebiliriz. Bir
[0:12:15.639] şeyi onarıp ne olduğunu gözlemleyebiliriz.
[0:12:18.720] E asıl mesele bu onarımları nasıl yapacağımızla ilgili. Bu noktada ben
[0:12:24.160] yaklaşık 25 yıl önce bütün bu farklı hasar türlerini yi ana kategoriye ayıran
[0:12:29.880] bir sistem geliştirdim. Böylece her bir hasar türüne benzer bir yöntemle
[0:12:35.519] yaklaşmak mümkün hale geldi. Mesela bu kategorilerden biri hücre kaybı. Yani
[0:12:41.680] bazı hücreler ölüyor ama yerlerine yenileri gelmiyor. Zamanla bu hücrelerin
[0:12:47.440] sayısı azalıyor ve belli bir noktadan sonra vücut o hücrelerin yaptığı işi
[0:12:53.519] yapamaz hale geliyor. Bunun çözümü ne? En genel yanıt kök hücre tedavisi.
[0:12:59.760] Vücuda eksilen hücrelerin yerine geçebilecek ve kendini yenileyebilecek
[0:13:05.399] hücreler yerleştiriliyor. Peki işe yarıyor mu?
[0:13:09.360] Evet. Vücudun farklı bölgelerinde hücre kaybı yaşanıyor ve bu da yaşlanmanın
[0:13:14.199] çeşitli etkilerine yol açıyor. Hatta bazen temel nedeni oluyor. Örneğin
[0:13:19.839] Parkinson hastalığı beyindeki belirli bir hücre türünün kaybından
[0:13:24.000] kaynaklanıyor. Yaş ilerledikçe bağışıklık sisteminin zayıflaması da
[0:13:29.360] büyük ölçüde timus denilen organdaki hücrelerin azalmasından oluyor. Aynı
[0:13:34.920] şekilde kalp yetmezliği de buna bir örnek. Kalpte pacemaker hücreleri
[0:13:40.480] dediğimiz kalp atışını düzenleyen hücreler var ve zamanla onları da
[0:13:45.240] kaybediyoruz. E peki kök hücre tedavisi gerçekten işe yarıyor mu diye sorarsan
[0:13:50.880] aslında buna en net örnek yine Parkinson. Bu tedavi orada denendi. İlk
[0:13:56.720] denemeler yaklaşık 30 yıl önce yapıldı ve o zamanlar sadece bazen sonuç
[0:14:02.079] veriyordu. Çünkü o dönemde hangi kök hücrelerin doğru tür olduğunu ya da
[0:14:08.000] bunların nasıl kullanılacağını pek bilmiyorduk. Ama bazen şans eseri işe
[0:14:13.399] yaradı ve işe yaradığı zaman sonuç gerçekten inanılmazdı. İleri evre
[0:14:19.560] Parkinson hastaları sadece tek bir kök hücre enjeksiyonuyla tüm belirtilerinden
[0:14:25.560] kurtuldu. Bu etki en az 10 yıl sürdü. Bugün artık kök hücrelerin nasıl
[0:14:30.600] yönlendirileceğini, hangi türlerin işe yaradığını çok daha iyi biliyoruz. Bu
[0:14:35.480] yüzden bilim dünyası yeniden bu yönteme yöneldi. Şu anda bu konuda yürütülen beş
[0:14:41.240] klinik çalışma var ve herkes bu kez oldukça umutlu.
[0:14:45.920] Doktor De Grey, bir sorum var. Çünkü Sandra Kaufman ile bir podcast yaptım ve
[0:14:51.920] o da yi ilke yaklaşımını kullanıyor. O zaman neden 12 yaşlanma belirtisi var?
[0:14:58.959] Bu çok kafa karıştırıcı.
[0:15:03.639] Podcastin başında bahsettiğin gibi ben ilk kez bu böl ve fethet yaklaşımından
[0:15:08.480] söz etmeye başladığımda ciddi tartışmalar çıkmıştı. Hatta bazıları
[0:15:12.639] oldukça sertti. Pek çok kişi bu yaklaşımın bilimsel olmadığını
[0:15:16.000] savunuyordu. Açıkçası ne demek istediğimi tam olarak anlamıyorlardı.
[0:15:19.639] Ama yaklaşık 10 yıl boyunca aynı şeyleri sabırla anlatıp açıklamaya devam ettim
[0:15:24.680] ve sonunda bu tartışmayı büyük ölçüde kazandım. Bu dönemin sonunu simgeleyen
[0:15:30.040] asıl olay ise 2013'te yayınlanan The Hall Marks of Aging yani Yaşlanmanın
[0:15:36.639] Belirtileri adlı makaleydi. Beş saygın bilim insanı bir araya gelip aslında
[0:15:41.160] benim bundan 10 yıldan daha uzun süre önce ortaya koyduğum fikirleri yeniden
[0:15:45.560] kaleme aldılar. Zamanı gelmişti diyebilirim. Bu makale o zamandan beri
[0:15:50.759] bu yüzyılda yaşlanma biyolojisi alanında en çok alıntı yapılan çalışma haline
[0:15:54.880] geldi. Bu harika bir şey. Demek ki tartışma artık kapanmış durumda. Ama şu
[0:15:59.480] var ki Hallmarks makalesi biraz hedefi ıskaladı. Hasar türlerini tanımladı.
[0:16:05.160] Evet. Ama bunu tam anlamıyla yapmadı. Bazı noktaları dışarıda bıraktı. yine de
[0:16:09.240] kötü bir çalışma değildi. Hasarlarla nasıl başa çıkılacağı konusunda benim de
[0:16:13.600] bahsettiğim bazı konulara değiniyordu. Ama bunun yanında o dönemde popüler olan
[0:16:18.480] aslında pek temeli olmayan bazı fikirleri de dahil etmişti. Bazı kişiler
[0:16:24.040] belki biraz acımasızca ama kısmen haklı olarak şöyle dedi: "Obry'nin çalışması
[0:16:29.480] yaşlanmanın sınıflandırmasıydı. The Hallmarks of Aging ise yaşlanma üzerine
[0:16:34.480] yazılmış makalelerin sınıflandırmasıydı. Tamamen adil bir yorum değil belki ama
[0:16:40.560] çok da uzak sayılmaz. Neyse asıl mesele şu. Bu yüzden 2013'te yayımlanan The
[0:16:45.920] Hallmarks of Aging sürekli güncellenmek zorunda kaldı. Şu anda bazen 12 bazen 14
[0:16:51.759] belirtiden söz ediliyor. Bu da aslında başta konunun özünü biraz kaçırmış
[0:16:55.959] olmalarından kaynaklanıyor. Benim yaptığım sınıflandırma ise yıllar içinde
[0:17:00.120] kendini kanıtladı. Hala geçerliliğini koruyor.
[0:17:04.240] Şimdi anladım. Biliyorsun şu anda ortalıkta o kadar fazla bilgi dolaşıyor
[0:17:08.880] ki bir noktadan sonra insanların da doğal olarak kafası karışıyor. Çünkü çok
[0:17:14.160] tanınmış popüler isimler sürekli bir şeyler söylüyor. Ortaya fikirler
[0:17:18.839] atıyorlar ve sanki 150 yaşına kadar yaşayacaklarmış gibi konuşuyorlar. Bana
[0:17:24.520] bunun aslında mümkün olmadığını ilk söyleyen kişi Liz Perish'ti. O da şöyle
[0:17:29.880] demişti: "Eğer teknoloji değişmezse kimse 150 yaşına kadar yaşamayacak."
[0:17:36.039] Eee, biliyorum senin gibi araştırmacıların önündeki en büyük
[0:17:40.919] engellerden biri finansman. Ve sen özellikle hem servetini sadece kendisi
[0:17:47.400] için harcayanları hem de parayı gerçekten bir fark yaratmayacak şeylere
[0:17:52.400] yönlendirenleri açıkça eleştiriyorsun. Evet, bu doğru açıkçası. İnsan ömrü
[0:17:59.200] 150'ye hatta 130'a kadar bile uzamayacak. Tabii eğer insanlara
[0:18:05.000] verebileceğimiz ilaçlarda büyük ilerlemeler kaydedilmezse
[0:18:09.080] bu tür ilaçların geliştirilmesi gerçekten çok önemli. Çünkü bu ilaçlar
[0:18:13.480] olmadan insanların yaşam süresini şu anki duruma göre sadece birkaç yıl
[0:18:18.799] uzatabiliriz. Daha fazlası pek mümkün görünmüyor. Kolay olan her şeyi zaten
[0:18:24.640] yaptık. Artık sanayileşmiş ülkelerde neredeyse hiç kimse bebeklik döneminde
[0:18:30.480] ölmüyor. Çünkü bulaşıcı hastalıkları büyük ölçüde kontrol altına aldık. Keşke
[0:18:35.720] zengin insanlar gerçekten doğru olanı yapsa. Neyse ki son yıllarda işler biraz
[0:18:40.880] daha iyiye gitti. Bu alana ilk başladığımda neredeyse hiç
[0:18:44.720] kimse araştırmalara para yatırmıyordu ama zamanla bu değişmeye başladı. Yine
[0:18:50.120] de başka bir sorum var. İnsanlar sonunda tamam bu alana ciddi yatırım yapacağız
[0:18:55.360] dediklerinde nasıl yapacaklarını bilmiyorlar ya da doğru insanlardan
[0:18:59.760] tavsiye almıyorlar. Mesela 2013 civarında Google'ın kurucuları Larry
[0:19:04.840] Page ve Sergey Brinki beni o zamanlar en az 10 yıldır tanıyorlardı. Kaliko adında
[0:19:11.000] bir şirket kurdu. Ama bu proje milyarlarca doların boşa gitmesine yol
[0:19:16.640] açtı. Çünkü şirketi tamamen kendi fikirlerine göre yapılandırdılar. Bu da
[0:19:21.360] büyük bir hataydı. Eğer o dönemde benden ya da başka bir uzmandan gerçekten doğru
[0:19:28.000] tavsiyeler alsalardı çok faydalı işler başarabilirlerdi. Yine de umut var.
[0:19:33.520] işler yavaş yavaş ilerliyor. Mesela Jeff Bezos kısa süre önce Altos Laps adında
[0:19:38.600] yeni bir şirkete 3 milyar dolar yatırım yaptı. Altos konusunda da aslında henüz
[0:19:44.360] net bir fikir oluşmuş değil. Yine de bazı şeyleri doğru yaptıklarını söylemek
[0:19:49.159] lazım. Eee alandaki en iyi bilim insanlarını kadrolarına kattılar. Hem de
[0:19:55.159] farklı bakış açılarına sahip insanları bir araya getirerek. Bu da eee çeşitli
[0:20:00.600] yaklaşımların aynı anda denenebileceği, dolayısıyla daha yaratıcı sonuçların
[0:20:06.000] ortaya çıkabileceği anlamına geliyor. Ama ne yazık ki Kaliko'da olduğu gibi
[0:20:11.120] burada da benzer bir sorun var. Altos da bir şirket yani kar amacı gütmeyen bir
[0:20:16.640] kurum değil. Bu yüzden yaptıkları çalışmalar hakkında neredeyse hiç bilgi
[0:20:21.600] paylaşmıyorlar. Bu gerçekten çok üzücü. Çünkü bu alanda ne kadar ilerleme
[0:20:27.080] kaydedildiğini öğrenmek istiyoruz ama elimizde neredeyse hiçbir veri yok. Şu
[0:20:32.480] anda buna en iyi örnek RetrobioSosciences adında bir şirket. Y
[0:20:36.280] Combinator ve Open AI'ın kurucusu Sam Altman tarafından finanse edildi.
[0:20:40.960] Yatırım miktarı diğerlerine göre daha az olsa da 180 milyon dolar hala oldukça
[0:20:45.280] büyük bir rakam. Bu şirketin farkı işin gerçekten doğru şekilde yürütülüyor
[0:20:49.120] olması. Çünkü başında bilimi iyi bilen, diğer araştırmacılarla sürekli iletişim
[0:20:54.200] halinde olan biri var. Dolayısıyla da işler doğru yönde ilerliyor. Yine de bu
[0:20:58.559] süreç hala oldukça zorlayıcı. Zengin insanları önce bu konunun gerçekten
[0:21:02.240] önemli olduğuna ikna etmek, sonra da ciddi paralar harcamaya razı etmek kolay
[0:21:06.120] değil. Üstelik bu insanların çoğu servetlerini dikkatli davranarak,
[0:21:09.280] paralarını koruyarak kazandılar. Ama asıl mesele büyük meblağları sadece
[0:21:13.200] bağışlamak değil. Bunu doğru şekilde yapmak. Yani o parayla gerçekten fark
[0:21:16.840] yaratabilmek. Az önce bu ilaçlar olmadan yaşam
[0:21:20.000] süresini sadece birkaç yıl uzatmanın bile zor olacağını söyledin. Ne tür
[0:21:23.799] ilaçlardan bahsediyorsun? Tam olarak nedir bunlar? Şu anda halihazırda var
[0:21:27.640] olan örnekler mi var yoksa siz hala üzerinde mi çalışıyorsunuz?
[0:21:31.000] Yani yıllardır bahsettiğim hasar onarımı yaklaşımlarından söz ediyorum. Mesela
[0:21:35.440] Parkinson hastalığı için kök hücre tedavisi üzerinde çalışılıyor. Ama o
[0:21:39.760] bile hala klinik deney aşamasında ve reçeteyle kullanılabilir hale gelmesi
[0:21:44.799] muhtemelen birkaç yıl daha sürecek. Diğer kök hücre tedavileri de benzer
[0:21:48.720] durumda. Bazıları yurt dışında tıbbi turizm kapsamında uygulanabiliyor.
[0:21:53.159] Bazıları ise Amerika'da ama yalnızca belirli merkezlerde. Üstelik çoğu
[0:21:57.360] sigorta tarafından karşılanmıyor. Bu yüzden erişim hala oldukça sınırlı.
[0:22:01.799] Diğer hasar onarım yöntemleri ise bu aşamaya bile gelememiş durumda. Örneğin
[0:22:06.880] üzerinde en çok durduğum konulardan biri senesent cells yani yaşlanmış zombi
[0:22:12.279] hücreler. Bunlar toksik bir hale gelmiş. bağışıklık sisteminin temizlemeye
[0:22:17.200] çalıştığı ama tam olarak yok edemediği hücreler. Bu hücreleri ortadan
[0:22:22.799] kaldıracak ilaçlara ihtiyacımız var. Aslında bu ilaçlar artık geliştirildi ve
[0:22:27.799] bazıları klinik deneylerde test ediliyor ama henüz reçeteyle verilmiyor. Yine de
[0:22:33.080] doğru yoldayız. İlerleme oldukça hızlı. Devam etmeden önce bir şey sorayım.
[0:22:37.760] Senolitikler son zamanlarda takviye dünyasında bayağı popüler oldu. Herkes
[0:22:43.400] bak bu senolitik bunu iki haftada bir kullan diyor falan. Sence bunlardan
[0:22:47.960] gerçekten işe yarayan var mı? Bu anda mevcut olan tedaviler genelde
[0:22:53.720] fisetin gibi doğal bileşiklerden oluşuyor ama açıkçası pek etkili
[0:22:58.120] değiller. Yaşlanmış hücreler üzerinde bir miktar etkileri olduğunu gösteren
[0:23:02.720] bazı kanıtlar var. Fakat bu etkinin gerçekten anlamlı olduğunu gösteren bir
[0:23:07.400] veri henüz yok. Daha güçlü senolitiklere ihtiyacımız var. Laboratuvar ortamında
[0:23:14.080] fareler üzerinde test edilmiş ve yaşlanmış hücreleri gerçekten ortadan
[0:23:19.120] kaldırabilen çok daha etkili senolitikler mevcut. Ama tıpkı kök hücre
[0:23:24.159] tedavilerinde olduğu gibi bu senolitiklerin reçeteyle kullanılabilir
[0:23:27.960] hale gelmesi en az 5 yılı bulacak gibi. Yakın zamanda 1000 fareyle bir deney
[0:23:34.240] yaptın değil mi? Epey fazla fare bu. Bu inanılmaz bir sayı. Sanırım bu kadar
[0:23:39.400] büyük bir deneyi yapan ilk kişisin. Araştırmacı arkadaşlarımdan duydum. Bu
[0:23:44.240] kadar çok fareyi bulmak gerçekten çok zor oluyormuş.
[0:23:47.760] Evet epey zor bir iş. Fareleri Amerika'daki Jackson Laps adlı bir
[0:23:53.679] yerden aldık. Yaşamın ileri dönemlerinde deney yapmak istiyorsan bu kadar çok
[0:23:59.480] sayıda bulabileceğin tek fare türü bu. Biz de o yüzden bu türü seçtik. Bu
[0:24:04.880] fareler ortalama 2,5 yıl yaşıyor ve biz deneye başladığımızda zaten 1 bu5
[0:24:09.799] yaşındalardı. Yani evet haklısın tam fare vardı. Ama bu türden gerçekten çok
[0:24:15.120] fazla bulunabiliyor. Zaten yaşam süresi üzerine yapılan eee neredeyse tüm
[0:24:20.480] deneylerde de bu tür kullanılıyor. Bir sonraki deneyimizde ise 2000 fare
[0:24:24.559] kullanmayı planlıyoruz. Yani sanırım şöyle bu podcastte
[0:24:29.320] hazırlanırken konuşmalarını dinledim ve şunu fark ettim. tek bir müdahalenin
[0:24:33.679] yeterli olmayacağı sonucuna varıyorsun gibi. Gerçekten etkili olabilmesi için
[0:24:38.799] bir dizi müdahaleyi birlikte uygulamak gerekiyor. Belki de senin hedeflediğin o
[0:24:43.600] yedi kategorinin hepsini aynı anda ele almak lazım.
[0:24:47.679] Evet. Bundan biraz daha karmaşık ama genel olarak doğru söylüyorsun. Hasar
[0:24:52.640] onarımı, yaklaşımı, doğası gereği böl ve fethet tarzında bir yöntem. Çünkü farklı
[0:24:57.919] ilaçlar farklı türde hasarları onarıyor. Vücutta elbette son derece karmaşık bir
[0:25:02.960] makine ve kendi kendine birçok farklı türde hasar oluşturuyor. Ama güzel haber
[0:25:08.559] şu ki bu hasarları oluşturan süreçler birbiriyle bir şekilde bağlantılı. Çoğu
[0:25:14.200] durumda bu süreçleri tam olarak anlamış değiliz. Zaten daha önce de söylediğim
[0:25:19.080] gibi tedavi yaklaşımının güzel yanı bu süreçleri tam anlamamızın şart olmaması.
[0:25:25.440] Gözlemlediğimiz şey şu: Sadece tek bir tür hasarı onardığında bile bazen o
[0:25:30.799] hasarla doğrudan ilişkili olmayan faydalar ortaya çıkabiliyor. Sanki bir
[0:25:35.279] zincirleme etki oluyor ve bir tür hasarı ortadan kaldırarak vücudun üzerindeki
[0:25:40.000] baskıyı azaltıyorsun. Bunun sonucunda diğer tür hasarların oluşma hızı da
[0:25:44.200] yavaşlıyor. Bu durumun gerçekten dikkat çekici hale gelmesi ilk senolitiklerin
[0:25:50.080] yani yaşlanmış hücreleri hedef alan ilaçların geliştirilmesiyle oldu. Daha
[0:25:54.720] doğrusu ilk genetik senolitik modeli oluşturulduğunda araştırmacılar özel bir
[0:26:00.039] gen taşıyan fareler üretmişti ve bu sayede aslında senolitik olmayan bir
[0:26:05.240] ilaçla tüm yaşlanmış hücreleri öldürebiliyordun.
[0:26:09.799] Bu farelerde gözlemlenen sağlık faydaları herkesin beklediğinden çok
[0:26:14.799] daha kapsamlıydı. Bu da iyi bir haber. Çünkü 7 farklı hasar kategorisi olsa da
[0:26:21.120] ve her kategorinin içinde çeşitli alt türler bulunsa da yalnızca birkaç tür
[0:26:26.960] hasarı onarmak bile yaşam süresi açısından büyük bir etki yaratabiliyor
[0:26:31.880] gibi görünüyor. En azından farelerde biz ilk deneyimizde yalnızca üç tür hasar
[0:26:37.360] onarımı uyguladık ve buna ek olarak Repamis'in adı verilen kalori
[0:26:41.679] kısıtlamasını taklit eden bir madde kullandık. E bu bir sonraki deneyimizde
[0:26:47.200] ise 8 farklı hasar onarım türü denemeyi planlıyoruz ve oldukça iyimseriz. Bunun
[0:26:53.080] yaşam süresinde gerçekten büyük bir artış sağlamaya yeteceğine inanıyoruz.
[0:26:58.000] Biliyor musun Sandra Kaufman'ın senolitikler ve zombi hücrelerle ilgili
[0:27:01.919] çok komik bir esprisi var. diyor ki gerçekten çok yaşlandığında yani 50 60
[0:27:07.480] değil de 80'lerinde falansan ve senolitik ilaç alırsan geriye sadece
[0:27:12.520] yerde bir avuç toz kalır. Çünkü o yaşta vücudunda neredeyse sadece zombileşmiş
[0:27:17.320] hücreler vardır. Evet. Neyse ki bu doğru değil.
[0:27:20.120] Yaşlılıkta bile hücrelerimizin %1'inden çok daha azı yaşlanmış. Yani zombi
[0:27:24.360] hücrelerden oluşuyor. Zaten bu yüzden bu tür tedavileri uygulayabiliyoruz. Bu
[0:27:29.640] kadar az sayıda hücrenin bile bu kadar büyük hasar verebilmesinin nedeni pasif
[0:27:34.159] olmamaları, aksine aktif olarak toksik olmaları. Yani sadece işlevsiz değiller,
[0:27:40.240] aynı zamanda vücudun geri kalanını da olumsuz etkileyen maddeler
[0:27:44.080] salgılıyorlar. Asıl dönüm noktası da bu farkındalıktı. Bundan 30 yıl önce
[0:27:48.880] kimsenin aklına böyle bir şey gelmemişti. O zamanlar herkes yaşlanmış
[0:27:53.320] hücrelerin sayısı az, o yüzden pek önemi yok diye düşünüyordu. Ama birkaç yıl
[0:27:58.240] önce hayatını kaybeden harika bir bilim insanı ve çok iyi bir arkadaşım olan
[0:28:03.000] Judy Kampisi yaşlanmış hücrelerin aslında aktif şekilde toksik
[0:28:07.080] olabileceğini fark etti ve tamamen haklıydı.
[0:28:10.640] Peki bugün bu yedi tür hasarın oluşmaması ya da en azından daha az
[0:28:16.799] olması için neler yapabiliyoruz? Hangi müdahaleler mümkün?
[0:28:23.440] Öncelikle evet çok doğru bir noktaya değindin. Bugün yapabildiklerimiz sadece
[0:28:28.919] küçük bir fayda sağlayabiliyor. Ama bunu biraz daha iyi açıklayayım. Çünkü çoğu
[0:28:35.080] insan haberlerde ya da sosyal medyada gördüklerine bakıp çok büyük etkiler
[0:28:41.080] bekliyor. Aslında bu yanlış bir karşılaştırma. Şunu biliyoruz. Yaşam
[0:28:46.120] süresini kısaltmak çok kolay. Hasar birikimini hızlandırmak istiyorsan
[0:28:50.519] sigara içmek, ciddi şekilde kilo almak ya da işlenmiş gıdalardan oluşan
[0:28:55.640] sağlıksız bir diyetle beslenmek yeterli. Ama bunlar zaten bilinen şeyler. O
[0:29:00.480] yüzden doğru karşılaştırma bu değil. Doğru bakış açısı şu. Diyelim ki temel
[0:29:05.360] seviye annenin sana söylediği gibi yaşamak. Yani özel bir şey yapmadan
[0:29:10.080] sadece dengeli, dikkatli ve ölçülü bir hayat sürmek. Şimdi sormamız gereken
[0:29:14.919] soru şu: Buna kıyasla ne kadar gelişme sağlayabiliriz? Cevap çok az. Şanslıysak
[0:29:21.799] belki bir ya da 2 yıl. Ama şunu da vurgulamak isterim. Bu hiç yoktan
[0:29:26.000] iyidir. Yani bu tür önlemleri almak kesinlikle faydalı. Ama vurgulamam
[0:29:31.519] gereken çok önemli bir nokta daha var. İnsanlar birbirinden çok farklı. Çok
[0:29:36.840] herkese iyi gelecek tek bir yöntem yok. Hatta bazı şeyler bazı insanlara fayda
[0:29:41.880] sağlarken başkalarına zarar bile verebiliyor. Bu yüzden en kritik konu
[0:29:47.640] ölçüm. Yapılabilecek en önemli şey kendi bedenini iyi tanımak. Bunun bir kısmı
[0:29:53.840] aslında tamamen mantık ve farkındalıkla ilgili. Vücuduna dikkat etmek, sana kötü
[0:29:59.559] hissettiren şeylerden kaçınmak. Ama büyük kısmı da tıbbi ölçümlerle mümkün.
[0:30:05.720] Örneğin kan testleriyle glikoz, insülin veya peroksit gibi yüksek olmaması
[0:30:11.360] gereken değerleri kontrol etmek gerekiyor. E bir de tabii genetik var.
[0:30:16.480] Artık 1000 doların altında bir maliyetle eee genomunu dizilemek mümkün. Yani çoğu
[0:30:23.240] insan bunu yaptırabiliyor. Bu sayede pek çok şey öğreniyorsun. Mesela ben şu anda
[0:30:29.360] sadece bir takviye alıyorum. Metilkobalamin yani bir tür B12
[0:30:34.279] vitamini. Bunu almamın nedeni genetik yapım. Çünkü bende MTHF adlı bir genin
[0:30:41.320] varyasyonu var. Bu da kanda homosisteğin seviyesini yüksek tutuyor. Aslında 20
[0:30:47.120] yıldır homosisteğin seviyemin yüksek olduğunu biliyordum ama bana bir zarar
[0:30:51.919] vermiyor gibiydi. O yüzden bir şey yapmamıştım.
[0:30:55.880] Eee ama artık nedenini ve nasıl düzeltebileceğimi genetik analizim
[0:31:00.200] sayesinde biliyorum. Yani başka bir şey almıyorsun.
[0:31:04.000] Evet. Aynen öyle. Ben o inanılmaz şanslı insanlardan biriyim. Yaklaşık 20 yıldır
[0:31:09.039] düzenli olarak ölçüm yaptırıyorum. Sadece kan tahlilleri değil. Bilişsel
[0:31:13.639] testler, güç ve dayanıklılık testleri, VO2 max ölçümleri yani her türden test
[0:31:19.360] ve her seferinde sonuçlar biyolojik yaşımın gerçek yaşımdan en az 10 yıl
[0:31:24.519] daha genç olduğunu gösteriyor. Bu yüzden canım ne isterse yiyip içebiliyorum.
[0:31:28.840] hiçbir şey olmuyor. Hatta neredeyse hiç egzersiz yapmama bile gerek kalmıyor.
[0:31:33.639] Kısacası ben o şanslı insanlardan biriyim. Ya da belki tüm bu yaptığımız
[0:31:38.480] ya da yapmamız gerektiği söylenen şeylerin aslında pek bir fark
[0:31:41.600] yaratmadığını, bu yüzden de en iyisinin hayatını kafana göre yaşamak olduğunu
[0:31:45.679] düşünüyorsundur. Hayır öyle değil. Benim hiçbir şey
[0:31:49.000] yapmamam, başkalarının da hiçbir şey yapmaması gerektiği anlamına kesinlikle
[0:31:53.320] gelmez. Ama eğer benim gibi şanslıysan ve yaşına göre gerçekten iyi durumdaysan
[0:31:59.080] o zaman en mantıklısı temkinli davranmak olur. Hani derler ya bozulmadıysa tamir
[0:32:04.600] etme. Şaka yapıyorum tabii. Peki insanların
[0:32:07.880] yaşamına yardımcı olmayı amaçlayan bu yeni teknolojiler yani kısmigen
[0:32:13.120] terapileri hakkında ne düşünüyorsun? Patrick Sevill'la bir röportaj
[0:32:17.559] yapmıştım. Ondan çok şey öğrendim. Lis Perish'ten de epey şey öğrendim. Sence
[0:32:23.200] onların çalışmaları senin yaptıklarını bir şekilde etkiler mi?
[0:32:27.240] Bence kesinlikle etkiler. İnsanlarda gerçekten işe yarayan kapsamlı bir hasar
[0:32:33.159] onarım yöntemi seti geliştirdiğimizde bu yöntemlerin bir kısmı mutlaka bir tür
[0:32:38.559] gen terapisi olacak. Gen terapisi ile ilgili mesele şu: Hala gidecek uzun bir
[0:32:44.519] yolu var. Hangi genleri aktaracağımızı bir kenara bıraksak bile genlerin vücuda
[0:32:50.360] güvenli ve etkili bir şekilde ulaştırılması konusunda hala ciddi
[0:32:55.159] zorluklar var. Şu anda yürütülen klinik denemelere baktığında onaylanan ya da
[0:33:01.440] onaya çok yaklaşmış tedavilerin neredeyse tamamının en azından %70'inin
[0:33:07.519] göz hastalıkları ile ilgili olduğunu görürsün. Bunun nedeni gözün neredeyse
[0:33:13.120] hiç bağışıklık sistemine sahip olmaması. Çünkü gen terapisi uygulandığında
[0:33:18.399] bağışıklık sistemi genelde buna tepki gösterip saldırgan hale geliyor.
[0:33:25.039] Sorun aktardığın genlerde değil, onları aktarma yönteminde. Çünkü bu genler bir
[0:33:29.639] tür yapay olarak tasarlanmış virüs aracılığıyla vücuda veriliyor.
[0:33:33.639] Bağışıklık sistemi bu virüsleri fark edince tepki gösteriyor. Ama gözde böyle
[0:33:38.919] bir tepki oluşmadığı için gen terapisiyle orada oldukça fazla şey
[0:33:43.440] yapılabiliyor. yıllar önce aklıma gelen bir fikir vardı. Şu anda bu fikir yaşa
[0:33:49.080] bağlı makula dejenerasyonuna yani sarı nokta hastalığına karşı kullanılıyor.
[0:33:55.919] Temel olarak makula dejenerasyonu gözün arka kısmında retina pigment epitel
[0:34:01.320] hücrelerinde sindirilemeyen bir maddenin birikmesiyle ortaya çıkıyor. Eee bu
[0:34:07.399] madde zamanla birikiyor çünkü onu doğal yollarla parçalayacak bir mekanizmamız
[0:34:11.639] yok. Birikim çok yavaş gerçekleştiği için hastalık genellikle ileri yaşlarda
[0:34:16.839] görülüyor ama sonunda kaçınılmaz hale geliyor. Ben de o zaman bu maddeyi
[0:34:21.800] parçalayabilen bakteriler eee belki toprakta bulunabilir diye düşündüm.
[0:34:27.159] Sonuçta görüldü ki eee TNT ya da dioksin gibi inanılmaz derecede dayanıklı
[0:34:32.040] maddeleri bile parçalayabilen bakteriler bulmak mümkün. Tabii ki bakteriler bunu
[0:34:36.879] daha uzun yaşamak için yapmıyor. Bu maddeleri içlerinden enerji elde
[0:34:40.839] edebilmek ve yaşamlarını sürdürebilmek için parçalıyorlar. Ama bu neden önemli
[0:34:45.320] değil? Önemli olan bunu yapabiliyor olmaları. Bu bakterileri bulduğunda amaç
[0:34:50.560] onları göze enjekte etmek değil. Çünkü bu çok kötü bir fikir olurdu. Bunun
[0:34:55.320] yerine bu maddeleri parçalayabilmelerini sağlayan enzimleri üreten genleri tespit
[0:35:00.599] etmek gerekiyor. Biz de bunu yaptık. Gerçekten işe yarar hale gelmesi uzun
[0:35:06.359] bir süreçti. Ama şimdi proje benim daha önce çalıştığım kurumlardan birinden
[0:35:11.040] türeyen bir şirket tarafından yürütülüyor ve büyük bir ilaç şirketine
[0:35:15.040] satılmak üzere. Yani işler gayet iyi gidiyor.
[0:35:18.320] Peki Rapamis'in hakkındaki düşüncelerin neler?
[0:35:20.960] Rapamisin oldukça ilginç bir bileşik ama insanlar için o kadar da etkileyici
[0:35:27.040] sayılmaz. Çünkü bu madde kalori kısıtlaması taklitçisi olarak biliniyor.
[0:35:33.960] Yani hücreyi aslında yeterince enerji almasına rağmen enerji azlığı varmış
[0:35:40.359] gibi kandırıyor. Başka bir deyişle vücuda kıtlık dönemindeymiş hissi
[0:35:46.280] veriyor. Kıtlık ise doğada gerçekten yaşanan bir durum. Bu yüzden evrim
[0:35:51.880] vücudun kıtlık zamanlarında bile genlerini bir sonraki nesle
[0:35:56.720] aktarabilmesini sağlayacak şekilde işleyişini uyarlamış. Aslında bu açıdan
[0:36:02.640] bakarsak bu aslında büyüme ile onarım arasında bir denge kurma meselesi. Yani
[0:36:08.960] eğer bol yiyecekli normal bir ortamdaysanız
[0:36:12.640] o zaman ana zorluk, genlerinizi aktarmanın önündeki ana engel başka bir
[0:36:18.359] organizma tarafından yenmektir. Yapacağınız şey olabildiğince hızlı
[0:36:23.839] büyümektir ve cinsel olgunluğa ulaşırsınız. Böylece yenmeden önce
[0:36:29.520] yavrularınız olabilir. Yapılması gereken mantıklı şey budur. Ancak bir kıtlıkta
[0:36:35.720] bunu yapmak istemezsiniz. Çünkü kıtlık sırasında yavrularınız olursa kendi
[0:36:41.920] yavruları olmadan önce açlıktan öleceklerdir. Bu yüzden etkili
[0:36:47.680] olmayacaktır. Bu yüzden kıtlıkta yapılacak en mantıklı şey bir yere
[0:36:52.960] sığınmaktır. Ve daha yavaş büyümek ve sadece beladan
[0:36:57.760] uzak durmak ve her halükâa kıtlığın bitiminde kadar hayatta kalmaktır.
[0:37:04.040] Tüm canlılar bunu yapar. türlerin bu durumu yönetmek için geliştirdiği
[0:37:09.599] oldukça genel mekanizmalar vardır ve ortaya çıkmıştır ki rapamisin gibi bazı
[0:37:16.079] ilaçlar hücreyi ortada gerçek bir kıtlık olmasa bile kıtlık varmış gibi
[0:37:21.760] kandırabiliyor. Bu durumda hücre tıpkı gerçek bir kıtlık
[0:37:26.599] dönemindeymiş gibi davranıyor. Aynı genleri aktif hale getirip bazılarını
[0:37:31.680] kapatıyor. Sonuç da aynı oluyor. organizma biraz daha uzun yaşıyor. Eee
[0:37:36.520] ama işin bir püf noktası var. Gerçek dünyada uzun süren kıtlıklar kısa süreli
[0:37:42.280] olanlara göre çok daha nadir yaşanıyor. Bu da şu anlama geliyor. Uzun süren
[0:37:48.480] kıtlıklara uyum sağlayacak mekanizmalar geliştirmek için evrimsel baskı daha
[0:37:54.480] zayıf. Yani başka bir deyişle uzun ömürlü türler, örneğin insanlar kısa
[0:38:01.359] ömürlü türlere mesela farelere göre eee kalori kısıtlamasından
[0:38:06.440] ya da Rapamisin gibi kalori kısıtlaması taklitçilerinden
[0:38:10.440] çok daha az fayda sağlıyor. Yani bunu kullanmaya gerek olmadığını mı
[0:38:15.160] söylüyorsun? Yani pek bir fark yaratmayacağını mı düşünüyorsun?
[0:38:18.160] Bu zaten yapabildiğimiz diğer şeyler gibi. Biraz fayda sağlayabilir ama
[0:38:22.960] etkisi çok büyük olmaz. Ona hiç karşı değilim. Ancak herkesin bunun bir
[0:38:28.280] gençlik iksiri olmadığını anlamasını istiyorum.
[0:38:31.520] Sanırım araştırmalarında fareler üzerinde yaptığın çalışmalarda sen de
[0:38:34.359] bunu kullanıyorsun. Doğru mu? Yakın zamanda yaptığımız çalışmada
[0:38:37.720] Rapamisini dört müdahaleden biri olarak kullandık. Ancak az önce anlattığım her
[0:38:42.119] şeyi zaten biliyorduk. Bu nedenle eee Rapamis'in bizim için bilim insanlarının
[0:38:47.359] pozitif kontrol dediği işlevi gördü. Yaşam süresi deneyini doğru şekilde
[0:38:51.240] yürüttüğümüzden emin olmak istedik. Bu yüzden Rapamisinin daha önce yayımlanan
[0:38:56.119] çalışmalarda, farelerde gösterdiği etkiyle aynı sonucu verip vermediğine
[0:39:00.040] baktık. Fakat deneyimizin asıl amacı hasarı gerçekten onaran diğer üç
[0:39:03.760] müdahaleyi test etmekti. Biliyorsun herkesin aklında aynı soru
[0:39:07.640] var. Bu insanlar neyi amaçlıyor? Yani tamam insanların yaşlanmasını önlemeye
[0:39:12.920] çalıştığımızı anlıyorum ama nihai hedef ne? Herkesin sonsuza kadar yaşamasını
[0:39:18.160] sağlamak mı? Evet herkes böyle söylüyor ama aslında
[0:39:21.599] öyle değil. Nihai hedef insanların sonsuza kadar yaşaması değil, sonsuza
[0:39:26.079] kadar sağlıklı kalması. Ben longevity üzerine değil, sağlık üzerine
[0:39:30.240] çalışıyorum. Longevity sağlığın bir yan etkisidir. Bence bu kutlanması gereken
[0:39:35.359] bir yan etki. Ama araştırma dünyasında politik doğruculuk kaygısıyla hareket
[0:39:40.800] eden bazı insanlar bunu dile getirmekten çekiniyor. Yaşam süresinin uzamasından
[0:39:45.440] sanki bahsetmemek gerekiyormuş gibi davranıyorlar. Evet, bu sağlıklı
[0:39:49.400] kalmanın doğal bir sonucu ama bunu kutlamak yerine adeta özür diler gibi
[0:39:53.760] konuşuyorlar. Bence bu çok yanlış bir tutum. Sonuçta bu sadece bir yan etki.
[0:39:58.839] Bizim odağımız sağlık. Kimse ne kadar uzun zaman önce doğmuş olursa olsun
[0:40:03.440] hasta olmak istemez. Benim için yaptığım şey tamamen insani bir çaba.
[0:40:08.400] araştırmalarına dayanarak, "Gerçi her ne kadar bunları fareler üzerinde yapıyor
[0:40:12.800] olsan da hücrelerin bölünebilme sayısında ya da bir insanın ne kadar
[0:40:17.000] süre yaşayabileceğinde bir sınır var mı?"
[0:40:19.800] Hayır. Bu aslında 1960'larda
[0:40:24.640] yapılan bir hata. Yani alanın yanlış bir yöne sapmasıydı. O dönemde bilim
[0:40:30.480] insanları bir hücrenin belli sayıda bölündükten sonra durduğunu keşfetmişti.
[0:40:37.160] Ancak bu deneylerde kullanılan hücre türü dermal fibroblast denilen bir
[0:40:42.640] hücreydi. Bunlar yara iyileşmesinden sorumlu hücrelerdir.
[0:40:48.520] Örneğin derinde bir kesik oluştuğunda bu hücreler yarayı kapatmak ve enfeksiyonu
[0:40:55.000] önlemek için çok hızlı bir şekilde bölünür. Ama görevleri bundan ibarettir.
[0:41:01.560] Normalde vücutta yara olmadığında bölünmezler. neredeyse hiçbir şey
[0:41:07.319] yapmadan dururlar. Bu hücreler uyarıldıklarında
[0:41:12.200] çok hızlı çoğalabildikleri için laboratuvar ortamında bu tür deneylerde
[0:41:18.119] sıkça kullanılır. Petri kabında ya da benzeri ortamlarda kolayca
[0:41:23.960] büyütülebilirler. Ancak bu hücreleri sonsuza kadar
[0:41:27.920] bölünmeye zorlamak vücut açısından anlamlı bir durum değildir. Bu sanki
[0:41:33.760] hücrelere kapanmak bilmeyen sonsuz büyüklükte bir yara varmış gibi
[0:41:38.119] düşündürmek gibidir. Yani aslında bu deneyler vücudun gerçek işleyişi ile
[0:41:43.640] ilgisizdir. Vücutta düzenli olarak bölünen başka hücre türleri de vardır.
[0:41:49.520] Özellikle bağırsak duvarındaki kök hücreler ve kemik iliğindeki kök
[0:41:53.880] hücreler buna örnektir. Ancak bu hücrelerin hücre yaşlanması denilen
[0:41:59.480] süreçten etkilenmemelerini sağlayan bir mekanizmaları vardır. Az miktarda
[0:42:05.480] telomeraz adı verilen bir enzim üretirler. Bu küçük miktar bile sürecin
[0:42:10.760] gerçekleşmesini engellemeye yeterlidir. Böylece bu hücreler teorik olarak
[0:42:16.280] sınırsız şekilde bölünebilir. Bununla birlikte bu sorunun ortaya
[0:42:21.680] çıkabildiği tek hücre türü vardır. Bunlar bağışıklık sistemindeki hafıza
[0:42:26.599] hücreleridir. Bir enfeksiyon geçirdiğinde bağışıklık
[0:42:31.160] sistemi enfeksiyonu temizler. Ancak enfeksiyon geçtikten sonra küçük bir
[0:42:36.920] grup hafıza hücresini korur. Bu hücreler aynı enfeksiyon tekrar ortaya çıktığında
[0:42:43.720] bağışıklık sisteminin çok daha hızlı tepki vermesini sağlar. Ancak bazı özel
[0:42:49.800] virüsler vardır. Örneğin herpes virüsleri özellikle sitomegal virüs
[0:42:54.480] bunlardan biridir. Bağışıklık sistemi bunlara saldırsa da tamamen yok edemez.
[0:42:59.559] Bu virüslerin bir kısmı vücutta gizli ve hareketsiz bir şekilde kalır. Daha sonra
[0:43:05.720] yeniden aktif hale gelebilir. Bu durum aynı enfeksiyonu ikinci kez geçirmek
[0:43:11.880] gibidir. Ancak bağışıklık sisteminin tamamen ortadan kaldırabildiği
[0:43:17.079] enfeksiyonlara göre çok daha sık gerçekleşir. Bu nedenle bu tür kalıcı
[0:43:23.520] virüslere özel hafıza hücreleri hücre yaşlanması durumuna girer. Ancak
[0:43:30.200] bildiğimiz kadarıyla bu böyle bir durumun görüldüğü tek örnektir.
[0:43:35.640] Yani bu hücreler teorik olarak sınırsız sayıda bölünebiliyor. Öyle mi? En
[0:43:40.800] azından bu iyi bir şey. Çünkü ben Bill Andrews'la bir podcast yaptım ve onun
[0:43:45.680] teorisi şöyleydi. Çok ağır egzersiz yapma. yüzüne sık sık işlem yaptırma ya
[0:43:51.800] da hücrelerini bölünmeye zorlayacak şeyler yapma. Yoksa telomerlerin kısalır
[0:43:57.040] ve hücrelerin kapasitesi azalır." diyordu.
[0:43:59.880] Evet. Bilin düşüncesi şu. Eğer biz de az önce bahsettiğim ve bağırsak ya da kemik
[0:44:06.839] iliği kök hücrelerinin sınırsız bölünebilmesini sağlayan telomeraz
[0:44:10.839] enzimi daha fazla olursa bunun diğer hücrelerimiz için de faydalı olacağını
[0:44:15.680] düşünüyor. Billerle yakın çalışan L perish de bu yüzden Telomeraz için gen
[0:44:20.440] terapisi uyguladı ama ben bundan çok emin değilim. Hatta bunun doğru
[0:44:24.920] olmadığından neredeyse eminim. Yine de tamamen kesin konuşmak mümkün değil.
[0:44:29.680] Çünkü bu tür deneyler fareler üzerinde yapıldı ve biz de kendi araştırmamızda
[0:44:34.359] bunu denedik. Gerçekten de farelerin yaşam süresini uzatıyor. Görünüşe göre
[0:44:39.960] bu durumun nedeni farelerin DNA koruma konusunda son derece yetersiz olması.
[0:44:45.720] Yani yaşamları boyunca DNA'larını yeterince iyi koruyamıyorlar. Bu yüzden
[0:44:50.839] telomerler yani kromozomların uç kısımları çok daha hızlı kısalıyor ama
[0:44:55.280] bu kısalma hücre bölünmesinden kaynaklanmıyor.
[0:44:58.800] Bu durum hücrenin yaşamı boyunca maruz kaldığı diğer türdeki hasarlardan
[0:45:04.800] kaynaklanıyor. Yani hem insanlarda hem farelerde gördüğümüz zombi hücreler
[0:45:12.559] sanki çok fazla bölünmüş gibi davranan hücrelere benziyor. Ancak bu hale fazla
[0:45:19.880] bölünme nedeniyle değil farklı bir mekanizma sonucu mesela DNA hasarı gibi
[0:45:25.559] bir sebeple geliyor. Seni can kulağıyla dinliyorum çünkü
[0:45:29.599] nihayet gerçekten longevity Escape Velocity'yi gerçeğe dönüştürmek için
[0:45:34.680] çalışan biriyle konuşuyorum. Bu aslında vakfının da adı. Anlamını tam
[0:45:40.319] kavrayabilmek için çevirmem gerekti. Yapımcım sonunda bana açıkladı.
[0:45:45.280] Roketlerin gökyüzüne çıkarken atmosferin sınırını aşması ile ilgili bir örnek
[0:45:50.160] verdi. Sen sağlığa odaklandığını söylüyorsun. Amacının insanları sonsuza
[0:45:55.480] kadar yaşatmak olmadığını da biliyorum. Ama senin ve diğer araştırmacıların
[0:46:01.319] üzerinde çalıştığı şeyler gerçekten işe yaramaya başladığında o zaman artık hiç
[0:46:07.079] ölmeyecek miyiz diye hiç düşündün mü? Dünya nasıl bir yer olurdu sence? Yoksa
[0:46:12.480] bunu zamanı geldiğinde mi düşüneceksin? Tabii ki bunu çok düşündüm. Üstelik bunu
[0:46:19.119] düşünen tek kişi de ben değilim. Zaten her röportaj yaptığımda insanlar mutlaka
[0:46:24.559] bu soruyu soruyor. Tabii ki.
[0:46:27.000] Evet. Tabii ki. İnsanların artık hastalanmadığı bir dünyada her şey çok
[0:46:32.200] farklı olacak. Bugün toplumun büyük bir kısmı insanların yaşlandıkça
[0:46:37.520] hastalandığı gerçeği üzerine kurulmuş durumda. Ama bu artık geçerli olmayacak.
[0:46:43.359] Her şey değişecek. Kuşaklar arasındaki fark bile bambaşka olacak. Düşünsene
[0:46:50.000] insanlar torunlarıyla dans pistinde aynı enerjiyi yakalayabildiğinde
[0:46:56.040] aralarındaki bağ da çok daha güçlü olacak.
[0:47:04.359] Şu anda insanların sağlık sigortası, hayat sigortası ya da emeklilik planı
[0:47:10.440] gibi büyük harcamalara para ayırma biçimi hep insanların ne kadar süre
[0:47:15.960] yaşayacakları beklentisine dayanıyor. Günümüzde çoğu insan ebeveynlerinden
[0:47:21.559] sadece birkaç yıl daha uzun yaşayacağını düşünüyor. Ama çok yakında insanlar
[0:47:27.240] neredeyse sınırsız yaşayabileceklerini düşünmeye başlayacak ve bu da
[0:47:31.880] hayatlarını nasıl planladıklarını kökten değiştirecek. İnsanlar artık buna
[0:47:37.839] imkanları olduğu için çocuk sahibi olmayı çok daha ileri yaşlara
[0:47:43.119] erteleyebilir. Bir ülke demografik geçiş denen süreci yaşadığında yani kadınlar
[0:47:50.760] yeterli eğitime, özgürlüğe ve kendi yaşamlarını şekillendirme gücüne
[0:47:56.480] kavuştuğunda genellikle kadın başına düşen çocuk sayısında çok belirgin bir
[0:48:01.240] düşüş olur. Ama aynı zamanda kadınların çocuk sahibi olma yaşı da her zaman
[0:48:07.240] artar. Bunun nedeni gayet basit. Kadınlar çocuk sahibi olmadan önce
[0:48:12.480] hayatlarında başka şeyler yapmak istiyorlar. Çünkü çocuk sahibi olmak
[0:48:17.359] gerçekten çok zaman ve enerji alan bir süreç. Menopozu ortadan kaldırdığımızda
[0:48:23.359] insanlar her yaşta güvenli bir şekilde çocuk sahibi olabilecek. Bu durumda
[0:48:29.359] kadınlar çocuk sahibi olmayı bir 10 yıl hatta birkaç 10 yıl daha erteleyebilir.
[0:48:35.200] Tabii aranızda menopozu dört gözle bekleyen artık regle olmamak fikrinden
[0:48:40.400] memnun olanlar da olabilir. Evet doğru. Mesela ben
[0:48:43.800] bu teknolojinin isteğe bağlı olarak açılıp kapatılabileceğini belirtmem
[0:48:47.960] gerekir. Yani bu durumun kalıcı olması gerekmiyor.
[0:48:51.760] Birbiriyle bağlantılı iki ü sorum var. O yüzden arka arkaya sıralayacağım.
[0:48:57.200] Birincisi bu sorunu çözmek için belki 20 yıl belki de daha kısa bir süre
[0:49:02.359] öngördüğünü biliyorum. Ama bundan da önemlisi fareler üzerinde yaptığın
[0:49:07.359] çalışmaları insanlara nasıl uyarlamayı planlıyorsun? Çünkü sonuçta biz fare
[0:49:12.000] değiliz ve diyelim ki her şey çözüldü. Artık elinde bir değil birden fazla
[0:49:17.119] müdahale yöntemi var. Sence bu tedavilerin işe yarayacağı belirli bir
[0:49:21.680] yaş olacak mı? Yani şu yaştan önce ya da şu yaştan sonra demek mümkün mü? Yoksa
[0:49:26.920] bu yöntemler hasar oluşmadan önce uygulanarak kişiyi tamamen koruyacak mı?
[0:49:31.839] Diyelim ki biri 20 yaşında ya da hükümetlerin bu tedavilere izin verdiği
[0:49:36.400] yaşta bu müdahaleleri almaya başlarsa o zaman vücudu hiç bozulmayan, hatalı
[0:49:42.280] hücreler üretmeyen biri mi olacak? Öncelikle insanların bu tedavileri hangi
[0:49:48.319] yaşta alması gerektiği ile ilgili ikinci sorunu yanıtlayayım. Bu tedaviler
[0:49:54.000] önleyici nitelikte çünkü henüz hasta olmayan kişilere uygulanması amaçlanıyor
[0:49:59.359] ama aynı zamanda bir tedavi özelliği de taşıyorlar. Çünkü kişiyi biyolojik
[0:50:04.920] olarak daha genç bir yaşa döndürmeyi yani aslında yenilemeyi hedefliyorlar.
[0:50:10.760] Bu da şu anlama geliyor. İnsanların bu tedavileri almaya başlaması için ideal
[0:50:16.280] yaş ortalama olarak 50 civarı olabilir. Ancak bu yaş kişiden kişiye değişir.
[0:50:22.359] Çünkü herkesin yaşlanma hızı farklıdır. Bundan sonra ise tedavilerin belirli
[0:50:28.200] aralıklarla tekrarlanması gerekir. Nasıl ki bir arabada düzenli bakım yapılmazsa
[0:50:33.760] sorun çıkar, insan vücudu da aynı şekilde sürekli önleyici tedavi ister.
[0:50:39.760] Evet. İnsanlar artık hiç hasta olmayacak. Çünkü vücutlarında hastalığa
[0:50:44.559] yol açacak kadar hasar birikmeyecek. Şimdi farelerde işe yarayan şeyleri
[0:50:49.720] insanlara nasıl uyarlayacağımızla ilgili ilk soruna gelirsek bu noktayı doğru
[0:50:54.359] anlamak çok önemli. Herkes bilir ki farelerde belirli hastalıklara karşı
[0:50:58.680] etkili olan pek çok yöntem insanlarda aynı sonucu vermez. Bu yüzden bir tedavi
[0:51:04.240] halka sunulmadan önce insan üzerinde klinik deneyler yapılması gerekir. Yine
[0:51:08.599] de fare deneylerini tamamen bırakmıyoruz. Çünkü eğer bir şey
[0:51:12.799] farelerde işe yarıyorsa en azından insanlarda işe yarama ihtimali vardır.
[0:51:17.480] Ama farelerde bile işe yaramıyorsa o yöntemi zaten bir kenara bırakmak
[0:51:21.359] gerekir. Bu yüzden fare çalışmaları hala önemli. Ama bundan da önemlisi bu
[0:51:26.640] konunun bir de diyelim ki iletişimsel ya da algısal yönü var.
[0:51:31.240] Şu anda farelerin yaşam süresini uzatma konusunda kaydettiğimiz ilerleme
[0:51:36.599] neredeyse sıfır. Az önce bahsettiğim türdeki deneyleri düşünelim. Normalde
[0:51:42.119] 2,5 yıl yaşayan fareleri alıp 1,5 yaşına geldiklerinde tedaviye başlıyoruz. Şu
[0:51:48.680] ana kadar onların yaşam süresini yalnızca yaklaşık 4 ay uzatabildik. Aynı
[0:51:55.079] soruyu 50 yıl önce sorsaydın sonuç yine aynı olurdu. O zaman da 2,5 yıl yaşayan
[0:52:02.079] farelere 1,5 yaşında tedavi uygulandığında yaşamları en fazla 4 ay
[0:52:08.640] uzuyordu. Yani yarım yüzyılda hiçbir ilerleme kaydedemedik.
[0:52:13.680] Bu yüzden devlet gibi büyük fon sağlayan kurumların ortada bir ilerleme yok. Ne
[0:52:20.200] yapılacağını bilmiyorsunuz. O halde kaynak da yok demesi aslında mantıksız
[0:52:25.559] değil. Ama eğer biz gerçekten ilerleme kaydedebilirsek,
[0:52:30.839] örneğin farelerde çoklu bir yaklaşımla yani birden fazla eee yöntemi eee bir
[0:52:38.040] arada kullanarak aynı deneyde yaşam süresini 12 ay uzatabilirsek yani etkiyi
[0:52:44.319] 3 katına çıkarabilirsek o zaman herkes bunun bambaşka bir aşama olduğunu
[0:52:50.240] anlayacak. Uzmanlar da bunu açıkça söyleyecek. Bu durum hem kamuoyunun
[0:52:55.760] bakışını hem de devlet politikalarını kökten değiştirecek.
[0:53:01.040] Kısacası şu sıralar benim sloganım şu: "Yaşlanmayı yeni Covid haline getirmek
[0:53:07.319] istiyorum. Toplumun yaşlanmayı 5 yıl önce Covid'e baktığı şekilde görmesini
[0:53:13.160] istiyorum. 5 yıl önce olanlar çok önemliydi. Bir anda yeni bir sorunla
[0:53:18.400] karşılaştık ve toplum olarak yeterince çabalarsak bunu çözebileceğimize
[0:53:24.040] inandık. Ayrıca herkes bu sorunu olabildiğince hızlı çözmek istedi.
[0:53:29.200] Sonuçta aşılar bir yıldan kısa sürede geliştirildi ve tüm dünyaya dağıtıldı.
[0:53:34.359] Şunu bilmek önemli. O zamana kadar herhangi bir aşının geliştirilip küresel
[0:53:39.839] olarak dağıtılması en hızlı 10 yıldan uzun sürmüştü. Yani biz o süreçte işleri
[0:53:45.799] 10 kat daha hızlı yaptık. Peki bunu nasıl başardık? Çok basit. Kuralları bir
[0:53:51.640] kenara bıraktık. Dünyadaki hükümetler işleri mümkün olduğunca hızlı
[0:53:56.960] halledebilmek için kendi koydukları düzenlemeleri bile görmezden geldiler.
[0:54:03.359] Bunu yaptılar çünkü halk bunu istiyordu. Ayrıca yeniden seçilmek istiyorlardı.
[0:54:08.160] Hepsi bu kadar. Peki fark neydi? Şu bunu başarabilmek için birçok kural
[0:54:14.000] esnetildi. Bazı adımlar atlandı ve artık biliyoruz ki bunun sonucunda bazı
[0:54:19.440] insanlar olumsuz etkilendi. Kimileri uzun süreli Covid geçirdi. Kimilerinin
[0:54:24.319] yaşadığı bazı sağlık sorunları da muhtemelen aşıların yan etkileriydi. Ama
[0:54:28.599] bu yine de iyi bir şeydi. Çünkü zarar görenlerin sayısı aşıyı 10 yıl yerine
[0:54:33.680] bir yılda geliştirip dağıtarak kurtarılan milyonlarca hayatın yanında
[0:54:37.960] çok küçük bir orandı. Yaşlanma konusuna da tam olarak bu bakış açısıyla
[0:54:42.680] yaklaşmamız gerekiyor. Ben laboratuvar ortamında yeterince güçlü ve çarpıcı
[0:54:47.839] sonuçlar elde edebilirsek aynı anlayışın yaşlanma araştırmalarına da
[0:54:52.160] yansıyabileceğine inanıyorum. Seni maddi kaynaklar dışında engelleyen
[0:54:57.480] şeyler neler sence? Araştırmalarının ilerlemesini zorlaştıran başka ideolojik
[0:55:03.799] ya da benzeri etkenler var mı? Aslında hayır. Herkes bunun olmasını istiyor.
[0:55:09.520] Bilim camiası bu tür deneylerin tamamen arkasında gerçekten olmasını istiyor.
[0:55:14.319] Daha geniş anlamda da dünya yaptığımız çalışmalara büyük ilgi gösteriyor. Yani
[0:55:19.520] hayır bence tek engel gerçekten para. Sosyal medyada oldukça aktifim ve bazen
[0:55:25.319] kendi uyguladığım yöntemleri orada paylaşıyorum ama sürekli şöyle mesajlar
[0:55:30.280] alıyorum. Niye bu kadar ölmemeye çalışıyorsun? ya da artık kendinden çok
[0:55:35.599] daha genç insanlarla takıl. Çünkü biz gideceğiz, sen burada kalacaksın. Bazen
[0:55:41.119] alaycı, bazen eleştirel, bazen de kaba yorumlar geliyor. Ama senin de
[0:55:46.240] söylediğin gibi bu konuya tüm insanlığın ortak bir mesele olarak bakması
[0:55:50.880] gerekiyor. Bu ben daha uzun yaşamak istiyorum meselesi değil. Bu insanlığın
[0:55:56.599] kaynaklarını daha iyi kullanması ve yaşamı bir bütün olarak koruma meselesi.
[0:56:02.480] Aynen öyle. Aslında insanların longevity fikrine bu
[0:56:07.559] kadar takılmasının nedeni psikolojik bir savunma mekanizması. İnsanlar yaşlanma
[0:56:14.000] konusunu zihinlerinden uzaklaştırmak için bunu bir bahane haline getiriyor.
[0:56:19.480] Bu tedavileri isteyenler bencil diyorlar ya da ölüm yaşamın anlamını veriyor.
[0:56:24.920] Diktatörler sonsuza kadar mı yaşayacak? Eee, peki emeklilik maaşlarını kim
[0:56:30.520] ödeyecek? Şeyler söylüyorlar. Bu tür argümanlar tamamen çocukça hatta saçma.
[0:56:37.960] Ama insanlar yine de onlara tutunuyor. Ne kadar anlatsan da bu düşüncelerin
[0:56:43.319] neden mantıksız olduğunu açıklasan da fark etmiyor. Çünkü insanlar
[0:56:48.119] umutlanmaktan korkuyor. Bu tedavilerin zamanında
[0:56:52.520] geliştirilebileceğine, kendileri ya da aileleri için işe
[0:56:56.240] yarayabileceğine inanıp sonra hayal kırıklığı yaşamaktan çekiniyorlar. O
[0:57:01.640] yüzden kendilerini duygusal olarak korumak için bu masallara sarılıyorlar
[0:57:06.480] ve konuyu bilinçli olarak zihinlerinden uzak tutuyorlar.
[0:57:10.640] Bence insanlara farkındalık kazandıran şeylerden biri şu. Günümüzdeki
[0:57:15.000] araştırmalar genç nesillerin bizim kadar uzun yaşamayacağını gösteriyor. Çünkü
[0:57:20.039] biz zaten yaşamımız boyunca pek çok zararlı etkiye maruz kalıyoruz. Onlar
[0:57:25.119] bundan da fazlasına maruz kalacaklar. Mesela daha fazla wifi, daha fazla uçuş,
[0:57:29.880] daha fazla pestisit, kısacası biyolojimize zarar verebilecek her
[0:57:33.640] şeyden daha fazlası. Belki de bu farkındalık onların karşılaştığımız
[0:57:38.039] sorunlarla mücadele etme konusunda daha bilinçli olmalarını sağlar.
[0:57:42.440] Bence bu düşünce tam olarak doğru değil. Teknolojinin bize kazandırdığı pek çok
[0:57:48.559] şeyin hem olumlu hem de olumsuz etkileri var. Ama genel olarak gelişmeler her
[0:57:55.119] yerde aynı hızda olmasa da ilerleme devam ediyor. Buna güzel bir örnek
[0:58:01.039] bağışıklık sistemi. Artık batı dünyasında neredeyse hiç kimse genç
[0:58:06.000] yaşta enfeksiyonlardan ölmüyor. Oysa 200 yıl önce durum çok
[0:58:11.960] farklıydı. Birçok insan enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyordu. Bunun
[0:58:17.760] doğal bir sonucu olarak günümüzde insanların bağışıklık sistemi 200 yıl
[0:58:23.640] öncesine göre daha zayıf hale geldi. Yani modern tıp bir anda ortadan
[0:58:28.200] kalksaydı ciddi sorunlarla karşılaşırdık. Ama modern tıp ortadan
[0:58:32.720] kalkmayacak. Bu yüzden endişelenmeye gerek yok. Yani diyorsun ki her gün
[0:58:38.359] karşılaştığımız şeylerle mücadele ederek aslında daha da güçleniyoruz. Öyle mi?
[0:58:43.960] Evet doğru. Teknoloji hayatı daha iyi hale getiriyor.
[0:58:47.920] Tabii. Hayır. Hayır. Ben de sana katılıyorum. Söylemek istediğim şey
[0:58:52.119] biyolojimizi etkileyen olumsuz etkenlerin artık çok daha fazla olduğu.
[0:58:56.599] Demek istediğim buydu. Gerçekten harika bir sohbetti. Çok şey öğrendim. Son bir
[0:59:01.160] sorum var. Sence bu mesele yani sağlıklı uzun yaşam gerçekte ne zaman
[0:59:05.640] çözülebilir? Tabii bu teknoloji hala gelişme
[0:59:08.680] aşamasında. Bu yüzden bu soruya ancak olasılığa dayalı bir yanıt verebilirim.
[0:59:13.319] Bence şu anda orta yaşta olan insanlara bu tedavileri uygulamaya başladığımızda
[0:59:18.920] onların sağlıklı yaşam sürelerini 20 yıl uzatma şansımız yaklaşık %50. Bunu da
[0:59:24.319] büyük olasılıkla önümüzdeki 12 ila 15 yıl içinde yani 2030'ların sonuna kadar
[0:59:30.880] başarabiliriz. Eee bu hedef eee önümüzdeki 5 yıl içinde fareler üzerinde
[0:59:36.240] önemli ilerleme kaydetmemize bağlı. Eğer bunu başarabilirsek eee yaşlanmayı tıpkı
[0:59:41.720] Covid gibi ele alınan küresel bir öncelik haline getirebiliriz. toplum
[0:59:45.920] yaşlanmayı gerçekten tıbbi olarak kontrol altına alınabilecek bir durum
[0:59:50.039] olarak görmeye başladığında ilerleme çok daha hızlanır ve muhtemelen 10 yıldan
[0:59:55.039] kısa sürede eee hedefe ulaşılır. Ama dediğim gibi bunun gerçekleşme olasılığı
[1:00:00.520] yaklaşık %50. Çünkü bu teknoloji hala gelişme aşamasında.
[1:00:05.680] Evet. Tamamen haklısın. Bence bu son cümle neyi başarmaya çalıştığını
[1:00:10.520] gerçekten çok iyi açıkladı. Çünkü longevity kelimesi yani sonsuza kadar
[1:00:15.359] yaşamak ya da çok uzun yaşamak fikri insanlık için belki de ürkütücü ve
[1:00:20.200] farklı geliyor. Ama senin aslında söylemek istediğin şey şu. Biz
[1:00:24.480] hastalıkları çözmeye çalışıyoruz ki insanlar sağlıklı bir yaşam sürebilsin.
[1:00:29.359] İster 20 yıl yaşa, ister daha fazla eğer böbrek hastalığın, diyabetin veya
[1:00:34.680] kanserin yoksa bu hastalıklar olmadan rahatlıkla bir 20 yıl daha
[1:00:39.319] yaşayabilirsin. Yani asıl amaç bu. Doktor D. Grey, zaman ayırdığın için çok
[1:00:44.839] teşekkür ederim. Türkiye'de seninle röportaj yapma şansına sahip ilk kişi
[1:00:49.720] olduğum için gerçekten çok özel hissediyorum. Harikasın. Bu zorlu
[1:00:54.119] çalışmaya devam et. Çünkü bu alanda çalışan en etkili kişisin.
[1:00:58.319] Beni programa kabul ettiğin ve bu işle bu kadar ilgilendiğin için çok teşekkür
[1:01:02.599] ederim Esra.
*Transkript YouTube'dan alınmıştır.
"Ayık Kafa'nın her bölümünde sorum şu: Daha iyi bir yaşam nasıl mümkün?"
DR. ESRA ÇAVUŞOĞLU
Ceo & Co-founder