Sağlık Bağırsakta Başlar

Ayık Kafa’nın bu kolaj podcast’inde Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD: Dr. Kiran Krishnan, PhD, Dyt. Yeşim Temel Özcan, Dr. Sepp Bodo Fegerl, MD, Prof. Dr. Pelin Arıbal Ayral, Dr. Steven Gundry, MD ve Dr. Sabine Hazan, MD ile bağırsak sağlığını farklı yönleriyle ele alıyor.

Prof. Brian Kennedy

Özet

Kiran Krishnan, beslenme çeşitliliğinin azalması, işlenmiş gıdalar ve çevresel kimyasalların mikrobiyom bütünlüğünü nasıl bozduğunu anlatıyor. Paketli gıdalardaki katkı maddeleri ve plastik ambalajlardan geçen kimyasalların bağırsak bakterileri üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor.
52. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=X9umQIe0LIQ

Yeşim Temel Özcan, bağırsaktaki yararlı ve zararlı mikroorganizmalar arasındaki dengenin bozulmasını, yani disbiyozu açıklıyor. İyi bakterilerin yeniden çoğaltılması ve bağırsak bariyerinin onarılmasının neden uzun bir süreç olduğunu anlatıyor.
110. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=sywMK2YyFmg

Sepp Bodo Fegerl, iyi sindirilemeyen besinlerin bağırsakta fermantasyona uğrayarak zararlı metabolitlere dönüşebileceğini anlatıyor. Bu maddelerin karaciğer üzerindeki yüküne ve beyin sisi, cilt sorunları ve metabolik bozulmalarla ilişkisine dikkat çekiyor. 107. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=tutyha15eJc

Pelin Arıbal Ayral, bağırsak bariyerinden sızan maddelerin kan dolaşımı ve vagus siniri üzerinden beyni nasıl etkileyebileceğini anlatıyor. Bağırsak kaynaklı enflamasyonun beyin sisi, dikkat sorunları ve kaygıyla ilişkisine dikkat çekiyor.
44. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=dUuGSW74wb0

Steven Gundry, baklagil ve tahıllardaki lektinleri, bu besinlerin hazırlanma biçimi üzerinden ele alıyor. Islatma, fermantasyon ve doğru pişirme gibi geleneksel yöntemlerin bağırsak sağlığındaki rolünü anlatıyor.
31. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=g6an8XDHsRw

Sabine Hazan, hazımsızlık, şişkinlik, gaz, ishal ve kabızlık gibi belirtilerin bağırsak sağlığı hakkında verebileceği sinyalleri anlatıyor. Gıdanın kaynağına dikkat etmeyi, yoğurt ve fermente ürünler tüketmeyi ve “organik” etiketine körü körüne güvenmemeyi vurguluyor.
93. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=WipAjRRwPEI

T.C. İstanbul Gedik Üniversitesi’ne ne teşekkür ederiz. https://www.gedik.edu.tr/

00:00-02:09 Giriş
02:09-12:20 Mikrobiyomun bütünlüğü nasıl bozuluyor? / Dr. Kiran Krishnan, PhD
12:20-21:55 Disbiyoz ve bağırsak bariyerinin onarımı / Dyt. Yeşim Temel Özcan
21:55-30:29 Bozulan sindirim vücudu nasıl etkiliyor? / Dr. Sepp Fegerl, MD
30:29-39:48 Geçirgen bağırsaktan beyne: Enflamasyon ve sisli beyin / Prof. Dr. Pelin Arıbal Ayral
39:48-48:15 Besinlerin hazırlanma biçimi bağırsağı nasıl etkiliyor? / Dr. Steven Gundry, MD
48:15-56:13 Bağırsaklardaki sorunları nasıl anlarız? / Dr. Sabine Hazan, MD

*UYARI* Aylık Kafa’daki bilgiler ve beyanlar kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik işlemlerinizi doktorunuza danışınız. İçeriklerde EMC Medya Yayıncılık Ticaret Ltd. Şti.’nin, araştırmacılarının, danışmanlarının ve yazarların / bilim insanlarının hazırladığı bilimsel çalışmalar ve kamuya açık yayınlardan derlemelerle elde edilen veriler, yalnızca bilgilendirme amacıyla paylaşılmaktadır. Yayınlarımızda tanı yahut tedaviye ilişkin sağlık beyanları yer almamaktadır.

Transkrİpt

1. BÖLÜM: GİRİŞ

00:00
Bu şeyler, güvenli seviyenin 3.000 katı daha fazla mikroplastik maruziyetine neden oluyor.

00:05
O denge patojenler lehine bozulduğu andan itibaren biz hasta olmaya başlıyoruz.

00:10
Bağırsakta aşırı fermantasyon olursa bazı mikroorganizmalar karbonhidratları alkole çevirir. Yani kişi alkol almadan vücudunda alkol üretebilir.

00:20
Bağırsağımız sakin ve huzurluysa beynimiz de huzurludur. Bağırsaklarımız rahatsız ve sıkıntılıysa beynimiz de kaygılıdır.

00:30
Ne yiyorsan osun ama yediğin şey ne yiyorsa sen de osun. Bağırsaklarınızı dinleyin.

00:38
Hazımsızlık, karın ağrısı, mide bulantısı, gaz, şişkinlik, ishal, kabızlık… Bunlar başlangıç sinyalleri.

00:46
Ben Esra Çavuşoğlu. 20 yıldır ayık bir hayat yaşıyorum. Bağımlılık hastalığıyla mücadelem beni bedenimi ve performansımı iyileştirmek, hayat kalitemi artırmak, daha sağlıklı ve uzun yaşamak için yeni yöntemler, cihazlar ve takviye ürünler araştırmaya yönlendirdi.

01:01
Bağımlılık hastalığı, biohacking ve longevity alanlarındaki kendi deneyimlerimden dünyadaki son gelişmelere, çığır açan girişimcilerden uzman akademisyenlere kadar yıllardır yaptığım sohbetler artık her hafta Ayık Kafa Podcast’te.

01:15
Üniversiteyi sadece dersler, vizeler ve finaller olarak düşünme. Asıl mesele, okurken kendini keşfetmek, üretmek, projelerde yer almak ve mezun olmadan gerçek dünyayı tanımaya başlamak.

01:22
Bir yandan psikolojiyle insanı daha iyi anlayabildiğin, beslenme ve sağlık bilimleriyle iyi yaşamanın ne demek olduğunu öğrendiğin, mühendislik ve yönetim bilişim sistemleriyle teknolojiyi, veriyi ve sistemleri çözümleyebildiğin bir üniversite düşün.

01:37
Yani sadece bilgi aldığın değil; düşündüğün, ürettiğin ve fikirlerini hayata geçirebildiğin bir yer.

01:45
İstanbul Gedik Üniversitesi, öğrencilik hayatını gerçekten yaşarken geleceğini kurabileceğin bir deneyim sunuyor.

01:55
[Müzik]

01:56
Ayık Kafa’nın daimi destekçisi Gedik Eğitim Vakfı’nın sağladığı katkıyla size dünyanın önde gelen uzmanlarını konuk olarak getirmeye devam ediyoruz.

02:05
Siz de Ayık Kafa’ya abone olarak destek verebilirsiniz.

2. BÖLÜM: MİKROBİYOMUN BÜTÜNLÜĞÜ NASIL BOZULUYOR? / DR. KIRAN KRISHNAN, PhD

02:09
Klinik araştırmalar yapan bir mikrobiyologsun.

02:14
Probiyotikler ve insan mikrobiyomu üzerine yürütülen 18 farklı klinik çalışmada yer alıyorsun.

02:22
Akademik dergilerde yayımlanmış klinik çalışmaların var. Birçok şirketin bilim kurulundasın. Küresel çapta birçok patentin var ve aslında uzmanlık alanın tamamen mikrobiyomlar.

02:31
Açıkçası Ayık Kafa Podcast işine girene kadar bu konularla ilgili pek fazla araştırma yapmamıştım ve bağırsak mikrobiyomundan başka mikrobiyomlar olduğunu bile bilmiyordum.

02:47
Sonra bir tane daha ekledim. Önce cilt mikrobiyomunu duydum.

02:52
Ardından vajina mikrobiyomunu. Ama şimdi her şeyin bir mikrobiyomu olduğunu duyuyorum. Bir podcast’te seni dinledim.

02:59
Akciğerler, o, bu derken aslında her organın bir mikrobiyomu olduğunu öğrendim.

03:04
Sen bu işin uzmanısın. O yüzden sana birçok sorum var. Açıkçası sadece bağırsak mikrobiyomu bile kafamı karıştırmaya yetiyordu.

03:12
Şimdi üstüne bir de diğerleri ekleniyor. Beni dinleyen birçok kişi muhtemelen bağırsak mikrobiyomunun ne olduğunu, sağlıklı olması gerektiğini, geçirgen bağırsak sendromunu falan artık biliyordur.

03:28
O yüzden sorularıma şöyle başlayayım: Bağırsak mikrobiyomu bütünlüğünü nasıl kaybediyor?

Bu gerçekten harika bir soru. Ayrıca vücudun her bölümünün kendi mikrobiyomuna sahip olduğu konusunu tekrar belirttiğin için de teşekkür ederim.

03:37
Bu kesinlikle doğru. Yani beynimizde bile mikroplar var.

03:45
Beyin omurilik sıvımızda mikroplar bulunuyor. Gözlerinin bile kendine ait mikropları var. Yani her yerde mikroplar var.

03:53
Ve aslında bir bölgedeki mikroplar; bakteriler, virüsler ve diğer tüm mikroorganizmalar, o bölgenin nasıl işlediğini belirlemeye yardımcı olur.

04:02
Eğer bu mikropları davranışlar yoluyla değiştirirseniz, o zaman o vücut parçasının nasıl işlediğini de değiştirmeye başlarsınız.

04:13
Bu cilt için, bağırsaklar için, akciğerler için; kısacası her şey için geçerli.

04:19
Mikrobiyotayı olumsuz yönde değiştirme fikri aslında gerçekten çok önemli bir nokta. Çünkü bu, vücudunuzun o bölümünün nasıl çalıştığını değiştirir.

04:30
İnsanların bilmesi gereken en önemli şeylerden biri şu: Organ sistemlerimiz belirli bir şekilde çalışmak üzere tasarlanmıştır ancak bu organlardaki mikroplar, onların nasıl çalışacağını büyük ölçüde belirler.

04:44
Bu yüzden mikrobiyotadaki bu değişimlere neyin sebep olduğunu sorman çok önemli bir soru. Çünkü çoğu insan için problemler tam da burada başlıyor.

04:53
Bağırsak mikrobiyotası ve dolayısıyla diğer mikrobiyotalar açısından baktığımızda, diyet en büyük etkiyi yaratan faktörlerden biridir.

05:00
Bağırsak mikrobiyotası yıllar süren ortak evrim süreciyle şekillenmiştir. Yani mikroplar bizimle birlikte evrim geçirmiştir.

05:11
Onlar bizim içimizde ve çevremizde yaşarlar. Sürekli olarak sistemimize girip çıkabilirler.

05:18
Çoğu uzun süre bizimle kalır ancak bazıları dışarı çıkar, geri döner ve çevremize ve davranışlarımıza uyum sağlar.

05:24
Yüz binlerce yıl boyunca bu mikroplar belirli türde yiyecekleri tüketmeye adapte olmuştur.

05:32
İnsanlar genellikle omnivor, yani hepçil canlılardır. Dolayısıyla pek çok farklı şey yememiz gerekir. Kuruyemişler, tohumlar, bitkiler, hayvansal gıdalar gibi birçok farklı besini tüketiriz.

05:43
Ancak diyetinizin çeşitliliğini azaltmaya başladığınızda, yani yalnızca işlenmiş gıdalar tükettiğinizde ya da eliminasyon diyetlerine yönelip yalnızca et veya yalnızca bitkisel besinler yemeye başladığınızda, yediklerinizi daraltırsınız.

05:58
Bu da mikroplarınızın kötü yönde değişmesine neden olan en etkili faktörlerden biridir.

06:06
Sonrasında işlenmiş ve paketlenmiş gıdalara yönelme durumu ortaya çıkar. Çoğu insanın beslenmesinin büyük bir kısmı paketlenmiş gıdalardan oluşuyor.

06:13
Paketlenmiş gıdalarla ilgili üç büyük problem var.

Birinci problem, bu gıdaların genellikle çok yüksek kalorili ancak besin değeri açısından düşük olmasıdır.

06:21
Kalori, enerjinin bir ölçüsüdür. Ancak besin değeri hem mikropları hem de kendi hücrelerinizi beslemek için son derece önemlidir.

06:37
Vitaminler, mineraller, polifenoller ve gıdalardaki diğer önemli bileşenler burada devreye giriyor.

06:44
Eğer yüksek kalorili ancak düşük besin değerine sahip gıdalar tüketiyorsanız hem kendi sisteminizi hem de mikroplarınızı yeterince beslemiyorsunuz demektir.

06:53
Ancak yine de aşırı kalori alıyorsunuz. Bu da metabolik sisteminizi bozuyor.

İkinci problem, bu gıdaların içerisinde birçok sentetik bileşen bulunmasıdır.

07:01
Örneğin tatlandırıcılar, renklendiriciler, pestisitler ve herbisitler.

07:10
Tarımsal üretimde kullanılan bu maddeler işlenmiş gıdalara eklenir. Bunun yanında bağlayıcı maddeler, yani emülgatörler gibi katkı maddeleri de kullanılır ve bunlar oldukça problemli olabilir.

07:25
Üreticiler bu bileşenleri gıdaların raf ömrünü uzatmak için kullanır. Aynı zamanda ambalaj sırasında gıdalara belirli bir renk, tat, şekil ve form kazandırmak için de kullanılırlar.

07:39
Tüm bu tür bileşikler oldukça yeni bileşiklerdir. Bu bileşiklerin birçoğu son 50 yıl içerisinde ortaya çıktı.

07:48
Daha önce de belirttiğim gibi mikrobiyom yüz binlerce yıl boyunca evrimleşti. Yani mikrobiyom, bu tür kimyasallarla nasıl başa çıkacağını bilerek evrimleşmedi.

07:56
Sonuç olarak bu kimyasallar mikrobiyomu bozarak faydalı mikropları da ortadan kaldırma eğilimindedir.

Ve son olarak bu gıdaların ambalajlanması var.

08:04
Bu tür gıdaların çoğu plastik ambalajlarla gelir. Plastik ambalaj ise BPA, yani bisfenol A ve bisfosfonat gibi endüstriyel kimyasal maddelerin gıdaya sızması anlamına gelir.

08:20
Bu şekilde yüksek düzeyde mikroplastik ve ftalatlar gibi plastikle ilişkili kimyasallar alıyoruz.

08:29
Bu kimyasalların mikrobiyomunuz üzerinde büyük bir olumsuz etkisi var. Yine mikrobiyomunuz bunlara yalnızca son bir iki nesildir maruz kalıyor.

08:40
Dolayısıyla mikrobiyomun bu kimyasallarla nasıl başa çıkacağını öğrenmesi için yeterli zaman olmamıştır. Bu nedenle bu maddeler mikrobiyoma zarar verme eğilimindedir.

08:47
Bu yüzden yiyeceklerin en büyük etkenlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Başka şeyler de var.

08:49
Ben bu plastiklerden bahsedince sana bir şey sormak istiyorum. Çünkü ben de bunun nasıl olduğunu anlamaya çalışıyorum.

08:53
Tabii siz birçok araştırma yapıyorsunuz ve nasıl işlediğini, nasıl gerçekleştiğini çok iyi biliyorsunuz. Plastik ambalajdaki bir gıdaya nasıl mikroplastik bulaşır ya da mikroplastikler nasıl oluşur? Bunu gerçekten kafamda canlandıramıyorum.

09:09
Tabii. Şöyle düşün: Plastikler aslında petrol ürünlerinden üretilir. Yani petrolden gelirler.

09:16
Petrol ve onun moleküler yapısı karbon bazlı bir sistemdir. Karbon ve hidrojen atomları kimyasallar kullanılarak birleştirilir.

09:25
Bu kimyasallar bisfosfonat gibi maddelerdir. Sonuçta o sıvı yağı beyaz bir plastiğe dönüştürüyorsunuz.

09:33
O yağı alırsınız ve bir dizi kimyasal işlemden geçirirsiniz. İşte bu işlemler de yağı katılaştırır ve kullandığımız plastik hâline getirir.

09:41
Bu, karbon ve hidrojen atomlarının güçlü bir yapı oluşturmasını sağlar.

09:50
Daha sonra üzerine boya sürer ve düzgün görünmesi, hava geçirmez olması gibi özellikler kazandırmak için kimyasallarla kaplarsınız.

09:57
Yani plastiğin petrol temelli yapı taşları üzerine kullanılan kimyasallar zamanla gıdaya sızar.

10:07
Plastiklere baktığımızda çok katı görünüyor, değil mi? Üzerindeki o boyanın çıkmadığını sanabilirsiniz.

10:16
Ama plastik kaplarda yiyeceğinizi ısıttığınızda üzerine uygulanan kimyasallar yiyeceğe geçer.

10:24
Özellikle gıdanızı plastik kaplarda ısıtırsanız, ısı kimyasalların gıdaya sızmasını hızlandırır. Yani evet, bu neredeyse her plastik kapta olur.

10:33
Aynı şekilde geçirgen bağırsak sendromunu da anlamaya çalışıyordum ve birkaç bölüm önce bana konuk olan bir profesör bunu açıkladı.

10:44
Çünkü bu durumu tam olarak kavramak gerçekten zor. Gıdaya nasıl karışabileceğini anlamak da öyle.

10:52
Bunlar plastik içindeki mikropartiküllerdir ve bunlar gıdaya sızıyor.

10:58
Şu an için bu mikroplastiklere maruz kalmanın güvenli seviyeleri belirlenmiş olsa da son zamanlarda çıkan bir rapora göre birçok gıda türünde, bu paketlerden gıdalara geçen mikroplastik seviyeleri gerçekten çok yüksek.

11:15
Mesela bubble tea’ye bakalım. Türkiye’de de bubble tea var mı bilmiyorum ama burada, Amerika’da çok popüler.

11:24
Çay gibi ama içine buz ve aroma katılıyor. İçinde de küçük, patlayan aroma topları var.

11:32
Genellikle karbonhidrat ya da şekerle yapılırlar ve etraflarında onları jelimsi bir yapıda tutan bir kaplama vardır. Bunlara tapioka denir.

11:40
Bu şeyler, güvenli seviyenin 3.000 katı daha fazla mikroplastik maruziyetine neden oluyor.

11:48
Yani böyle masum gibi görünen bir şey… Alışveriş merkezine gittiğinde ya da sokakta yürürken bubble tea alıp içiyorsun. Lezzetli ve keyifli.

11:57
Ama sana o kadar çok mikroplastik ve kimyasal veriyor ki bunlar üreme sağlığını, gelişimi, mikrobiyomu ve beynini etkiliyor.

12:05
Kanser riskini artırıyor. Tüm bunlar sadece çok masum gibi görünen o içeceği içmekten kaynaklanıyor.

12:14
Ama kimyayı gerçekten incelediğinde bunun çok kötü bir şey olduğunu görüyorsun.

Nedir yani? GAPS ne yapar?

3. BÖLÜM: DİSBİYOZ VE BAĞIRSAK BARİYERİNİN ONARIMI / DYT. YEŞİM TEMEL ÖZCAN

12:22
GAPS de yine aynı mantıkla, bağırsak bariyerinin bütünlüğünü korumak ve aslında onu tamir etmek amacıyla uygulanıyor.

12:30
Çünkü öncelikle tabii ki GAPS, otizme çare olmak amacıyla başladı. Sonra otoimmün hastalıklarda da çok iyi işlediği görülünce doğal olarak diğer fizyolojik hastalıklara da yayıldı. Ama ilk başlarda daha çok otizmli çocuklar için uygulanıyordu.

12:44
Yarıyor mu? İşe yarıyor mu? Nasıl bir şey?

Yani şunu merak ediyorum. Bu bağırsak duvarını tamir etmek… Ben aylardır uğraşıyorum.

12:51
Yani aylardır uğraşıyorum ve o iş öyle kolay bir şey değil. Ben şöyle söyleyeyim, herhâlde altı ay olmuş mudur? Olmuştur.

13:04
Altı ayda üç tane dışkı testi yaptık. İlkinde zaten sorun ortaya çıktı.

13:15
Arada bağırsaktaki kötü bakterilere yönelik, sistemik etki yaratmayan bağırsak antibiyotiğini kullandık.

13:24
Ondan sonra takviyeler, şunlar bunlar… Bin tane supplement ekledik.

13:30
Sonra baktık hâlâ arada sorun var. Bir Rifaximin kürü daha yaptık. Bu sefer ikinci defa yapınca iyileri de kötüleri de götürmüştü.

13:42
Şimdi yeniden uğraşıyoruz. Yani öyle kolay değil. Hele Türkiye gibi takviye seçeneğinin az olduğu bir ülkede…

13:51
Yurt dışında hiç değilse bifidobakteriler gibi birçok şeye ulaşabiliyorsunuz.

13:55
Evet, bütün suşlara ulaşabiliyorsunuz.

Yani belli ki geçirgen bağırsak ya da bağırsaktaki iyi bakterilerin popülasyonunu artırmak ve bağırsak bariyerini tamir etmek o kadar hızlı olmuyor.

14:04
Bayağı meşakkatli bir iş.

14:13
Çok meşakkatli bir iş. Çünkü orada yaklaşık 500 milyon tür bakteri yaşıyor.

14:17
Ve bu bakterilerin kendi içerisinde bir dengesi var. Sağlıklı kalabilmemiz için o dengenin bozulmaması gerekiyor.

14:24
O denge bozulduğu andan itibaren…

Kısacık araya gireceğim. Şu an beni duyuyorsanız Ayık Kafa’yı izlediğinize eminiz. Peki abone misiniz? Bir kontrol eder misiniz?

14:32
Çok net bir şekilde abone sayımız, programa davet ettiğim doktorları ikna etme gücümüzü artırıyor.

14:42
Alanında dünyanın en iyi isimlerini burada izlemek için kanala abone olun.

Ve o denge patojenler lehine bozulduğu andan itibaren biz hasta olmaya başlıyoruz.

14:50
Buna disbiyoz deniyor.

14:54
Bağırsak hasarı. Ve öyle bir denge ki… Ben onu şuna benzetiyorum:

Patojenler ürediği için ve o patojenler bizim besinlerimizi kendi besinleri olarak kullandığı için çok hızlı çoğalıyorlar.

15:11
İki üzeri n şeklinde çoğalıyor patojenler. Yani geometrik hızla artıyorlar.

15:15
Fakat biz tedaviyi, antibiyotik de alsak probiyotik de alsak, aritmetik hızla yapıyoruz. Birer birer ilerliyoruz.

15:23
O yüzden o dengenin bozulmaması gerekiyor. Covid çok bozdu.

15:29
Covid zaten çok bozdu. Beslenme, Batı tipi beslenme…

Natasha hep şöyle derdi: Batı tipi beslenme ve özellikle annelerin çalışma hayatına atılması, paketli ve hazır gıdalara, hızlı yemek sistemine geçişle birlikte bu durumlar başladı.

15:45
O nedenle siz Doğu toplumları, özellikle annelerin hâlâ evde yemek pişirdiği toplumlar, çok şanslısınız derdi.

15:57
Bir de buranın turşu geleneği var. Çünkü fermantasyonun bu anlamdaki katkısını biliyorsunuz.

Tencere yemeğinin ve bir ritüel olarak şükürle, minnetle, vagus sinirini ve parasempatik sistemi aktive ederek yemek yemenin sindirimi olağanlaştırıcı etkisi var.

16:20
Bu anlamda bizim daha şanslı olduğumuzu söylerdi ama şu anda biz de kaptırmış durumdayız. Yani artık Batı’dan pek farkımız yok.

16:27
GAPS’e geri dönelim. Şimdi burada keto gibi mi? Beslenmeyi nasıl yapıyorlar?

16:34
GAPS’te sıralama nedir?

GAPS’in bir giriş diyeti vardır.

16:42
GAPS’in giriş diyeti, bildiğiniz kemik suyuyla bağırsakları onarmak üzerine kurulu bir giriş dönemidir.

16:48
Semptomlar sakinleşene kadar hasta kişiye, hasta çocuğa ya da kime uygulanıyorsa sadece kemik suyuna çorba verilir.

16:55
Sadece.

17:01
Bir dakika. Şimdi semptom otizmse mesela?

17:04
Aynen öyle.

Ne kadar sakinlemek? Üç gün, beş gün, üç ay?

Aslında şöyle: Otizmli çocuğumuzun bağırsakları rahatlayana kadar. Çünkü kronik konstipasyon olabiliyor ve neredeyse beş günde bir tuvalete çıkan çocuklarımız oluyor.

17:19
Bunu rahatlattığımız anda zaten semptomlar da rahatlayacak.

17:25
Anladım. Semptom derken o tip semptomlardan bahsediyoruz. Kafadaki semptomdan değil, ilk ve doğrudan semptomlardan.

17:30
Evet. Ya da örneğin bir artrit hastasındaki ağrılar geçene kadar.

17:39
Yani onu yoran ve etkileyen belirtiler azalıncaya kadar devam ediliyor.

Tabii kişinin dayanıklılık derecesine göre giriş diyetinde de aşamalarımız var.

17:49
O aşamalarda adım adım avokado ekliyoruz. Kemik suyuna bu kez sadece bağırsak dostu olan kereviz ve havuçtan çorbalar yapıyoruz.

17:58
Yavaş yavaş katı gıdaya geçiyoruz. Burada farkındaysanız hiç çiğ gıda vermiyoruz.

18:09
Çiğ gıda vermememizin sebebi şu: Otoimmün hastalığı olanların ciddi anlamda gastrointestinal sistem problemleri vardır.

18:16
Yani sindirim problemleri vardır.

18:20
Hazmedemezler. Ya çok fazla tuvalete çıkarlar ya da hiç çıkamazlar. Hep gaz, şişkinlik ve hazımsızlık problemleri vardır.

18:30
Dolayısıyla sindirimle ilgili sıkıntısı olan kişiye ekstra sindirim yükü verdiğiniz zaman, yani yemek verdiğiniz zaman semptomları artar.

18:41
Bu nedenle kemik suyu vererek aslında bir nevi kemik suyunu serum gibi düşünebilirsiniz.

Kemik suyunun içindeki prolin, glisin ve glutamin ne yapıyor?

18:52
Bağırsak duvarlarını onarmaya yardımcı olan amino asitlere sahip.

Beraberinde çok iyi bir mineral oranına sahip olduğu için elektrolit dengemizi de sağlıyor.

19:00
Sindirimi de kolaylaştırdığınız andan itibaren hiperaktif çalışan immün sistem sakinleşmeye başlıyor.

Sindirim sistemi de inanın immün sistem kadar bizden ATP çalar ve bizi yorar.

19:16
Bu nedenle sindirim orada sakinleşiyor.

19:19
Şurada bir şey enteresan. Geçen hafta Avusturya’daki Viva Mayr’ın başhekimi Sepp Fegerl bendeydi.

19:27
Mesela, “Yemekten sonra yürüyün.” denir ya…

19:31
Dedi ki: “Ne süratte yürüyorsun? Çünkü sindirimin o kadar ciddi bir enerjiye ihtiyacı var ki sen hızlı hızlı yürüyorsan sindirimine enerji kalmaz.”

19:39
“Çok yavaş, çok sakin, biraz vücudun hareket etsin diye yürüyorsan başka. Tempolu olmamalı.” dedi.

19:47
O tempolu yürüyüşü biz, “Köpek kovalıyormuş gibi yürü.” diye tarif ederiz. Ben de diyecektim ki onun aç karnına yapılması gerekiyor.

19:54
Yemekten sonraki yürüyüş gerçekten mide bağırsak hareketlerini desteklemek ve yemek sırasında oluşacak insülin direncini hafifletmek üzere önerilen bir harekettir.

20:03
Çünkü immün sistem çok ciddi anlamda enerji harcar.

20:10
Sindirim sistemini yavaşlatmak ya da durdurmak… Fasting mantığı da buydu.

20:15
Oruç mantığı da buydu. Sindirimi yavaşlatmakla birlikte sindirimin sizden çalmış olduğu ATP’leri ne yapıyorsunuz?

20:22
Vücudun kendi iyileşmesi için armağan ediyorsunuz.

20:30
Vücut o ATP’yi alıyor ve kendi iyileşmesinde kullanıyor. ATP’nin ne olduğunu da söyleyelim.

20:37
ATP vücudumuzun enerjisidir ve o enerji sayesinde bütün yaşamsal döngülerimiz yolunda gider.

20:44
Şimdi otizme tabii girmek çok derin olur. Girmeye gerek yok ama Amerika’dan birkaç doktor arkadaşımdan da biliyorum.

Bağırsak konusu çok yakın zamana kadar otizmde otoimmün bir mesele olarak görülmüyordu. Daha çok nörolojik bir problem gibi ele alınıyordu.

21:03
Biraz araştırma yaptım. Bahsedeceksek nasıl bahsedelim diye düşündüm.

Anladığım kadarıyla daha çocuk anne karnındayken annenin mikrobiyotasıyla başlayan bir süreç var.

21:19
Yani oradan başlayan bir bağırsak disbiyozu gibi anlıyorum.

21:23
En tipik senaryo o. Şu anda annenin bağırsak mikrobiyotasından çocuğun etkilendiği ya da çocuğun kendi mikrobiyotasından etkilendiği düşünülüyor.

21:32
Şu andaki en güçlü senaryolardan biri bu.

21:38
Ve bunun üzerine gelen antibiyotik tedavileri, erken yaşta viral enfeksiyonlara yakalanması gibi birçok çevresel etmen de var.

4. BÖLÜM: BOZULAN SİNDİRİM VÜCUDU NASIL ETKİLİYOR? / DR. SEPP FEGERL, MD

21:55
Otointoksikasyon kavramını biraz açıklayabilir misin? Çünkü sindirilmemiş gıdanın bağırsakta kalıp sistemi nasıl zehirleyebildiğini ve bunun beyin sisi, cilt problemleri gibi şeylere nasıl yol açtığını merak ediyoruz.

22:13
Bizlere biraz garip geliyor aslında. Çünkü burada konuştuğumuz pek çok şey fonksiyonel tıpta da sıkça dile getiriliyor. Ama siz doktorların kullandığı terimler daha çarpıcı. Mesela otointoksikasyon gibi.

22:26
Otointoksikasyondan bahsettiğimizde aslında bu, sadece onlarca yıldır değil, yüzyıllardır bilinen ve ortaya konmuş bir konu.

22:32
Sorun şu ki zamanla biraz unutulmuş.

Günümüzde artık buna otointoksikasyon demiyoruz.

22:40
Modern tıpta buna örneğin “auto-brewery syndrome”, yani otofermentasyon sendromu deniyor.

22:47
Bağırsakta alkol üretimi sendromu diye düşünebilirsin.

Mantığı şu: Bağırsakta aşırı fermantasyon olursa bazı mikroorganizmalar karbonhidratları alkole çevirir.

22:55
Yani kişi alkol almadan vücudunda alkol üretebilir.

Çünkü şunu fark ettiler: Eğer birinde fermantasyon sorunu varsa, yani kişi sindirebileceğinden daha fazla karbonhidrat tüketiyorsa bu gerçekleşebilir.

23:04
Burada şunu netleştireyim: Sindirim dediğimiz şey, yiyecekleri ya da molekülleri bağırsak hücrelerimin aktif ya da pasif şekilde emebileceği kadar küçük parçalara ayırmaktır.

23:11
Bu maddeler emildikten sonra dokulara sunulur.

23:22
Oradan lenf sistemi ya da venöz dolaşım yoluyla karaciğere taşınır. Karaciğer bunları kontrol eder, dönüştürür, metabolize eder ve ardından vücudun geri kalanına gönderir.

23:30
Yani sindirim için besinleri çok küçük yapılara, başka bir deyişle tek tek moleküller seviyesine kadar parçalayabilmem gerekir.

23:38
Mesela amino asitleri düşün.

23:45
Eğer sindirebileceğimden fazlasını tüketirsem ve bunu enzimlerle ya da mide asidinin yaptığı fiziksel parçalama ile yeterince kıramazsam, bu besinler bağırsakta emilmeden kalır.

24:01
Bağırsak aslında kaslı bir boşluk. Vücudun içinde sıcak, nemli, karanlık ve bakterilerle dolu.

24:07
Buna mikrobiyom diyoruz.

24:14
Eğer bakterilere önceden parçalanmış gibi olan bir besin sunarsam; yani sıcak, nemli ve karanlık bir ortamda bırakırsam hepimiz ne olacağını biliriz.

Bu, komposta olan şeyin aynısıdır. Fermantasyon başlar.

24:27
Hatta bazen çürüme de meydana gelebilir.

24:35
Tıpkı diş çürümesi gibi bağırsaklarda da bir bozulma meydana gelir.

24:41
Aynen öyle. Ve bununla birlikte aynı toksik maddeler de ortaya çıkar.

Mesela kadaverini düşün. Kadaverin, ölü bedenin oluşturduğu toksinlerden biridir.

24:48
Mesela akşam çok fazla tofu yediysem ve bu, sindirebileceğimden fazlaysa bakteriler bunu parçalamaya başlar.

24:56
Ortaya çıkan bazı metabolitler de bakterilerin bu besinlerle beslenmesi sonucu oluşur.

25:05
Ama bakteriler de tıpkı bizim gibi atık üretir. Sadece bunu bağırsakların içinde yaparlar.

25:14
Bağırsak aslında emmek için çalışan bir yapı. Bakteriler orada sorunlu bir madde üretirse vücut bunu da emiyor.

25:21
Yani aslında burada bahsettiğimiz şey doğrudan geçirgen bağırsak değil.

25:27
Bambaşka bir durum.

Bu gerçekten çok ilginç. Şöyle sorayım o zaman: Eğer sindirebileceğimizden fazla yersek bağırsakta sindirilmemiş besin artıkları kalıyor.

25:36
Ve bu, içeride nemli ve bakterilerle dolu bir ortamda pek de iyi bir şeye dönüşmüyor.

25:44
Tam tersine daha zararlı bir hâle geliyor. Bunu besin olarak kullanan bakteriler var.

25:52
Bir bakteri besleniyorsa benim gibi onun da bir metabolizması vardır. Atık üretir. Yani dışkı ve idrar gibi metabolik atıklar oluşturur.

26:05
Tamam, şimdi anladım.

Yani bakteriler sindirilemeyen artıkları alıyor ve sonra atık üretmek zorunda kalıyorlar. Bu atıklar da bir nevi zehirli.

26:18
Bu moleküllerin bir kısmı oldukça toksik.

Mesela amonyağı düşün. Amonyak bildiğimiz en güçlü nörotoksinlerden biri.

26:27
Üstelik gaz formunda olduğu için bağırsak bariyeri sağlıklı olsun ya da olmasın kolayca geçip vücuda girebilir.

26:33
Bunu idrarda ya da nefeste ölçebilirim.

26:40
Amonyak artmışsa bunu fark ederiz.

Hatta insanlar şöyle sorar: “Alkolle ilgili bir problemin mi var? Çok mu içiyorsun?”

26:50
Çünkü kandaki amonyak seviyesi yükselmiştir.

Ama kişi der ki: “Hayır, hiç alkol kullanmıyorum ama akşamları hep büyük bir kase yoğurt yiyorum. Kas yapmak için iyi olduğunu duydum. İçinde çok fazla kazein var.”

27:09
Sorun şu: Eğer bu kişi yediği yoğurdu tam olarak sindiremiyorsa bu durum çürüme ve fermantasyon yapan bakterileri besler.

27:17
Peki sonra ne oluyor? Bu maddeler vücuda mı geçiyor, yoksa orada mı kalıyor? Toksik mi? Tam olarak ne oluyor?

27:24
Bu madde sistemimize girer.

Oradan bağırsaklarımızdaki maddeleri emmek için koruyucumuz olan büyük organa, yani karaciğere taşınır.

27:33
Karaciğer onu detoksifiye ederek dönüştürür.

27:41
Yani bu yüzden mi karaciğer yağlanması gibi hastalıklar ortaya çıkıyor?

27:46
Evet. Bu yüzden karaciğer yağlanması oluşabilir.

Ayrıca özellikle aşırı yemek yediğimizde karaciğerin bazen büyümesinin nedenlerinden biri de budur.

27:54
Ancak kararında yediğimizde, örneğin aralıklı oruç yaptığımızda tekrar küçülebilir.

27:59
Karaciğer bazen daha fazla çalışmak zorunda kalan bir kas gibi büyür ya da küçülür. Daha çok çalıştığında büyür, daha az çalıştığında küçülür.

28:07
Peki sonra karaciğere gidiyor ve ne oluyor?

28:14
Eğer karaciğer bu maddeleri detoksifiye edebiliyorsa, ortaya çıkan metabolitleri atılmaya hazır hâlde kana gönderir.

28:22
Kan da böbreklerde süzülür ve biz bunları vücuttan uzaklaştırırız.

Ya da madde lipofilikse, yani yağda çözünebilen bir yapıdaysa karaciğer bunu tekrar safra sıvısına aktarır.

28:31
Safra yoluyla bağırsaklara göndererek dışarı atılmasını sağlar.

Üçüncü durumda ise karaciğer bu maddeleri detoksifiye edemez ve doğrudan kana bırakır.

28:39
İşte o zaman otofermentasyon sendromu ortaya çıkar.

Auto-brewery, yani otofermentasyon sendromunu şu şekilde açıklayabiliriz:

28:51
Diyelim ki akşam güzel, olgun, taze sıkılmış organik bir meyve suyu içiyorum.

28:59
Mesela üzüm suyu değil de karaciğere iyi geldiğini duyduğum için nar suyu tercih ediyorum.

29:04
Ancak bu içtiğim meyve suyu benim sindirebileceğimden daha fazla fruktoz, yani şeker içeriyor.

29:12
Şeker bu durumda bağırsakta kalır ve bakteriler tarafından fermente edilir.

Şekerin fermantasyonu sonucunda alkol oluşur.

29:19
Ancak bu kontrollü şekilde üretilmiş bir şarap değil. Kendiliğinden oluşan alkollerdir.

29:28
Bu alkoller, yani etanol, bağırsak duvarından geçerek kana karışır ve karaciğere taşınır.

Karaciğer bunları tekrar şekere dönüştürerek detoksifiye eder.

29:37
Ama bu süreç bir çaba gerektirir ve enerji harcanır. Sonuç olarak kanda dolaşan şeker miktarı yeniden artar.

29:43
Vücut da şu soruyu sorar: “Bu şekere gerçekten ihtiyacım var mı?”

Diyelim ki nar suyunu yatmadan kısa bir süre önce içtim.

29:50
Bu durumda vücut bu şekeri kaslarda ya da beyinde kullanmakla pek ilgilenmez ve “Bu şekere ihtiyacımız yok.” der.

29:59
Bunun üzerine vücut şekeri başka bir şeye dönüştürmeye karar verir: Yağa.

30:05
İşte bu yüzden örneğin sadece salata yiyen ya da sadece meyve suyu tüketen bir kişi bile kilo alabilir ve vücudunda yağlanma oluşturabilir.

30:12
Hatta alkol tüketmemesine rağmen yalnızca beslenmeye bağlı bir karaciğer yağlanması geliştirebilir.

30:20
Bunun nedeni, kişinin sağlıklı veya bazen oldukça alkali gıdaları bile sindirebileceğinden daha fazla tüketmesidir.

30:28
Merak edilenleri sordum. ANA ile mi başlayalım, yoksa bağırsağa mı geçeceksiniz?

5. BÖLÜM: GEÇİRGEN BAĞIRSAKTAN BEYNE: ENFLAMASYON VE SİSLİ BEYİN / PROF. DR. PELİN ARIBAL AYRAL

30:35
Aslında bunların hepsi tabii ki birbiriyle çok bağlantılı.

Şimdi şunu biliyoruz ki beslenmemiz aslında hastalıkların yüzde 60-70’inden sorumlu.

30:43
Hatta kanserlerin de yüzde 40 ila 50’sinin doğru beslenmeyle önlenebileceğini biliyoruz.

30:52
Tabii ki dışarıdan bir şey yediğimiz veya içtiğimiz zaman, hele de insülin direnci geliştiyse ve gün boyu bitmek bilmeyen atıştırmalar varsa, vücudumuzda pek çok katkı maddesi, metal, ağır metal, sulardan gelen boyar maddeler ve sentetik maddeler birikiyor.

31:20
Şimdi bunların vücudumuza girişi nereden olabilir?

Solunum yolundan olabilir.

31:25
Cilde sürülme yoluyla olabilir ama daha çok tabii ki yeme içme yoluyla alıyoruz.

31:31
Ardından da bu artık maddelerin, yani vücudun işine yaramayan ve sindirimden sonra emilmemesi gereken maddelerin dışarı atılması gerekiyor.

31:40
Bunlar bağırsaklara geliyor.

Bağırsaklarda normalde probiyotik bakterilerimiz var.

31:47
Bağırsağın üzerinde güzel bir müsin tabakamız var ve bu tabaka orayı koruyor.

Maalesef yalnızca tek sıra olan, sindirim ve emilim sürecini gerçekleştiren bir bağırsak tabakamız da var.

32:04
Burada dün öğrendiğim bir şeyi söylemem lazım. Ben anladıysam seyirciler de anlar.

Filtre kahvenin kahveyi koyduğunuz filtresi gibi düşünün, diyorlar.

32:17
Dolayısıyla tortu yukarıda kalıyor. İyi şeyler, vitaminler, mineraller vesaire sisteminize giriyor.

32:23
Kesinlikle o şekilde giriyor.

Tabii ki molekül ağırlığı belli bir noktanın üzerinde olanların da geçmesini beklemiyoruz veya çok çok az geçmesini bekliyoruz.

32:30
Yani artık deniyor ki bir miktar sızdırma sağlıklı kişide de olabilir.

Ama önemli olan bunun ne kadar olduğu.

32:40
Yani dışarı atılması gerekirken içeride kalan maddelerin, hücrelerin arasındaki bağlantıların kopmasıyla birlikte ne kadarının bu hücrelerin arasından aşağı doğru süzüldüğü önemli.

32:53
“Aşağıya” derken neyi kastediyoruz?

Altında bulunan kan damarlarına, yani kanın içerisine geçmesini.

33:00
Ve tabii ki altında bulunan bağ dokusunun içerisinde sinir liflerimiz var.

33:09
Bu sinir lifleri, bağırsağımızın ana sinirlerinden biri olan vagusun dallarıdır.

33:15
Ve bunlar beynimize büyük bir bilgi akışı gerçekleştirir.

O yüzden bağırsağımız sakin ve huzurluysa beynimiz de huzurludur.

33:27
Bağırsaklarımız rahatsız ve sıkıntılıysa beynimiz de kaygılıdır.

33:34
Anksiyete vardır. Her an kötü bir şey olacakmış hissi vardır.

Hatta bu süzülen maddeler vagus üzerinde irritasyon, yani bir rahatsızlık ve inflamasyon bilgisi oluştururlar.

33:43
Bu da beynimizde sisli beyin, yani brain fog dediğimiz durumun ortaya çıkmasına sebep olur.

33:59
Aslında sisli beyin dediğimiz şeyi şöyle açıklayayım:

Mesela kişi bir kitabın bir paragrafını okudu.

34:07
Sonra, “Ben ne okudum?” dedi ve tekrar okudu.

Onu okurken kafasından beş ayrı konu geçti ve bir türlü dikkatini toparlayamadı.

34:13
Biz buna işte beyin sisi diyoruz.

34:18
Bir şey sorabilir miyim?

Demin dediniz ki bağırsaktan sızdı, hücrelerin arasından kan damarlarına geçti, oradan vagus sinirine ulaştı.

34:28
Peki bu beyne nasıl ulaşıyor? Kan-beyin bariyerini mi geçiyor?

İleride otopsilerde baktıkları zaman ağır metaller, küf vesaire gibi şeylerin beyinde görülmesinin sebebi bu mudur?

34:43
Tabii şöyle: Küf beyin için son derece toksik bir madde. Beyinde ciddi inflamasyon yaratan bir madde.

34:51
Haklısınız. Solunum yollarıyla da geçişi söz konusu.

Ama tabii eğer yiyeceklerin içerisinde bir bulaş şeklindeyse bağırsaklarımıza da gelecektir.

35:08
Bağırsaklarımızın hücreleri arasından süzülerek kan damarlarının içine geçebilir veya kan damarlarına girmeden doğrudan sinir uçlarına dokunup vagus yoluyla beyne gidebilir.

35:22
Sonuçta anne karnındaki gelişim sırasında beyin ve bağırsak aynı dokudan köken aldığı için aralarında çok güçlü bir bağlantı var.

35:39
Bu nedenle bağırsağımızdan süzülen pek çok şeyin beyni etkileyebildiğini biliyoruz.

35:47
Yani bizim sızdıran veya geçirgen bağırsak, “leaky gut” dediğimiz durumlarda öncelikle beyinle ilgili bulguların ortaya çıkması son derece beklenen bir şey.

36:04
Kısacık araya gireceğim.

Şu an beni duyuyorsanız Ayık Kafa’yı izlediğinize eminiz. Peki abone misiniz? Bir kontrol eder misiniz?

36:11
Çok net bir şekilde abone sayımız, programa davet ettiğim doktorları ikna etme gücümüzü artırıyor.

36:18
Alanında dünyanın en iyi isimlerini burada izlemek için kanala abone olun.

36:23
Bu bir dikkat eksikliği olabilir. Kaygı, anksiyete olabilir.

36:31
Bipolar depresyona, manik depresif ataklarla giden durumlara sebep olabilir.

Bebekte anneden geçen mikrobiyom da problemliyse otistik spektrum bozukluklarıyla ilişkilendirilebilir veya şizofreniyle ilişkili olabilir.

36:49
Hatta bu süreç iyileştirilmezse Parkinson hastalığı veya Alzheimer gibi durumların daha erken ortaya çıkmasına sebep olabilir.

36:56
Çünkü beyin dokusu hem sinir yoluyla hem de kan yoluyla giden bu maddelere maruz kalıyor.

37:05
Şimdi biz biraz önce ANA dedik, Haşimato dedik.

37:15
Burada immünogenetik yatkınlık önemli.

37:18
Yani bazı ailelerde mesela romatizmal hastalıklara yatkınlık vardır. Antinükleer antikorun, yani ANA’nın daha fazla pozitifleştiğini görürüz.

37:27
Bazı ailelerde ise örneğin Haşimato’ya yatkınlık vardır.

37:33
Diyabete yatkınlık vardır. Astıma yatkınlık vardır.

37:39
Aynen. Bu yatkınlık, sürecin ne tarafa gideceği konusunda daha belirleyici oluyor.

37:45
Peki, pardon…

Programı yaptığım süre zarfında hayattan daha da endişelenmeye başladım.

37:52
Kafamda devamlı endişeli oturmuyorum ama şu an demin anlattığınız şeye benzer şeyleri İngilizce olarak çok dinliyorum tabii.

Türkçe olunca, ana dilim olduğu için daha iyi anlıyorum.

38:01
Hakikaten şöyle demek geliyor içimden: “Niye bas bas bağırılıp bunlar insanlara anlatılmıyor?”

38:09
Çünkü insanların, ben dâhil, ciddiye almadığı bir konu bu.

Ben bu kadar sağlık, psikoloji ve benzeri konularda onca kişiyi takip etmiş, onca yayın yapmış olmama rağmen bağırsak işinin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum.

38:18
Ama ondan önce de beslenme, yani yediğin şey çok önemli.

Bağırsak durduk yerde bozulmuyor.

38:26
Bu çözülse belli ki birçok şey de çözülmüş olacak.

Ama bir türlü modern tıp, alopatik tıp bu noktaya gelemiyor.

38:34
O şekilde yetişmiş bir insan olarak buna neyin sebep olduğunu düşünüyorsunuz?

38:41
Niçin sizin bu anlattıklarınıza diğer meslektaşlarınız bu kadar mesafeli?

Çünkü benim önüme aile fertlerimde olsun, tanıdığım insanlarda olsun, çok vahim ve ciddi hastalıklar çıktı.

38:58
Ama kimse dönüp de “Şunu düzeltmen lazım.” demiyor.

Bir sürü bahane var. “Yaşlı, şu, bu…”

39:04
Ama muazzam bir fark var ve ölüme götüren süreçlerden bahsediyoruz.

39:10
Çok ciddi dejeneratif hastalıklara götüren süreçler var.

Çok doğru bir analiz tabii ki söylediğiniz.

39:18
Tıpta branşlaşma çok fazla ve tıp çok hızlı ilerliyor.

39:25
Pek çok branşta herkes spesyalize oluyor.

Ben Türkiye’de gerçekten tıbbın çok iyi bir noktada olduğunu düşünüyorum.

39:34
Birçok branşta hekimler gerçekten çok iyi işler yapıyorlar.

39:42
Ancak ne kaçıyor? Bütüncül yaklaşım gözden kaçıyor.

6. BÖLÜM: BESİNLERİN HAZIRLANMA BİÇİMİ BAĞIRSAĞI NASIL ETKİLİYOR? / DR. STEVEN GUNDRY, MD

39:47
İnsanlara bu ürünleri yememelerini öneriyorsunuz. Çünkü sorun sadece glüten alerjisi olanlar veya çölyak hastaları için değil.

39:56
Sorun, bu ürünlerin bakterileri öldürüyor olması.

40:02
Yani ister sığır eti ister buğday ya da mısır olsun, yediğiniz her şeyin etkilerini taşıyorsunuz.

“Ne yersen osun.” değil mi?

40:11
Siz böyle mi söylüyordunuz?

Evet, aynen öyle. Ne yiyorsan osun ama yediğin şey ne yiyorsa sen de osun.

40:20
Evet. Küf ve mikotoksinler hakkında bir konuğum vardı ve aslında bu hayvanların bu ürünlerle nasıl beslendiğinden bahsediyordu.

40:29
Dolayısıyla küflü bir ortamda yaşamıyor olsak da küfü bir şekilde alıyoruz, bir şekilde onu yiyoruz.

Peki bu lektinlere ne diyorsunuz?

40:36
Türkiye’de mercimek, nohut, fasulye gibi besinler çok tüketilir.

40:47
Peki ne yapacağız?

40:50
Sanırım bu sorunun cevabı yeni bitirdiğim kitabım “Gut-Brain Paradox”ta tam olarak yer alıyor.

40:58
Benim ilginç bulduğum şeylerden biri şu: Bu yiyeceklerin, örneğin mercimeğin veya nohutun her bir tanesinin üzerinde kendi bakteriyel mikrobiyom kaplaması bulunuyor.

41:20
Ve geleneksel olarak tüm kültürler baklagilleri veya tahılları ıslatırdı. Tahıllarını fermente ederlerdi.

41:31
Benim yaptığım gibi bir tencerede fasulye ıslatan biri, birkaç saat sonra köpüklerin suyun üzerine çıktığını fark eder.

41:42
Ve o köpük aslında baklagillerin, mercimeklerin veya nohutların fermantasyonunun sonucudur.

41:50
Öyle mi?

41:51
Fermantasyon, baklagillerin üzerini kaplayan ve lektinleri yiyen bakterilerin işlevlerinden biridir.

42:00
Bu yüzden yaptığım işlerden biri, geleneksel kültürlerin bu bitki bileşenlerini nasıl detoksifiye ettiğini incelemek.

42:11
Mesela İnkalar kinoa tüketirdi ama kinoayı 48 saat boyunca ıslatırlardı. Bekletip fermente ederlerdi.

42:26
Sonrasında pişirirlerdi.

Tabii bunlar paketlerin üzerindeki talimatlarda yazmıyor.

İtalya’da, özellikle İtalya’nın çok fakir bir bölgesi olan Toskana’da çok zaman geçirdim.

42:34
Toskanalılar fasulyelerini pişirmeden önce her zaman 48 saat boyunca fermente ediyorlardı.

42:48
Bazıları da diyor ki: “Buna ne gerek var? Zaman kaybı.”

Oysa onları detoksifiye ediyorlardı.

Lektin içeriğini ortadan kaldırmak ya da azaltmak için.

42:59
Peki bu pirinçte de aynı mı?

İlginç bir şekilde pirinçteki lektinin çoğu kabuğundadır.

43:06
Asya’da dört milyar insan pirinci temel gıda olarak kullanıyor.

43:13
Yine de dört milyar insan kahverengi pirinç yerine beyaz pirinç tüketiyor.

43:19
Şimdi diyeceksiniz ki “Nasıl bu kadar şuursuz olabilirler?”

Çünkü zannederiz ki tüm iyi şeyler kahverengi pirinçte.

Ama lektinler de orada.

43:28
Ve pirinç ortaya çıktığından beri, yaklaşık 9.000 yıldır bu lektin içeren kısmı ayırıyorlar. Bunu yapmak için zahmete giriyorlar.

43:37
İlginç bir şekilde mısırın kökeni Orta Amerika’dır ve mısır her zaman kabuğunu çıkarmak amacıyla alkali bir işlemden geçirilirdi.

43:46
Bu işleme hominy denirdi.

43:54
Sonra bu öğütülerek “masa harina” denilen bir toz hâline getirilir.

43:59
Yani tüm bu kültürlere ve onların ne yaptığına bakıyorsunuz.

44:05
Türkiye’de de pirinç pişirilirken bir gece boyunca ılık suda bekletilir. Mercimek ve diğer bakliyatlarda da benzer uygulamalar vardır.

44:12
Bu kadim bir kültürdür.

Ama sanırım günümüzde insanlar ya bu konuda tembelleşmeye başlıyor ya da bunu umursamıyor.

44:25
Örnek vermek gerekirse Türkiye’nin güneyinde, Bodrum’da bizimle birlikte yaşayan bir çift var.

44:34
Kadın inanılmaz bir aşçı ve kardeşim de mercimeğe bayılır.

Biz ailece oradaydık. Sizinle bu programı yapacağımı ve felsefenizi bildiğim için sordum:

44:42
“Mercimeği ıslattın mı?”

“Hayır.” dedi.

44:48
“Hayır, hemen haşladım.”

Ben de “Eski usul pişirmeye ne oldu?” diye espri yaptım.

44:55
Görüyorum ki modern dünyayla birlikte tüm bu geleneksel pişirme teknikleri değişmeye başladı.

Sadece geleneksel demeyeceğim.

45:04
Genel olarak değişmeye başladı.

45:07
Evet. Aynı şekilde ekmek ve buğdayda da fermantasyon aslında bu bileşiklerin parçalanmasında oldukça etkilidir.

Ekmek de geleneksel olarak mayalanırdı.

45:26
Ama şimdi bu çok zahmetli görülüyor.

Bunun yerine çeşitli kabartıcı maddeler kullanılıyor.

45:35
Bu yüzden bu kültürlerin nelerle beslendiğini ve neler yaptığını unutmuş olduk.

45:41
Eskiden bakteriler lektinlerle savaşıyordu. Doğru mu anladım?

45:46
Evet.

Ama şimdi bu bakterilerden yoksunuz ya da çoğumuzda yeterince yok.

45:53
Birkaç istisna dışında… Örneğin antibiyotiklere yoğun biçimde maruz kalmamış geleneksel toplumlar.

45:59
Bunun nedenlerinden biri tüm bu antibiyotikler ve pestisitler.

Peki şimdi lektin içeren bir meyve ya da sebze yediğimizde ne oluyor?

46:10
Temel olarak artık doğrudan bağırsak duvarımıza ulaşabiliyorlar.

Size bir örnek vereyim.

46:21
Şu anda muayenehanemin yaklaşık yüzde 80’i otoimmün hastalığı olan insanlardan oluşuyor.

Kan testlerine göre ise her birinde geçirgen bağırsak sendromu var.

46:34
Ve bu kişilerde buğday, mısır ve diğer lektin içeren yiyeceklerin çeşitli bileşenlerine karşı birçok antikor bulunuyor.

46:44
Heyecan verici olan şey de bu yüzden hâlâ haftanın altı günü hasta görüyor olmam.

46:51
Hatta bugün de yaklaşık 20 dakika içinde bir hasta göreceğim.

Aslında problemli yiyecekleri, en azından başlangıçta, çıkararak veya doğru şekilde işleyerek bağırsak sızıntısının iyileştiğini görebiliyoruz.

47:07
Ve bu çeşitli lektinlere karşı oluşan antikorların gerçekten ortadan kalktığını görebiliyoruz.

47:17
Hastalarımın yüzde 94’ünde programa başladıktan sonraki bir yıl içinde otoimmün hastalık göstergelerinin ortadan kalktığını gördük.

47:29
Daha dün iki hastam vardı. Birinde Haşimato tiroiditi vardı.

Bir yıl sonra artık antitiroid antikorları yoktu.

47:42
Diğerinde ise çok ağır bir lupus vakası vardı. Lupus eritematozus.

47:50
Bir yıl sonunda artık lupus antikorları yoktu.

Ve biz aslında bu gerilemeyi bağırsak geçirgenliğine bakarak anlayabiliyoruz.

48:03
Bağırsakları iyileştikçe bağırsak geçirgenliği düzeliyor ve otoimmün hastalıkları da geriliyor.

48:12
Bu mucizevi bir durum gibi görünüyor ama aslında bilimsel kanıtlara dayalı.

7. BÖLÜM: BAĞIRSAKLARDAKİ SORUNLARI NASIL ANLARIZ? / DR. SABINE HAZAN, MD

48:15
Bağırsak mikrobiyom testi yaptırmadan da insanın bağırsaklarında ya da iyi bakterilerinde bir sorun olduğunu anlayabileceği yollar var mı?

48:24
Bence ilk bakman gereken şey belirtiler.

Mesela şu sıralar çok sayıda Parkinson hastasıyla çalışıyorum.

48:32
Çünkü Parkinson için aile içi mikrobiyota nakline yönelik FDA düzeyinde bir protokol geliştiriyoruz.

48:41
Otizm için olanı zaten onaylandı.

48:43
Parkinson hastalarında şunu çok net söyleyebilirim:

Hikâyelerini dinlediğimde neredeyse hepsi bana şunu söylüyor:

48:50
“Doktor Hazan, ben 20 yıldır kabızım.”

Yani mesele aslında bağırsakta başlıyor.

48:58
O yüzden bağırsaklarınızı dinleyin.

49:00
Hazımsızlık, karın ağrısı, mide bulantısı, gaz, şişkinlik, ishal, kabızlık…

Bunlar başlangıç sinyalleri.

49:10
Hatta nörolojik şikâyetleri olan insanlarla konuştuğunda büyük çoğunluğu sana şunu söyler:

“Önce mide bağırsak sorunlarım başladı.”

49:17
Otizmli çocukların anneleriyle konuştuğunda da aynı şeyi duyarsın.

“Çocuğum keçi pisliği gibi dışkılıyor. İshali var, çok gazı var, karnı hep şiş.”

49:26
O yüzden hastanın hikâyesini dinlemek çok önemli.

49:35
Yani bir dışkı testine geçmeden önce yapılacak ilk şey kişinin hikâyesini dinlemek.

İkinci şey de tuvalette gördüklerin.

49:43
Dışkı normal mi, yoksa yağlı gibi mi duruyor?

Rengi değişmiş mi? Mesela yeşil ya da kırmızı mı? Kan var mı?

Klozetin içerisinde yağlı bir tabaka kalıyor mu?

49:54
Bunların hepsi önemli işaretler.

Aslında bunlara baktığında çoğu zaman test yaptırmadan bile bir şeylerin yolunda gitmediğini anlayabiliyorsun.

50:02
Yani vücut sana zaten “Bir sorun var.” diye sinyal veriyor.

İşte bu noktada bir doktora danışmak gerekiyor.

50:09
Çünkü bazı durumlarda artık testlere ihtiyaç duyarsın.

Mesela ben pankreas enzimi kullanmaya başlamadan önce mutlaka bir gastroenterologla görüşülmesini öneririm.

50:17
Mümkünse fonksiyonel yaklaşımla çalışan, mikrobiyom konusuna hâkim bir gastroenterolog olmalı.

50:25
Zaten biz de böyle doktorlardan oluşan bir liste hazırlamayı planlıyoruz.

Ben buna “mikrobiyom ekibi” diyorum.

50:33
Umuyorum ki 2026’da insanlar bu konulara gerçekten hâkim, A4M gibi toplantılara katılmış ve bakış açısını genişletmiş doktorlara kolayca ulaşabilecek.

50:52
Çünkü o doktor önce şuna bakar:

Sende kronik pankreatit var mı? Akut bir sorun var mı? Gerçekten pankreas enzimine ihtiyacın var mı?

50:59
Bunları netleştirmek çok önemli.

51:03
Son bir soru.

Sağlıklı bir bağırsak için neler yapmak gerekiyor?

Yani senin söylediğin yürüyüşe çıkmak, meditasyon yapmak gibi şeylerin dışında özellikle beslenme açısından neler önemli?

51:14
Beslenme tarafında ben yoğurt konusunda oldukça ısrarcıyım.

Ama bu yoğurdun illa içerisinde özel mikroplar olması gerekmiyor.

51:22
İyi bir çiftlikten gelen, gerçekten temiz ve özenli üretilmiş bir yoğurt fazlasıyla yeterli.

Özellikle rejeneratif tarım yapan çiftliklerden gelen ürünler çok değerli.

51:31
Kimin ürettiğini bildiğin yerlerden alışveriş yapmaya çalış.

Etini nereden aldığını bil, sebzeni nereden aldığını bil.

51:38
Çünkü bir ürünün üzerinde “organik” yazıyor olması gerçekten organik olduğu anlamına gelmiyor.

51:45
Kaç kere etikete bakıyoruz, organik yazıyor ama çevirip arkasına baktığında içine eklenmiş bir sürü şey görüyorsun.

Bunların hiçbiri organik değil.

51:53
Bir de şuna dikkat etmek gerekiyor:

Organik gıdaların da bir zaman çizelgesi var.

Mesela çiğ süt.

52:01
Çiğ süt pastörize edilmediği için içerisinde çok fazla mikrop barındırıyor.

Bu mikroplar özellikle mikrobiyomu zaten bozulmuş birinde sorun yaratabiliyor.

52:08
O yüzden dikkatli olmak lazım.

Yani “doğal” diye her şeyi sınırsızca tüketmek doğru değil.

52:15
Çiğ sütü mesela alıp bir hafta bekletmek iyi bir fikir değil.

52:19
Marketlerde satılan ürünlerin raf ömrü uzun olsun diye koruyucu maddeler içerebildiğini unutmamak gerekiyor.

Bence insanların şunu da anlaması gerekiyor:

52:28
Mesela ben un alırken organik ve işlenmemiş olanı alıyorum ama şunu bilmem lazım:

Eğer onu hemen kullanmazsam içerisinde bazı mikroplar üremeye başlayabilir.

52:35
Bu da bağırsaklarım için zararlı olabilir.

Yani organik diye her şeyi uzun süre bekletip kullanabileceğimizi düşünmemek lazım.

52:44
Özetle benim önerdiğim şeyler bunlar.

İsteyen herkes klinik çalışmalarımıza katılabilir.

52:51
ProgenaBiome.com üzerinden bize ulaşabilir. Yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız.

Ayrıca bir vakfımız var.

52:58
Kâr amacı gütmeyen Mikrobiyom Araştırma Vakfı.

Bu vakıf sayesinde bağırsak testleri yapabiliyoruz.

Yani bu testleri karşılayamayan herkes lütfen adını listeye yazdırsın.

53:07
Çünkü bu şekilde sizinle iletişime geçiyoruz.

Sürekli ürünler test ediyoruz.

Mesela Manuka balıyla ilgili bir çalışmayı yeni tamamladık.

53:14
Firma ilk etapta 10 kişiyle yaptı. Şimdi buna 20 kişi daha ekleyeceğiz.

Yani Manuka balı tüketmek ve öncesinde-sonrasında mikrobiyomunu test ettirmek isteyen kişiler arıyoruz.

53:21
Amacımız Manuka balının mikrobiyom üzerinde ne yaptığını görmek.

Tabii bunu yaparken beslenme gibi faktörleri mümkün olduğunca sabit tutmamız gerekiyor.

53:30
Bu tür çalışmaları yapmak hiç kolay değil.

Önce mutlaka bir başlangıç ölçümü yapman gerekiyor.

53:39
Sonra da onun üzerine takip etmen lazım.

Yani kişinin yaşam koşullarını ve ortamını mümkün olduğunca değiştirmemelisin.

53:49
Çünkü aslında yaptığın şey şu:

Ürünü kullanmadan önceki hâliyle kullandıktan sonraki hâlini karşılaştırıyorsun.

53:56
Bu yüzden mesela kimyon üzerine bir çalışma yapacağız.

Laktoferrinle ilgili bir çalışma yaptık. Onu daha fazla hastayla genişleteceğiz.

Safran üzerine bir çalışma yapacağız.

54:04
Yani doğal ürünlerle ilgili pek çok çalışmamız yolda.

Bunlar beni gerçekten çok heyecanlandırıyor.

54:11
Çünkü bu çalışmalar bilimi ileri taşıyor, tıbbı ileri taşıyor ve mikrobiyomu biraz daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Ve ben hep şunu söylerim:

54:20
Belki yanılıyorum. Belki tamamen yanlış düşünüyorum.

İşte bu yüzden o kitabı yazdım.

“Let’s Talk.” Hadi konuşalım.

54:27
Açık açık konuşalım.

Zaten burada olmamızın sebebi bu.

Makaleleri geri çekmek yerine konuşalım, tartışalım.

54:34
Şu anda dürüst olayım, gerçekten zamanımın çoğunu bu makalelerin yayında kalması için mücadele ederek ve geri çekilmelere karşı savaşarak harcıyorum.

Bu hiç olmaması gereken bir şey.

54:42
Hâlâ aynı şekilde devam ediyor mu?

54:50
Kesintisiz bir şekilde mi?

54:55
Evet.

Üçüzlerle ilgili, üçüzlerden oluşan bir grubun mikrobiyomunu inceleyen bir makale yayımlamıştık.

55:02
Bu gerçekten çok güzel bir çalışmaydı.

Çünkü otizmi olan üçüzlerde ve annelerinde bulunan bir mikrobun aşırı çoğaldığını net bir şekilde gösteriyordu.

55:11
Ama sonradan eleştiriler geldi.

Aradan beş yıl geçtikten sonra, ki bu makaleyi 2020’de yayımlamıştık, denildi ki:

“Bu çocuk lityum kullanıyordu.”

55:18
“Reflüsü vardı. O yüzden mikrobiyomu değişmiş olabilir.”

Evet, bunu anlıyorum.

55:23
Ama bu çocuğun en baştan bir mikrobiyom problemi olmuş olabileceği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Ve bu makaleyi geri çekmek kimseye fayda sağlamıyor.

55:30
Çünkü bu, Bacteroides plebeius adlı mikrobun otizmle ilişkili olabileceği fikrini de geri çekmek anlamına geliyor.

55:37
Sadece “Lityum bu çocuğun mikrobiyomunu bozmuş olabilir.” diye böyle bir çalışmayı silip atıyoruz.

Ama şunu da bilmiyoruz:

55:46
Çocuk dışkı testinden bir gece önce mi lityum aldı?

Mikrobiyom verileriyle lityum bilgileri 2024’te mi bir araya geldi?

55:55
Biz mikrobiyomun gelecekte nasıl şekilleneceğini tahmin etmek zorunda mıyız?

Hayır.

Yapmamız gereken şey mikrobiyomun zaman içinde nasıl geliştiğini, nasıl değiştiğini anlatan hikâyeyi korumak.

56:04
Geçmişi silmek değil.

"Ayık Kafa'nın her bölümünde sorum şu: Daha iyi bir yaşam nasıl mümkün?"

DR. ESRA ÇAVUŞOĞLU

Ceo & Co-founder