Neden Odaklanamıyoruz?

Dr. Austin Perlmutter, MD

Ayık Kafa’nın 105. podcast’inde Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD’nin konuğu, Dr. Austin Perlmutter, MD. Dr. Austin beyin sağlığı üzerine çalışan bir iç hastalıkları doktoru, araştırmacı ve New York Times çok satanlar listesine giren bir yazardır. Çalışmaları özellikle beslenme, çevre ve yaşam tarzının beyin ve karar verme üzerindeki etkilerine odaklanır. İnsanların zihinsel performansını ve genel sağlığını geliştirmeye yardımcı olmayı amaçlar.

A work team around the desk

Özet

Bu bölümde, Dr. Austin Perlmutter ile birlikte davranışlarımızın, düşüncelerimizin ve duygularımızın sadece psikolojiyle değil, beyin biyolojisiyle şekillendiğini konuşuyoruz.

Yediğimiz yiyecekler, soluduğumuz hava, maruz kaldığımız sosyal medya içerikleri ve çevresel toksinler; enflamasyon, metabolizma ve nöroplastisite üzerinden beynimizi yeniden programlıyor. Bu süreç, fark etmeden daha dürtüsel kararlar almamıza, odak kaybına, duygusal dalgalanmalara ve uzun vadede depresyon ile demans riskine yol açabiliyor.

Dr. Perlmutter’ın “hijacked brain (ele geçirilmiş beyin)” kavramı, modern dünyanın aslında beynimizi sağlıksız bir şekilde şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

Bu bölümün en önemli mesajı: Beynin bozuk değil. Her gün maruz kaldığın şeyler tarafından programlanıyor.

Dr. Austin Perlmutter, MD
Web sitesi: https://www.austinperlmutter.com/
YouTube: https://www.youtube.com/channel/UCQOgwRDnA_vpvW9nnUh9KBg Instagram: https://www.instagram.com/draustinperlmutter

T.C. İstanbul Gedik Üniversitesi’ne ne teşekkür ederiz. https://www.gedik.edu.tr/

00:00-04:25 Giriş.
04:25-06:24 Ele geçirilmiş beyin nedir? Davranışlarımızın biyolojik temeli 06:24-09:35 Neden giderek daha dürtüsel hale geliyoruz?
09:35-10:53 Mental sağlık aslında ne zaman bozulmaya başlıyor?
10:53-14:32 Modern dünya beynimizi nasıl manipüle ediyor?
14:32-19:02 Beslenme beynini ve kararlarını nasıl değiştiriyor?
19:02-24:08 Hava kirliliği beyin sağlığını ve davranışları nasıl etkiliyor? 24:08-26:03 Ev içi hava neden dışarıdan daha tehlikeli olabilir?
26:03-36:21 Kokulu ürünler ve kimyasallar beyni nasıl bozuyor?
36:21-37:18 Kadınlarda Alzheimer ve depresyon riski neden daha yüksek? 37:18-40:37 Beyin, bağışıklık sistemi ve enflamasyon bağlantısı
40:37-53:26 Psikedelikler beyni nasıl etkiliyor? Bilimsel gerçekler
53:26-55:30 Beslenme ile beyni yeniden programlamak mümkün mü? 55:30-56:13 Kapanış.

*UYARI*
Aylık Kafa’daki bilgiler ve beyanlar kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik işlemlerinizi doktorunuza danışınız. İçeriklerde EMC Medya Yayıncılık Ticaret Ltd. Şti.’nin, araştırmacılarının, danışmanlarının ve yazarların / bilim insanlarının hazırladığı bilimsel çalışmalar ve kamuya açık yayınlardan derlemelerle elde edilen veriler, yalnızca bilgilendirme amacıyla paylaşılmaktadır. Yayınlarımızda tanı yahut tedaviye ilişkin sağlık beyanları yer almamaktadır.

Transkrİpt


[0:00:00.080] Dünyanın herhangi bir ülkesine baktığınızda aslında kötü ruh sağlığın

[0:00:04.200] neredeyse normal varsayılan bir durum olduğunu gözlemliyoruz. Özellikle ruh

[0:00:08.559] sağlığı psikolojik terapilerde ve ilaç tedavilerinde onlarca yıldır süren

[0:00:13.240] yeniliklere rağmen iyileşmiş değil. Tıpkı kalp hastalığının kalp kriziyle

[0:00:17.039] başlamaması gibi beyindeki değişimler de bu büyük sorunlar ortaya çıkmadan

[0:00:20.920] onlarca yıl önce başlar. Hava kirliliğinin etkilerinin beyin üzerinde

[0:00:24.320] bu kadar etkili olduğunu tahmin edemezdim. Trafikte hiddetlenmek,

[0:00:27.640] gereksiz yere çocuklarınıza bağırmanız ya da hiçbir neden yokken ağlamaya

[0:00:31.320] başlamak gibi. Bazı insanlar piskedeliklerin daha

[0:00:33.559] yaygın hale gelmesini savunuyor ama belki de asıl soru şu: Bu maddeler

[0:00:36.960] aslında piskedelik olmayan yöntemlerle de etkileyebileceğimiz yolaklar üzerinde

[0:00:40.600] sadece daha güçlü bir etki mi yaratıyor? Yani ruh sağlığını geniş ölçekte

[0:00:44.120] iyileştirmek için bu yolakları piskedelikler olmadan da etkileyebilir

[0:00:47.039] miyiz? Ben Esra Çavuşoğlu. 19 yıldır ayık bir hayat yaşıyorum. Bağımlılık

[0:00:51.960] hastalığı ile mücadelem beni beden ve performansımı iyileştirmek. Hayat

[0:00:55.920] kalitemi arttırmak, daha sağlıklı ve uzun yaşamak için yeni yöntemler,

[0:00:59.680] cihazlar ve takviye ürünler araştırmaya yönlendirdi. Bağımlılık hastalığı,

[0:01:04.199] bayacking ve longevity alanlarındaki kendi deneyimlerimden dünyadaki son

[0:01:08.000] gelişmelere, çığır açan girişimcilerden uzman akademisyenlere yıllardır yaptığım

[0:01:13.280] sohbetler artık her hafta Ayıktafa Podcastı.

[0:01:17.080] Ayıkfa Podcast'e hoş geldiniz. Bugünkü konuşma, davranış, ruh sağlığı ve hatta

[0:01:21.960] özgür irade hakkındaki düşüncenizi tamamen değiştirecek. Bugün konuğum

[0:01:26.640] dahiliyeci ve beyin sağlığı araştırmacısı Dr. Austin Parmet beyni

[0:01:30.560] çok farklı ele alıyor. Ya beyniniz aslında bozuk değilse ya sadece çevreniz

[0:01:34.759] tarafından programlanıyorsa yediğiniz giyeceklerden soluduğunuz havaya, sosyal

[0:01:39.040] medyadaki negatif içeriklerden kokulu ürünlerdeki gizli toksinlere kadar

[0:01:43.640] doktor parmeter, inflamasyonun, metabolizmanın, bağışıklık sinyallerinin

[0:01:47.880] ve nöroplastisitenin, depresyon ya da demans gibi tanılar ortaya çıkmadan çok

[0:01:51.880] önce ruh halinizi, kararlarınızı ve hatta dürtü kontrolünüzü nasıl sessizce

[0:01:56.880] şekillendirdiğini anlatıyor. Eğer neden belirli şekillerde tepki verdiğinizi,

[0:02:01.159] dürtüselliğinizi ya da nasıl kendinizi bazen bir döngünün içinde bulduğunuzu

[0:02:05.600] merak ediyorsanız bu bölüm size tamamen yeni bir bakış açısı kazandıracak.

[0:02:10.280] Üniversiteyi sadece dersler, vizeler, finaller olarak düşünme. Asıl mesele

[0:02:15.200] okurken kendini keşfetmek, üretmek, projelerde yer almak ve mezun olmadan

[0:02:20.000] gerçek dünyayı tanımaya başlamak. Bir yandan psikolojiyle insanı daha iyi

[0:02:24.200] anlayabildiğin, beslenme ve sağlık bilimleriyle iyi yaşamanın ne demek

[0:02:28.720] olduğunu öğrendiğin, mühendislik ve yönetim bilişim sistemleriyle

[0:02:33.200] teknolojiyi, veriyi ve sistemi çözümleyebildiğin bir üniversite düşün.

[0:02:37.599] Yani sadece bilgi aldığın değil düşündüğün, ürettiğin ve fikirlerini

[0:02:42.200] hayata geçirebildiğin bir yer. İstanbul Gedik Üniversitesi öğrencilik hayatını

[0:02:47.080] gerçekten yaşarken geleceğini kurabileceğin bir deneyim sunuyor.

[0:02:50.800] Ayikın daimi destekçisi Gedik Eğitim Vakfı'na sağladığı katkı ile size

[0:02:55.280] dünyanın önde gelen uzmanlarını konuk olarak getirmeye devam ediyoruz. Siz de

[0:03:00.159] Ayık Kafaya abone olarak destek verebilirsiniz.

[0:03:04.879] Dr. Austin PMutter Ayık Kafa podcast'e hoş geldin. Soyadını yanlış telaffuz

[0:03:11.599] ettiysem kusura bakma. Bu gerçekten heyecan verici bir sohbet olacak. Çünkü

[0:03:17.480] ben bir psikoloğum ve insan davranışlarının, konuşmaların ve düşünce

[0:03:22.360] süreçlerinin sadece psikolojiyle değil başka şeylerle de etkilenebileceğini

[0:03:28.000] düşünmek psikoloji ya da psikiyatri açısından oldukça yeni bir yaklaşım. Ve

[0:03:33.959] sen de yıllardır bu konu üzerinde çalışıyorsun. Babanla birlikte bir kitap

[0:03:38.760] yazdın. Soluduğumuz havadan yediğimiz yiyeceklere kadar uzanan hatta

[0:03:44.480] bağımlılık alanında sıkça kullandığımız ele geçirilmiş beyin kavramıyla da

[0:03:49.599] örtüşen bu ilginç bakış açısını ortaya koyuyorsun. Biz genelde maddelerin beyni

[0:03:56.360] ele geçirdiğini söyleriz. Bence bu oldukça farklı bir yaklaşım ama aynı

[0:04:01.640] zamanda dinleyicilerim için çok faydalı olacağına inanıyorum. Çünkü sen konuyu

[0:04:07.200] karmaşıklaştırmak yerine sadeleştiriyorsun.

[0:04:10.840] İnsanların bunu yapmamalıyım çünkü beni şu şekilde etkiler diye anlayabileceği

[0:04:16.400] bir şekilde anlatıyorsun. Bu benim açılış konuşmamdı.

[0:04:21.239] Programa hoş geldin. Beni ağırladığın için çok teşekkür

[0:04:24.720] ederim. Hijed brain yani ele geçirilmiş beyin derken neyi kastediyorsun?

[0:04:28.280] Az önce bahsettiğim bir noktaya geri dönmek istiyorum. Seçimlerimizi nasıl

[0:04:31.759] yaptığımızı ve dünyayla nasıl etkileşime girdiğimizi nasıl anlamalıyız? Bence

[0:04:36.240] bugün hala insanlar arasında bir ayrım var. İnsanlar yaptıklarını ya biyoloji

[0:04:41.400] açısından ya da psikoloji açısından değerlendiriyor ve çoğu insan için eee

[0:04:45.880] bunu psikoloji açısından düşünmek daha kolay. Çünkü o kişi kötü bir şey yaptı.

[0:04:51.199] Demek ki psikolojik durumu böyleydi ya da o kişi iyi bir şey yaptı. Demek ki

[0:04:56.280] iyi bir insan diye düşünüyoruz. Like sonra kişilik özelliklerine ve davranış

[0:05:00.880] biçimlerine inebiliyoruz ve bunu anlamlandırabiliyoruz. Çünkü bunlar

[0:05:04.600] doğrudan gözlemlenebilen şeyler. Ama benim çalışmalarımın büyük bir kısmı

[0:05:09.320] insanların kararlarını nasıl verdiğini, nasıl hissettiğini ve nasıl davrandığını

[0:05:14.039] sadece psikolojinin bir sonucu olarak değil ki bu da bir açıklama biçimi

[0:05:18.080] bunların arkasındaki biyolojiyi anlamaya odaklanıyor. Bu araştırmaların içine

[0:05:23.080] gerçekten girdikçe kim olduğumuza ve nasıl biri olduğumuza dair bildiğimiz

[0:05:27.639] pek çok şeyi yeniden düşünmeye başlıyorsun. İnsanları sadece kötü

[0:05:31.560] seçimler yaptıkları ya da kötü insanlar oldukları için suçlamak yerine

[0:05:35.840] enflamasyon, metabolizma, nöroplastiste gibi faktörlerin yani beynin içindeki bu

[0:05:40.479] biyolojik sistemlerin aslında dünyada nasıl davrandığımızı ne kadar güçlü bir

[0:05:44.960] şekilde yönlendirdiğini görmeye başlıyorsun. Yani aslında yaptığımız

[0:05:49.440] şeyin büyük bir kısmı o hep böyledir. Bu da onun psikolojisinin bir sonucu deyip

[0:05:54.880] konuyu kapatmadan önce bir adım geri atmak, bunun yerine şu soruyu sormak,

[0:06:00.319] insanların deneyimlediği bu psikolojik durumlara yol açacak şekilde biz

[0:06:04.560] biyolojimizi nasıl şekillendiriyoruz? Ve özellikle bahsettiğin bu beynin ele

[0:06:09.840] geçirilmesi meselesine gelirsek babamla birlikte yazdığımız kitapta ve son 10

[0:06:14.479] yıldır yaptığımız çalışmalarda şuna odaklandık. Bugün yaşadığımız pek çok

[0:06:19.199] sorunu aslında beynin içinde gerçekleşen değişimler üzerinden anlamaya

[0:06:23.520] başlayabiliriz. Aslında burada daha üst düzey karar verme mekanizmalarımızın bir

[0:06:28.440] nevi ele geçirilmesinden bahsediyoruz. Yani kendimizi daha dürtüsel, daha ben

[0:06:33.240] merkezci kararlar alırken bulduğumuz empatiyi ve geleceği düşünmeyi geri

[0:06:37.440] plana attığımız bir döngüye giriyoruz. E ve hem bireysel düzeyde hem de toplumsal

[0:06:41.800] düzeyde nelerin yanlış gittiğini aslında bu kayma üzerinden anlayabiliyoruz. Daha

[0:06:46.639] düşünerek ve geleceği hesaba katarak hareket etmek yerine kısa vadeli ve

[0:06:50.759] dürtüsel bir düşünme biçimine yönelmek. Biz genelde beyni ancak biri az önce

[0:06:56.720] bahsettiğim gibi şizofreni, bipolar bozukluk ya da depresyon gibi bir

[0:07:01.879] psikiyatrik rahatsızlık yaşadığında düşünürüz. Ya da bağımlılık söz konusu

[0:07:07.080] olduğunda, kişi ayık kaldığında düşüncelerinin düzeleceğini umarız. Bir

[0:07:12.240] de nörodejeneratif hastalıklar ortaya çıktığında aklımıza gelir. Ama senin

[0:07:17.919] anlattığın şey sanki bundan çok daha farklı. Burada genel olarak insanlardan

[0:07:23.360] ve günlük kararlarımızdan bahsediyoruz. Yani mesele uç noktalardaki durumlar

[0:07:28.560] değil. Trafikte aniden öfkeye kapılmak, gereksiz yere çocuklarına bağırmak ya da

[0:07:35.000] ortada belirgin bir sebep yokken ağlamaya başlamak gibi şeylerden söz

[0:07:40.199] ediyoruz. Doğru mu anlıyorum? Kesinlikle öyle. Benim eğitimim iç

[0:07:44.919] hastalıkları yani Amerika'daki adıyla genel tıp üzerine. Bu da şu anlama

[0:07:49.759] geliyor. Evet. önleme var. Örneğin kanseri ya da kalp damar hastalıklarını

[0:07:54.759] önlemeye çalışıyoruz. Ama konu beyin sağlığına geldiğinde çoğu yaklaşımın ya

[0:07:59.720] da tedavinin başladığı nokta işlerin artık bir tanı koymayı gerektirecek

[0:08:04.080] kadar kötüleştiği an oluyor. Bu bir majör depresyon tanısı olabilir. Dünya

[0:08:09.199] genelinde yaklaşık 300 milyon insan majör depresyon yaşıyor. Benzer sayıda

[0:08:14.919] insan da anksiyete ile mücadele ediyor. Hafif bilişsel bozukluk ya da demans

[0:08:19.479] tanısı olabilir. Şu anda dünyada yaklaşık 60 milyon demans hastası var.

[0:08:24.440] ya da daha uç örneklerde suç işleyen kişiler için psikolojik ya da beyin

[0:08:28.319] durumu tehlikeli denip hapsedilmeleri söz konusu olabilir. Yani biz genelde

[0:08:33.159] ancak beyin sağlığı ciddi şekilde bozulduğunda bir şeyler yanlış gidiyor

[0:08:37.519] demeye başlıyoruz. Oysa kalp hastalığında olduğu gibi bu süreç kalp

[0:08:41.880] kriziyle başlamaz. Beyinle ilgili değişimler de bu büyük problemler ortaya

[0:08:46.200] çıkmadan onlarca yıl önce başlar. Ve bence en heyecan verici nokta şu.

[0:08:51.080] Başlangıç noktası olarak demansı ya da bir ruh sağlığı tanısını beklemek

[0:08:55.200] zorunda değiliz. Aynı sistemlerin yani daha ciddi şekilde bozulduğunda

[0:09:00.200] depresyon ya da demans gibi durumlara yol açan sistemlerin şu anda da üzerinde

[0:09:04.839] etkide bulunabileceğimizi anlayabiliriz. Yani hedefin dediğin gibi ilişkilerinde

[0:09:09.959] daha iyi olmaksa, parayla ilgili daha doğru kararlar almaksa, her gün daha

[0:09:14.880] huzurlu hissetmekse, daha bilinçli kararlar vermekse, nöroplastisite

[0:09:19.560] sayesinde beyin biyolojini değiştirerek hedeflerinle daha uyumlu bir beyin inşa

[0:09:23.920] edebilirsin. Eee bence insanların en çok kaçırdığı nokta bu. Bunun farkında

[0:09:28.760] olmadıkları için çevrelerinde ne varsa onların beyinlerini şekillendirmesine

[0:09:33.480] izin veriyorlar. Yani nöroplastisite farkında olmadan beyni daha sağlıksız

[0:09:38.800] bir yöne doğru da şekillendirebiliyor. Çünkü işin özü şu: Dünyanın neredeyse

[0:09:43.920] her yerinde kötü ruh sağlığı aslında bir nevi varsayılan durum haline gelmiş

[0:09:48.959] durumda. Amerika'da yıllardır insanların sağlığını iyileştirmek için büyük

[0:09:53.360] paralar harcandı ama son yıllarda yaşam süresinin artışının yavaşladığını hatta

[0:09:58.640] bazı dönemlerde düştüğünü görüyoruz. Ve buna rağmen beyin sağlığına ve özellikle

[0:10:03.600] de ruh sağlığına yeterince odaklanmış değiliz. Psikolojik terapilerde ve

[0:10:08.120] ilaçlarda onca ilerleme olmasına rağmen ruh sağlığında belirgin bir iyileşme

[0:10:12.959] göremiyoruz. Bence bunun önemli bir sebebi modern dünyanın beynimizi

[0:10:17.440] sağlıksız bir şekilde yeniden kabloluyor olması. Bu yüzden işin köküne inip şu

[0:10:22.240] soruları sormadıkça her gün ne tüketiyorum, ne yiyorum, nasıl bir hava

[0:10:26.920] soluyorum, nasıl ilişkiler içindeyim ve buna göre hareket etmedikçe hep geriden

[0:10:31.880] gelmeye devam edeceğiz. Evet. Bazı insanların genetik olarak belirli

[0:10:37.000] psikiyatrik durumlara ya da demans benzeri hastalıklara daha yatkın olduğu

[0:10:41.160] doğru. Ama bu durumların ya da daha hafif versiyonlarının ortaya çıkma

[0:10:45.959] riskinin büyük bir kısmı özellikle yaşam tarzı değişiklikleriyle şu anda bizim

[0:10:51.279] etkileyebileceğimiz bir şey. O beynimiz yaşadığımız dünyayla uyumsuz

[0:10:56.560] diyorsun. Bence bu cümle biraz daha derine inmek için çok iyi bir başlangıç

[0:11:02.120] noktası. Bununla tam olarak neyi kastediyorsun?

[0:11:06.519] Kesinlikle çoğu insan bunu biliyordur ama yine de hatırlatmakta fayda var.

[0:11:11.240] Kendimizi ne kadar gelişmiş ve zeki varlıklar olarak görsek de beynimiz

[0:11:15.880] aslında binlerce yıldır çok da değişmiş değil. Yani günün sonunda beynimiz hala

[0:11:21.320] binlerce yıl önce hangi biyolojiyle çalışıyorsa büyük ölçüde onunla

[0:11:25.360] çalışıyor. Bu da şu anlama geliyor. Beynin temel işlevine baktığında aslında

[0:11:30.839] yaptığı şey seni hayatta tutmak ve türün devamını sağlamak. Bunun dışındaki her

[0:11:36.120] şey bir nevi ekstra. Dolayısıyla bu temel biyolojik yapıdan kaynaklanan bazı

[0:11:41.800] eğilimlerimiz ve zihinsel programlarımız var. Mesela olumsuzluğa karşı bir

[0:11:46.839] yatkınlığımız var. Beynimiz bizi öldürme ya da ciddi şekilde zarar verme ihtimali

[0:11:52.839] olan şeylere daha fazla dikkat eder. Yani sana iki kişi konuşuyor olsa, biri

[0:11:58.000] tehlikeli bir şey anlatıyor, diğeri ise harika bir şeyden bahsediyor olsa beynin

[0:12:02.880] otomatik olarak tehlikeden bahsedene daha çok odaklanır. Peki bu neden

[0:12:07.480] önemli? Çünkü birazdan birkaç kez daha değineceğimiz temel bir noktaya geliyor.

[0:12:12.959] Beyin maruz kaldığı şeylere göre sürekli kendini yeniden şekillendirir. Yani bir

[0:12:18.760] beyin sürekli değişiyor. İki olumsuz olana daha fazla dikkat ediyor. Şimdi

[0:12:24.760] bir de her gün beynimizin neye maruz kaldığına bakalım. Sosyal medyadaysan

[0:12:29.360] haber izliyorsan büyük ihtimalle oldukça fazla olumsuz içerik tüketiyorsun.

[0:12:34.440] Burada yanlış anlaşılmak istemem. Tabii ki dünyada gerçekten kötü şeyler oluyor.

[0:12:39.440] Yani gerçek sorunlar var. Ama haberleri izlediğinde ya da dijital içeriklere

[0:12:45.000] baktığında bu içerikleri üretenler şunu biliyor. İnsanların dikkatini çekmek

[0:12:50.399] için olumsuz içerik sunmak çok daha etkili. Çünkü beynin zaten olumsuzluğa

[0:12:55.800] karşı bir eğilimi var ve bu da onların sürekli negatif içerik üretmesini teşvik

[0:13:00.880] ediyor. Ve Amerika'da yapılan yakın zamanda yayımlanmış bir araştırmada şunu

[0:13:05.440] görüyoruz. Haberler giderek daha olumsuz bir hale geliyor. Başlıklar bile dikkat

[0:13:10.519] çekmek için gittikçe daha negatifleşiyor. Yani aslında içinde

[0:13:14.480] bulunduğumuz dünyada dikkat çekmek için olumsuzluğu kullanan sistemlerle karşı

[0:13:19.360] karşıyayız. E buna bir de yiyecekler üzerinden örnek vereyim. Beynimiz

[0:13:23.800] gerçekten inanılmaz. Yani milyarlarca hücre, trilyonlarca bağlantı. Ama buna

[0:13:29.040] rağmen hala çok eski kalıplarla çalışıyor. Bu kalıplardan biri de şu:

[0:13:33.720] Beyin çok lezzetli olan, özellikle de ilave şeker içeren yiyeceklere yönelme

[0:13:38.639] ve onlardan daha fazla tüketme eğiliminde. Dolayısıyla bir gıda

[0:13:42.320] şirketiysen insanları o ürüne bağımlı hale getirmek için yiyecek ya da içeceğe

[0:13:47.120] şeker eklersin. Nitekim Amerika'da satılan yiyecek ve içeceklerin yaklaşık

[0:13:51.440] %70'inde ilave tatlandırıcı bulunuyor ve bildiğimiz kadarıyla bunun sağlık

[0:13:56.320] açısından hiçbir faydası yok. Hatta tam tersi geçerli. Şekerli içecekleri ne

[0:14:01.040] kadar fazla tüketirsen depresyon ve demans gibi durumlara yakalanma riskin

[0:14:05.079] de o kadar artıyor. Yani demek istediğim şu.

[0:14:07.959] Bunu biraz daha açabilir misin? Çünkü diğer konularda haberler, sosyal

[0:14:12.959] medyadaki olumsuz içerikler ya da çok şiddet içeren video oyunları söz konusu

[0:14:18.839] olduğunda artık sonuçları görebiliyoruz. Amerika'dan Türkiye'ye kadar her yerde

[0:14:24.040] bunları yoğun şekilde tüketen insanların daha dürtüsel ve şiddete yatkın

[0:14:29.199] davranışlar sergileyebildiğini gözlemliyoruz. Ama beslenme konusu çok

[0:14:33.800] daha ilginç ve önemli. Çünkü çoğu insan şöyle düşünür. Şeker yersem,

[0:14:38.800] karbonhidrat tüketirsem ya da dengesiz beslenirsem kilo alırım. En kötü

[0:14:43.759] ihtimalle diyabet olurum, obez olurum. Yani insanlar genelde sadece görünen ve

[0:14:49.279] kısa vadeli sonuçları düşünür. Daha ileri etkiler pek akla gelmez. Üstelik

[0:14:54.600] burada henüz nörodef hastalıklardan bile bahsetmiyoruz. Doğrudan davranış

[0:14:59.680] değişimlerinden söz ediyoruz. O yüzden bunu biraz daha detaylandırabilir misin?

[0:15:04.720] yiyeceklerin davranışlarımızı nasıl etkilediğini biraz daha derinlemesini

[0:15:08.759] anlatır mısın? Yani tükettiğimiz her şey beyin

[0:15:12.560] biyolojimizi değiştirir ve davranışlarımız da beyin biyolojimizin

[0:15:16.040] bir sonucu olduğu için tükettiğimiz her şey aslında davranışlarımızı da

[0:15:19.800] değiştirir. Tabii bu her zaman uç düzeyde olmaz. Mesela bir çikolata

[0:15:23.839] yediğinde o öğleden sonra tamamen farklı biri gibi davranmaya başlamazsın. Ama

[0:15:28.519] buradaki asıl mesele bileşik etki değil mi? Yani her gün beynini daha kötü bir

[0:15:33.120] sağlık durumuna doğru yeniden programlayan beslenme seçimleri

[0:15:36.120] yapıyorsan sorun da zaten zaman içinde burada ortaya çıkıyor. Şu sıralar

[0:15:40.240] temporal discounting yani geleceği daha az değerli görme eğilimi denen kavram

[0:15:44.519] üzerine oldukça ilginç çalışmalar yayımlanıyor. Biraz karmaşık bir kavram

[0:15:48.399] ama özü şu gelecekteki kazançları bugüne göre daha

[0:15:52.000] az önemli görmek. Yani ilerideki faydayı küçümseyip anlık olanı tercih etme

[0:15:56.000] eğilimi. Yani şöyle anlatayım. Diyelim ki sana şu an bir seçenek sunuluyor. Ya

[0:16:00.120] bir yıl bekleyip 10 dolar alacaksın ya da hemen şimdi 1 dolar alacaksın.

[0:16:03.519] Vereceğin cevap aslında haz erteleme becerin hakkında bize bir şey söyler.

[0:16:07.079] Eğer 10 dolar için bir yıl bekleyebiliyorsan bu iyi bir şeydir.

[0:16:10.440] Belki duymuşsundur. Çocuklarla yapılan marshmallow testi gibi. Ödül için biraz

[0:16:14.279] daha bekleyebiliyorsan bu beyninin çok dürtüsel olmadığını gösterir. Bu da şu

[0:16:18.240] anlama gelir. Muhtemelen daha sağlıklı seçimler yapma ihtimalin daha yüksektir.

[0:16:22.600] Any like and the end. Çünkü bu abur cubur şu an çok cazip geliyor ama eve

[0:16:28.759] gidip sağlıklı bir yemek yemek benim için daha önemli diyebilirsin. İşte bu

[0:16:32.160] yüzden araştırmalarda temporal discounting denilen bu test

[0:16:35.279] kullanılıyor. Araştırmalar şunu gösteriyor. Bir insanın geleceği

[0:16:39.600] bekleyebilme becerisiyle sağlıksız yiyecek tüketimi arasında bir ilişki

[0:16:44.000] var. Yani daha sabırlı olup gelecekteki ödülü bekleyebilen insanların genelde

[0:16:49.480] daha sağlıklı beslendiğini görüyoruz. Tersinden bakarsak sağlıklı beslenen

[0:16:54.440] insanlar da çoğunlukla anlık haz yerine geleceği tercih etme konusunda daha

[0:16:58.959] güçlü oluyor. Bu biraz karmaşık bir konu ama anlatmak istediğim şey şu: Karar

[0:17:04.360] verme biçimimizle yeme alışkanlıklarımız arasında güçlü bir bağlantı var. Genelde

[0:17:09.240] insanlar bu duruma şöyle yaklaşır. Birinin beslenmesini değiştirmek

[0:17:13.240] istiyorum. O zaman neden böyle yediğini anlamalıyım. Ve kişiye daha az kızartma

[0:17:18.160] ye, daha az gazlı içecek tüket çünkü sağlıksız deriz. Ama benim söylediğim

[0:17:23.280] şey şu. Bunu tersine çevirelim. Bir insanın beynini nasıl değiştirebiliriz

[0:17:28.199] ki kararları zaten daha sağlıklı olsun? Yani o kişi gazlı içecek içmeyi ya da

[0:17:33.600] kızartma yemeği zaten eskisi kadar istemesin. Aslında ulaşmak istediğimiz

[0:17:38.120] ana fikir bu. beyin biyolojimizi değiştirerek insanların daha sağlıklı

[0:17:43.080] seçimler yapmasını, kendini daha iyi hissetmesini ve daha iyi düşünmesini

[0:17:47.520] sağlayabilir miyiz? Özellikle beslenme konusunda insanların şunu fark etmesi

[0:17:52.360] gerekiyor. Beslenme kalitesi, uzun vadede beyin sağlığı sorunları yaşama

[0:17:57.280] riskinin en güçlü belirleyicilerinden biri. Yani bu sadece bugün nasıl

[0:18:02.320] hissediyorum meselesi değil. Bunu yatırım gibi düşün. Her gün yatırım

[0:18:06.640] hesabına para koyarsan bir anda zengin olmazsın. Ama uzun vadede yatırım

[0:18:11.760] yapmazsan gelecekte finansal güvenceye sahip olma şansını da kaybedersin. Bugün

[0:18:17.400] çoğu insan yediği yiyeceklerde ve tükettiği medyada kısa vadeli hazların

[0:18:22.440] peşinde koştuğu bir döngüye sıkışmış durumda ve zamanla bu iyi bir beyin

[0:18:27.320] sağlığına sahip olma ihtimalimizi azaltıyor. O yüzden asıl mesele şu. Eğer

[0:18:32.240] bugün beyin biyolojimizi daha sağlıklı seçimler yapacak şekilde

[0:18:35.960] şekillendirebilirsek bu hem karar verme hem de bilişsel

[0:18:39.880] sağlık açısından geleceğimiz için en büyük avantaj olur. Artık biliyoruz ki

[0:18:44.840] beslenme şeklimiz, düzenli egzersiz, uyku gibi faktörler sadece fiziksel

[0:18:50.400] sağlığı değil ruh sağlığı risklerini de doğrudan etkiliyor. Yani soru şu:

[0:18:56.039] Gelecekte beynimizi korumak için bugün beynimizin daha sağlıklı seçimler

[0:19:00.480] yapmasını nasıl sağlayabiliriz? Çevre bizi nasıl etkiliyor? Mesela hava ve

[0:19:05.200] ışık gibi faktörler üzerinden? Çünkü sen özellikle hava kalitesi konusuna çok

[0:19:09.559] önem veriyorsun ve ben bunu daha iyi anlamak istiyorum.

[0:19:13.120] Evet, kesinlikle. Şu an için hava, özellikle de hava kirliliği erken

[0:19:17.679] ölümlerin en büyük ikinci nedeni olarak kabul ediliyor. Yani özellikle kirli

[0:19:21.720] hava ve Dünya Sağlık Örgütüne göre neredeyse herkes kirli havası oluyor.

[0:19:26.200] Dinleyiciler için belki tanıdık bir kavramdır. Hormesis diye bir şey var.

[0:19:29.600] Şedemin yani bazı zararlı şeyler küçük dozlarda alındığında aslında faydalı

[0:19:34.360] olabilir. Çünkü vücudu uyarır ve güçlendirir. Ama hava bunlardan biri

[0:19:38.640] değil. Hava kirliliği için böyle bir durum söz konusu değil. Soluduğun kirli

[0:19:43.080] hava miktarı arttıkça sağlık sorunları yaşama riskin de doğrudan artıyor. Bu ne

[0:19:47.760] demek? Daha kısa yaşam süresi, kalp damar hastalıkları, solunum yolu

[0:19:52.200] hastalıkları, tip 2 diyabet ve obezite gibi metabolik sorunlar hepsiyle

[0:19:57.080] bağlantılı. Ama benim özellikle dikkat çekmek istediğim nokta şu. Son yıllarda

[0:20:01.760] çok saygın bilimsel dergilerde hava kirliliği ile demans ve depresyon

[0:20:05.880] arasındaki bağlantıyı gösteren pek çok çalışma yayımlandı. Eve karar verme

[0:20:10.000] konusunun ne kadar önemli olduğunu göstermek için çarpıcı bir örnek daha

[0:20:13.360] var. Hava kirliliği ile şiddet suçları arasında da bir ilişki bulunuyor. Bu hem

[0:20:18.600] yetişkinlerde hem de okullardaki çocuklarda görülüyor. Hava kirliliğine

[0:20:22.640] daha fazla maruz kalmak daha fazla saldırgan davranış ve şiddet eğilimiyle

[0:20:26.640] ilişkilendiriliyor. Klinik dergilerde dedindi mi?

[0:20:31.640] Evet bu doğru. Söylediklerimin çoğu eğer net olamazsam hakemli araştırmalardır.

[0:20:37.799] Açıkçası epey şaşırdım. Yani hava kirliliğinin bir insanın psikolojisini

[0:20:43.159] dolayısıyla de davranışlarını bu kadar etkileyeceğini düşünemezdim.

[0:20:48.320] Bunun üzerine biraz konuşalım. Hava kirliliği neden bu kadar büyük bir

[0:20:51.640] endişe kaynağı biliyor musun? Neden?

[0:20:53.480] Günde yaklaşık 20.000 bin kez nefes alıyoruz ve aldığımız her nefesle

[0:20:58.240] birlikte aslında çeşitli parçacıkları ve molekülleri de içimize çekiyoruz. Tabii

[0:21:04.080] bu her zaman kötü bir şey değil. Mesela deniz kenarındaysak havada tuz bulunur.

[0:21:10.039] Nem oranına bağlı olarak havadaki su buharı miktarı değişebilir. Ama

[0:21:14.840] özellikle PM 2,5 dediğimiz 2,5 mikron ya da daha küçük olan çok ince parçacıklar

[0:21:21.760] ciddi bir sorun oluşturuyor. Çünkü bunlar o kadar küçük ki solunduğunda

[0:21:27.200] akciğerlerdeki damarları geçip doğrudan kan dolaşımına karışabiliyor. Eee

[0:21:32.600] araştırmalar şunu gösteriyor. Bu parçacıkları solumak beyindeki

[0:21:37.000] bağışıklık hücrelerini yani mikroglial hücreleri aktive edebiliyor ve bunun

[0:21:42.200] sonucunda hem vücutta hem de beyinde enflamasyon oluşuyor. Peki bu neden

[0:21:47.159] önemli? Hava kirliliği ile şiddet arasındaki bağlantıyı açıklamak için öne

[0:21:52.240] sürülen temel hipotezlerden biri şu: Bu küçük partiküller beyindeki enflamasyonu

[0:21:58.360] artırıyor. Beyindeki enflamasyon arttığında ise daha dürtüsel, daha

[0:22:04.159] agresif davranışlar ortaya çıkabiliyor. Bunun yanında oksidatif stres gibi başka

[0:22:10.000] mekanizmalar da devreye giriyor. Ya ama işin özü şu. Beynimizde bazı temel

[0:22:15.720] biyolojik sistemler var. bağışıklık sistemi yani enflamasyon, metabolizma,

[0:22:21.679] nöroplastiste ve damar fonksiyonları gibi sistemler. Bunlar nasıl

[0:22:26.760] davrandığımızı, nasıl hissettiğimizi ve bir gün içinde nasıl düşündüğümüzü

[0:22:31.080] belirliyor ve biz büyük ölçüde bu gerçeği görmezden geliyoruz. Ancak biri

[0:22:37.320] garip davranmaya ya da düşünmeye başladığında devreye giriyoruz ve buna

[0:22:43.320] ilaçla mı müdahale edelim, terapiyle mi diye düşünüyoruz. Şunu açıkça

[0:22:48.360] söyleyeyim. Bu yöntemler çok değerli ve kesinlikle gerekli. E psikiyatri

[0:22:53.600] servisinde çalışmış biri olarak şunu net söyleyebilirim ki ilaçlar çoğu durumda

[0:22:58.960] hayati bir rol oynuyor ama insanların en ağır psikolojik ve bilişsel durumlara

[0:23:04.400] gelmesini önlemek istiyorsak şunu anlamamız gerekiyor. Bu süreç bir anda

[0:23:09.919] olmuyor. Beyin bir gün tamamen sağlıklıyken ertesi gün bir anda demans

[0:23:15.120] ya da depresyon gelişmiyor. Bu zaman içinde yavaş yavaş oluşan bir süreç. Ama

[0:23:21.320] aslında olan şey şu. Çevremiz az önce bahsettiğim bu yollar üzerinden

[0:23:25.200] beynimizi programlıyor ve tekrar havaya dönersek hava genel sağlığımızı

[0:23:28.799] etkileyen en büyük faktörlerden biri. Deği, e, e ama görünmez olduğu için ve

[0:23:34.799] şu an etrafında çok heyecan verici biohacking sohbetleri dönmediği için

[0:23:39.159] genelde geri planda kalıyor. Çünkü ortada satılacak bir takviye yok. Bir

[0:23:43.200] süper gıda yok. Aslında evimizde bunu bir noktaya kadar kontrol edebiliyoruz.

[0:23:48.159] Yani en azından kendi yaşam alanımızda temiz havayı sağlamak mümkün. Ben de

[0:23:52.080] İngiltere'den ve Amerika'dan çok önemli birkaç doktorla da podcast yapmıştım ve

[0:23:55.919] özellikle ev içindeki hava kalitesinin ne kadar kritik olduğunu güçlü bir

[0:23:59.559] şekilde vurguluyorlardı. Evet. Dürüst olmak gerekirse bu yüzden

[0:24:03.960] bu alana özel bir şirket kurdum. Çünkü mesele şu: Soluduğumuz hava kirliliğinin

[0:24:09.440] büyük bir kısmı aslında evlerimizin içinde oluyor. Ve insanlar genelde şöyle

[0:24:14.600] düşünüyor. Gerçekten mi? İnsanlar dışarıda olduğunu

[0:24:17.559] sanıyor. Ben de dışarıda düşündüm. Evde olduğunu

[0:24:20.320] hiç düşünmemiştim. Dilersen bunu biraz açalım. Ortalama bir

[0:24:24.640] insan gününün %90'ından fazlasını kapalı alanlarda geçiriyor. Belki bazı

[0:24:29.840] dinleyenler ben bütün gün dışarıdayım diyebilir ama büyük ihtimalle uyurken

[0:24:34.440] içeridesin. Değil mi? Yani çoğu insan zamanını araçta, ofiste, okulda ya da

[0:24:39.520] evinde geçiriyor ve bir insanın evinde soluduğu hava kirliliğinin yaklaşık

[0:24:44.080] %50'si dışarıdan geliyor. Diğer %50'si ise içeriden kaynaklanıyor. Ama

[0:24:49.120] araştırmalar şunu gösteriyor. En riskli hava kirleticilerinin birçoğu aslında

[0:24:54.080] evin içinde yaptığımız şeylerden kaynaklanıyor. Mesela yemek pişirmek,

[0:24:58.559] mum yakmak, tütsü kullanmak. Bunlar çoğu insanın pek farkında olmadığı şeyler.

[0:25:03.760] Örneğin tütsü gram başına yandığında sigaradan yaklaşık 5 kat daha fazla

[0:25:08.320] partikül madde üretiyor. Yani bunların farkında olmamız gerekiyor. Ve benim bu

[0:25:12.399] konuya özellikle ilgi duymamın sebebi de şu. İç mekan hava kalitesinin hem yaşam

[0:25:17.399] süresi hem de beyin sağlığı açısından en büyük risk faktörlerinden biri olduğunu

[0:25:21.760] fark ettim. Ama çözüm tarafına baktığımızda insanların yaptığı şeyler

[0:25:25.880] oldukça yetersiz kalıyor. Mesela insanlar evlerine küçük hava

[0:25:29.600] temizleyiciler koyuyor ama bunlar yeterince hava sirkülasyonu sağlamadığı

[0:25:33.840] için kirleticileri gerçekten ortadan kaldırmıyor. E bu yüzden Len Air adlı

[0:25:38.559] şirketi kurdum. Amacım insanları bu konuda daha iyi çözümler hakkında

[0:25:42.279] bilinçlendirmek ve tekrar altını çizmek gerekirse eğer evinde tütsü yakıyorsan

[0:25:47.679] bunun yapabileceğin en yoğun hava kirliliği kaynaklarından biri olduğunu

[0:25:51.640] bilmen gerekiyor. Bunun gibi birçok örnek var ve insanlar bunları

[0:25:55.399] öğrendiğinde beyne zarar verebilecek bu kirleticilere maruziyetlerini ciddi

[0:26:00.679] şekilde azaltabilirler. Sence bu daha çok psikolojik bir şey mi?

[0:26:05.039] Yoksa insan gerçekten bu tür şeylere karşı fiziksel olarak daha hassas hale

[0:26:08.919] mi geliyor? İnsanlar bu kokulu mumları çok seviyor. Ama ben bu lonjaviti

[0:26:13.399] konularına girdikten sonra yavaş yavaş evimdeki tüm mumları, sentetik kokuları

[0:26:18.679] azaltmaya başladım ve şimdi bunlar beni inanılmaz derecede rahatsız ediyor.

[0:26:23.480] Mesela dün bir oteldeydim. Yanımda bir koku yayıcı vardı ve birkaç dakikada

[0:26:28.679] birçok yoğun bir koku veriyordu. Artık nefes alamaz hale geldim ve garson'a

[0:26:34.000] lütfen bunu kapatır mısınız yoksa çıkacağım demek zorunda kaldım. Yani

[0:26:37.960] sence bu benim zihinsel olarak hassaslaşmam mı yoksa gerçekten vücudum

[0:26:42.320] bu tür şeylere karşı daha fazla tepki vermeye mi başladı? Esra yalnız

[0:26:46.480] değilsin. Aslında insanların çok büyük bir kısmı kokulu ürünlere karşı

[0:26:51.559] hassasiyet gösteriyor. Bir otele girdiğinde ya da bir taksiye bindiğinde

[0:26:57.000] bu kokuları aldıklarında rahatsız olan çok fazla insan var. Bu insanların bir

[0:27:01.960] kısmı baş ağrısı yaşıyor, beyin sesi hissediyor. Gözlerinde kızarıklık ve

[0:27:07.480] kaşıntı oluyor. Hatta cilt reaksiyonları bile görülebiliyor. Ve bence bu çok

[0:27:12.840] önemli bir konu. Çünkü geçmişte bu durumlar aşırı hassasiyet ya da çoklu

[0:27:18.640] kimyasal hassasiyeti olarak etiketlenip insanlar biraz abartıyor gibi

[0:27:23.720] görülüyordu. Ama artık araştırmalar bize şunu söylüyor. Sen bu koku rahatsız

[0:27:29.159] edici dediğinde bu aslında bir tehlike sinyali. Yani beynin sana burada

[0:27:34.159] bulunmak istemiyorsun bu bir problem diyor. Bunun sebebi de şu aslında.

[0:27:38.919] Soluduğun şeyler uçucu organik bileşikler yani VOC'lar. Yani volatile

[0:27:45.360] organic compounds. Türkçesi de uçucu organik bileşikler. Bazı VOC'ların kısa

[0:27:51.000] vadede faydalı etkileri olabiliyor. Mesela bazı uçucu yağlar ya da ormanda

[0:27:57.080] yürüyüş yaparken ağaçların yaydığı bileşikler sinir sistemini

[0:28:01.760] sakinleştirebilir. Parasempatik sistemi aktive edebilir ama iş yapay kokulara

[0:28:07.240] geldiğinde durum değişiyor. Oda kokuları gibi ürünlerde çok sayıda sentetik VOC

[0:28:13.120] bulunuyor ve bunlar havada reaksiyona girerek formaldehit gibi maddeler

[0:28:17.600] oluşturabiliyor. Formaldehit ise bilinen bir kanserojen ve artık biliyoruz ki bu

[0:28:24.000] kimyasallara daha fazla maruz kalmak sadece hassasiyet değil başka sağlık

[0:28:29.679] sorunlarıyla da bağlantılı. Hatta çok ilginç bir çalışma var. Bir ofis

[0:28:34.519] ortamında bir gün iyi havalandırma sağlanıyor. Yani VOC'ler azaltılıyor.

[0:28:40.120] Başka bir gün ise havalandırma kötü ve VOC seviyesi yükseliyor. Sonuçta yüksek

[0:28:45.600] VOC'ye maruz kalan çalışanların bilişsel performansında anlık bir düşüş

[0:28:50.960] gözlemleniyor. Yani arabalardaki o takılan koku cihazları ya da dikiz

[0:28:55.880] aynasına asılan kokular aslında düşündüğümüzden çok daha büyük bir sorun

[0:29:00.360] olabilir. Eee, ben bu yüzden uzun bir yolculuk yapacaksam genelde insanlardan

[0:29:06.559] bunları kapatmalarını ya da kaldırmalarını rica ediyorum. Bazen

[0:29:10.840] fişten çekmelerini, bazen de torpido gözüne koymalarını istiyorum. Çünkü ben

[0:29:16.440] de buna karşı oldukça hassasım ve açıkçası bu kadar çok insanın bu tür

[0:29:23.080] maruziyetlerden olumsuz etkilendiğini bildiğimiz halde başkalarını buna maruz

[0:29:28.600] bırakmak pek adil değil. Sen konuşurken şunu düşünüyordum. Sence

[0:29:33.360] bu durum gıda endüstrisi ya da ilaç endüstrisindeki yaklaşıma benziyor mu?

[0:29:37.840] Yani bu kokular meselesi de aynı mantık mı? Ben de böyle hissediyorum. Taksiye

[0:29:41.960] ya da Uber'e binmekten nefret ediyorum. Çünkü insanlar bunların iyi olduğunu

[0:29:45.559] düşünüyor. En üzücü kısmı da bu zaten. Evet. Az

[0:29:49.039] aslında kendilerini zehirliyorlar. Sorun şu ki insanlar güçlü ve hoş bir

[0:29:54.919] koku varsa havanın temiz olduğunu düşünüyor. Oysa temiz hava aslında

[0:29:59.840] hiçbir şey kokmaz. E Amerika'da mesela bu spreylerin reklamları çok yaygın. Eve

[0:30:06.880] giriyorsun ve ortalığa bu kimyasalları sıkıyorsun çünkü güzel kokuyor. Ama bu

[0:30:11.760] hava kalitesini gerçekten neyin iyileştirdiğine dair tamamen yanlış bir

[0:30:16.640] algı. Hatta bazı çalışmalar ve tartışmalarda şunu gösteriyor. Bazı

[0:30:21.399] şirketler kokuları bilinçli olarak kullanıyor. Mesela bir mağazaya

[0:30:25.399] girdiğinde ortama özel kokular veriliyor. Böylece daha fazla alışveriş

[0:30:29.880] yapman sağlanıyor. Aynı şey müzik için de geçerli. Belirli bir şekilde

[0:30:34.519] çalınıyor ki satın alma ihtimalin artsın. Ama artık buna karşı artan bir

[0:30:39.519] farkındalık da var. Hatta ben de bu konuda klinik bir makale yazdım. daha

[0:30:43.840] temiz hava için talepte bulunmamız ve sürekli bu kokulara maruz kalmayı normal

[0:30:48.559] kabul etmememiz gerektiğini savunuyorum. Çünkü bu kokuların sadece hassasiyetle

[0:30:53.799] ilgili sorunlara değil, aynı zamanda daha kötü beyin fonksiyonlarıyla da

[0:30:58.880] ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar giderek artıyor. Bence önümüzdeki

[0:31:03.799] yıllarda insanlar bu konuda çok daha bilinçli olacak ve bu tür ürünlerin

[0:31:08.960] kullanılmamasını daha fazla talep edecek. Ve bu sadece oda kokuları değil.

[0:31:14.279] Kokulu çamaşır deterjanlarından kokulu mumlara, uçucu yağ difüzörlerinden

[0:31:19.200] tütsülere kadar uzanıyor. Masum sanılan bu şeylerin aslında hiç de masum

[0:31:23.840] olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Eskiden bir fitness şirketim vardı ve

[0:31:29.399] New York'ta stüdyolarım bulunuyordu. O dönem 2017 civarı burun denilen yani bir

[0:31:35.200] parfüm tasarımcısıyla çalışmıştım ve stüdyonun kendine özgü bir kokusu vardı.

[0:31:40.279] Şimdi yine aynı mimarla New York'ta yeni bir otel projesi üzerine çalışıyoruz.

[0:31:45.279] Ben buradan danışmanlık veriyorum. Konuşurken şunu yapalım, bunu yapalım,

[0:31:49.639] bir de koku ekleyelim." dedi. Ben de, "Hayır, hayır. Eğer bir Longevity oteli

[0:31:54.720] yapıyorsak bu konu tamamen gündem dışı dedim. Çünkü artık bunun olmaması

[0:31:59.320] gerektiğini öğrendim. Ama işte bu durum bana şunu düşündürüyor. İnsanlar hala

[0:32:03.360] bunu lüks sanıyor. Mesela kadınların parfüm sıkması ya da erkeklerin

[0:32:07.519] boyunlarına hatta tiroid bölgelerine parfüm uygulaması aslında ne

[0:32:12.080] yaptıklarının farkında değiller. Bence bu tür programlarda bunun ne kadar

[0:32:16.600] zararlı olabileceğini açıkça anlatmamız gerekiyor. Sen de bu konuya biraz

[0:32:21.039] değinebilir misin? Ben olaya bir longevity programı açısından bakacak

[0:32:25.240] olsam odak noktasını hava gerçekten ne kadar temiz sorusunu kanıtlamak üzerine

[0:32:30.559] kurardım. Yani benim için önemli olan şey her odada hava kalitesini ölçen

[0:32:34.919] sensörlerin olması olurdu. Düşük VOSI, düşük PM 2,5 değerlerini net bir şekilde

[0:32:40.120] görebilmek. Çünkü uzun ömür ve iyi sağlıkla en güçlü şekilde

[0:32:43.360] ilişkilendirilen şey tam olarak bu. Eee tabii burada bir parantez açmak lazım.

[0:32:47.559] Bazı çalışmalar uçucu yağlara maruz kalmanın kısa vadede biliş ve ruh hali

[0:32:51.399] üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Bu doğru. Ama sorun şu: O

[0:32:56.320] uçucu yağın içinde başka neler olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Mesela bir

[0:32:59.960] difüzör düşün. Odaya lavanta kokusu yayıyor olabilir ama aynı zamanda ölçüm

[0:33:04.279] yaptığında havadaki partikül miktarının arttığını da görebiliyorsun. Çünkü

[0:33:08.320] sudaki bazı maddeler örneğin iz miktardaki metaller havaya

[0:33:12.159] karışabiliyor. Yani bu işin ciddi bir detayı ve hassas dengesi var. Eğer

[0:33:16.200] difüzör kullanacaksan içinde küf ya da bakteri oluşmadığından emin olman

[0:33:19.960] gerekiyor. Aksi halde onları da havaya yayıyor olabilirsin. Ayrıca kullandığın

[0:33:24.480] su da önemli. Filtrelenmiş su kullanman gerekiyor ki içindeki metal oranı yüksek

[0:33:29.000] olmasın ve bunları solumayasın. Ama bence bu işin özü şu. Longevity

[0:33:33.480] dediğimiz şeyin temelinde temiz hava var. Çünkü özellikle PM2 Kiginch

[0:33:38.120] maruziyetine bakılan büyük ölçekli çalışmalarda şunu görüyoruz. Daha fazla

[0:33:42.320] maruziyet erken ölüm için en büyük risk faktörlerinden biri. Bu öyle uç bir

[0:33:46.840] görüş ya da alternatif bir yaklaşım değil. Dünya genelindeki hükümetler ve

[0:33:50.799] Dünya Sağlık Örgütü bunu açıkça ortaya koyuyor. Yani soluduğun hava ne kadar

[0:33:55.000] kirliyse sadece daha erken ölme riskin değil, aynı zamanda yaşa bağlı

[0:33:59.120] hastalıklara yakalanma riskin de o kadar artıyor. Özellikle demans konusunda

[0:34:03.960] dünyanın en saygın dergilerinden bazılarında yayınlanan çok sayıda

[0:34:07.799] çalışma örneğin The Landset gibi PM 2,5 maruziyetini Demans'ın erken gelişimi

[0:34:13.560] için en önemli risk faktörlerinden biri olarak gösteriyor. Eee, bu yüzden hedef

[0:34:18.200] aslında çok net. Temiz hava ve temiz hava kokmaz.

[0:34:21.399] Biraz da kadın sağlığı konusuna değinelim. Araştırmalar, kadınların

[0:34:25.440] bağışıklık sistemi kaynaklı beyin sorunlarını daha yüksek oranlarda

[0:34:29.040] yaşayabildiğini gösteriyor. Bu neden olabilir? Bu gerçekten çok ilginç bir

[0:34:33.240] soru. Kadınlarla ilgili bazı değişkenlere baktığımızda en başta

[0:34:36.919] hormonal farklar geliyor. Kadınlarda yaşam boyunca özellikle menopoz öncesi

[0:34:40.760] ve sonrası dönemlerde ciddi hormonal değişimler yaşanıyor. Ama bağışıklık

[0:34:44.480] sistemi açısından bakarsak en önemli faktörlerden biri şu: Kadınlar çocuk

[0:34:48.520] taşıyabilen bir biyolojiye sahip ve bunun mümkün olabilmesi için bağışıklık

[0:34:52.520] sisteminin çok hassas bir dengede çalışması gerekiyor. Yani bağışıklık

[0:34:55.839] sistemi ne fazla aktif olup kendi dokularına saldırmalı ne de yetersiz

[0:34:58.680] kalıp dış tehditlere karşı savunmasız olmalı. bu dengeyi kurmak zorunda. Bu

[0:35:02.520] yüzden kadınların otoimmün hastalıklara yakalanma riski daha yüksek. Bunun

[0:35:05.880] nedenine dair farklı teoriler var. Ama en güçlü açıklamalardan biri şu: Kadının

[0:35:09.599] vücudu içinde gelişen ve aslında kısmen yabancı olan dokulara karşı aşırı tepki

[0:35:14.280] vermemeyi öğrenmek zorunda. Yani bağışıklık sisteminin hem koruyucu hem

[0:35:18.160] de tolere edici olacak şekilde çok doğru ayarlanmış olması gerekiyor. E yearview

[0:35:22.280] hassas denge bazı durumlarda bağışıklık sisteminin kendi dokularına yönelmesine

[0:35:26.480] yani otoimmün hastalıklara daha yatkın hale gelmesine neden oluyor. Bağışıklık

[0:35:30.000] sistemi aktivasyonu ile kadınların demans geliştirme riski arasındaki

[0:35:33.640] ilişkiye dair oldukça ilginç çalışmalar yapılıyor. Tıpkı otoimmün hastalıklarda

[0:35:38.200] olduğu gibi Alzheimer hastalarının yaklaşık üçte ik'sini kadınlar

[0:35:41.920] oluşturuyor. Ve asıl soru şu: Neden? Burada önemli nokta şu, bağışıklık

[0:35:46.839] sistemi endokrin sistemden ayrı değil. Örneğin östrojen bağışıklık sistemini

[0:35:51.319] düzenler ve aynı zamanda nöroplastiste üzerinde de etkili olur. Eee bu da şu

[0:35:55.880] anlama geliyor. Kadınların yaşamı boyunca yaşadığı hormonal değişimler

[0:35:59.599] bağışıklık sisteminin nasıl çalıştığını doğrudan etkiliyor. Aynı şekilde

[0:36:03.839] bağışıklık sistemindeki değişimler de hormon seviyelerini etkileyebiliyor.

[0:36:08.040] Yani aralarında çift yönlü bir ilişki var. Benim özellikle odaklandığım

[0:36:12.040] alanlardan biri de şu: Bağışıklık sisteminin işleyişi ile bir kişinin

[0:36:16.040] bilişsel gerileme riski ve ruh sağlığı sorunları arasındaki bağlantıyı anlamak.

[0:36:20.760] Şimdi bunu kadınlar özelinde biraz daha derinleştirelim. Kadınlar Alzheimer

[0:36:24.359] vakalarının yaklaşık üçte ik'sini oluşturuyor. Ayrıca depresyon geliştirme

[0:36:28.200] olasılıkları da erkeklere göre yaklaşık iki kat daha fazla ve bu iki durumun

[0:36:32.520] ortak noktalarından biri bağışıklık sistemindeki değişimler. Özellikle şunu

[0:36:36.720] görüyoruz. Depresyonu olan kişilerde enflamasyon belirteçleri daha yüksek

[0:36:40.760] oluyor. Örneğin interlokin 1 beta, interlokin 6 ve tümör nekroz faktörü

[0:36:45.240] alfa gibi aynı tür belirteçlerin demans riski yüksek olan kişilerde de arttığını

[0:36:49.800] görüyoruz. Buradan şu soru çıkıyor. Neden kadınlarla bu veriler arasında

[0:36:54.599] nasıl bir bağlantı olabilir? Bunun bir kısmı hormonlarla ilgili, bir kısmı

[0:36:58.359] kadınların maruz kaldığı stresle hatta çoğu zaman orantısız düzeydeki stresle

[0:37:02.680] ilgili olabilir. Tabii ki beslenme ve egzersiz de önemli faktörler. Özellikle

[0:37:06.920] egzersizin bağışıklık sistemini nasıl düzenlediği ve bunun bilişsel

[0:37:10.560] gerilemeyle ruh sağlığı risklerini nasıl etkilediği üzerine şu anda çok ilginç

[0:37:14.680] çalışmalar yapılıyor. Ama açık olmak gerekirse henüz tüm cevaplara sahip

[0:37:18.680] değil. Bağışıklık sistemiyle beyin yani düşünme

[0:37:21.000] ve algılama süreçleri birbiriyle nasıl bağlantılı?

[0:37:24.280] Bence çoğu insan bağışıklık sistemini sadece bizi enfeksiyonlara karşı koruyan

[0:37:28.800] bir şey olarak görüyor. Eee yani bağışıklığımızı güçlendirmekten

[0:37:33.480] bahsediyoruz. İnsanlar C vitamini, çinko gibi şeyler alıyor ki grip ya da soğuk

[0:37:38.400] algınlığına yakalanmayalım ya da uçağa bindiğimizde yanımızdaki kişi öksürürken

[0:37:43.119] biz hasta olmayalım. Ama bağışıklık sistemi sadece mikroplara karşı savunma

[0:37:48.640] yapmaktan çok daha fazlasını yapıyor. Vücudumuzdaki her organ sisteminin

[0:37:53.319] içinde bağışıklık sistemi yer alıyor. Beyin söz konusu olduğunda ise

[0:37:57.760] beynimizin içinde mikrogliya adı verilen milyarlarca hücre var ve bunlar

[0:38:02.760] bağışıklık hücreleri ve görevleri sadece mikroplarla savaşmak değil daha karmaşık

[0:38:07.960] bir mekanizma olan tamamlayıcı sistem üzerinden hafıza ile ilişkililer. Yani

[0:38:12.160] hafızanın oluşmasında ve korunmasında rol oynuyorlar. Aynı zamanda eski ve ölü

[0:38:16.599] hücreleri temizliyorlar. beyin kaynaklı nörotrofik faktör yani BDNF gibi

[0:38:21.560] maddeler üreterek yeni beyin hücrelerinin oluşmasına ve hücreler

[0:38:26.160] arasındaki yeni bağlantıların kurulmasına katkı sağlıyorlar. Ve bu

[0:38:29.839] mikroglial hücreler yani beynin içindeki bu gerçek bağışıklık hücreleri sürekli

[0:38:34.880] olarak çevremizde neler olup bittiğini dinliyor. Egzersiz yapmamız, ne

[0:38:39.200] yediğimiz, sağlıklı beslenip beslenmediğimiz, nasıl bir hava

[0:38:43.160] soluduğumuz, stresimizi nasıl yönettiğimiz, bunların hepsi bu hücreler

[0:38:47.520] için birer sinyal. ve mikroglial hücrelerin davranışı değiştiğinde bu

[0:38:52.560] durum doğrudan nörodejeneratif hastalıklar ve ruh sağlığı problemleri

[0:38:56.240] ile bağlantılı hale geliyor. Bu işin bir boyutu. Şimdi birazdan insanların daha

[0:39:00.920] kolay anlayabileceği bir diğer boyutunu da anlatacağım.

[0:39:05.079] Kandaki enflamasyon, kalp damar hastalıkları, tip 2 diyabet, obezite ve

[0:39:10.359] daha kısa yaşam süresi ile ilişkilidir. Aynı şekilde kandaki enflamasyon beyin

[0:39:15.599] hastalıklarının daha yüksek oranlarda görülmesiyle de bağlantılıdır. Yani

[0:39:20.000] depresyon, demans ve bunun yanı sıra şizofreni gibi başka birçok beyinle

[0:39:24.720] ilgili sorunla da ilişkili. Peki kandaki enflamasyon seviyelerindeki değişim ile

[0:39:30.359] beyinle ilgili hastalık riski arasında bu bağlantıyı nasıl kuruyoruz? İşte bu

[0:39:34.960] yüzden belirli beslenme biçimleri, egzersiz programları, stres azaltma

[0:39:40.359] yöntemleri hatta psikoterapi ve klasik antidepresanlar etkili olabiliyor. Çünkü

[0:39:45.800] bunlar enflamasyon üzerinde etkide bulunuyor ve en azından kısmen bu

[0:39:49.760] şekilde işe yarıyor olabilirler. Yani eğer enflamasyonu azaltmayı hedefleyerek

[0:39:54.680] beyin fonksiyonlarını iyileştirebiliyorsak bunu kesinlikle

[0:39:58.119] yapmalıyız. Ve giderek daha net görüyoruz ki psikedelik maddeler,

[0:40:02.920] farmasötik antidepresanlar, tükettiğimiz gıdalar, soluduğumuz hava kirliliği,

[0:40:08.640] eee, tüm bunlar beyin üzerindeki etkilerini büyük ölçüde bağışıklık

[0:40:13.000] sistemi üzerinden gösteriyor. Yani bu depresyon sadece serotonin meselesidir

[0:40:18.240] ya da Alzheimer sadece amiloid ile ilgilidir gibi tek bir mekanizmaya

[0:40:22.359] indirgenen yaklaşımlardan çok büyük bir farkı temsil ediyor. Artık şunu görmeye

[0:40:26.319] başlıyoruz. Her gün verdiğimiz kararlar özellikle bağışıklık sistemi üzerinden

[0:40:30.960] beyin sağlığımızı doğrudan etkiliyor. Bunu bilmiyordum. Benim için de yeni bir

[0:40:35.760] şey oldu. Şimdi şunu merak ediyorum. Bu ayahuaska konusu gerçekten çok ilgimi

[0:40:41.079] çekiyor. Çünkü şu anda epigenetik metabolizma, mikrobiyom ve bağışıklık

[0:40:46.119] sistemi üzerindeki etkilerini inceleyen bir çalışma yürütüyorsun. Birincisi

[0:40:51.760] gerçekten tüm bu sistemler üzerinde etkisi var mı? İkincisi nasıl bir fark

[0:40:57.119] yaratıyor? Bizim bildiğimiz kadarıyla bu bir tür bitkisel tedavi ve özellikle

[0:41:02.599] tedaviye dirençli depresyon, bağımlılık ya da PTSD yani travma sonrası stres

[0:41:08.480] bozukluğu gibi durumlarda insanlara yardımcı oluyor. En azından duyduğumuz,

[0:41:13.760] gördüğümüz bu. Belgesellerde de buna rastladım ama açıkçası bunu bir

[0:41:18.480] doktordan mekanizmasıyla birlikte hiç dinlemedim. Özellikle de epigenetik,

[0:41:24.440] metabolizma, mikrobiyom ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini nasıl

[0:41:29.119] açıklarsın? Öncelikle şunu söyleyerek başlayayım. Piskedelikler hala çok güçlü

[0:41:35.000] etkileri olan maddeler ve burada söyleyeceklerim kimsenin kendi ruh

[0:41:39.760] sağlığını yönetmek için gidip bunları kullanması gerektiği şeklinde

[0:41:43.599] anlaşılmamalı. Çünkü güçlü etkisi olan her şey gibi bunların da yan etkileri ve

[0:41:49.319] riskleri var. Ama şunu da söylemek lazım. Doğru hasta ve doğru ortam söz

[0:41:55.200] konusu olduğunda ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebildiği giderek

[0:42:00.880] daha fazla kanıtlanan maddelere baktığımızda psikelikler bu listenin üst

[0:42:06.200] sıralarında yer alıyor ve birçok farklı psikelik türü var. İnsanların en aşina

[0:42:11.960] olduğu gruplardan biri triptaminler. Buna pisilosibin ve DMT gibi maddeler

[0:42:16.720] giriyor. Bunun dışında LSD gibi lizer gamitler ve MDMA gibi feniletilaminler

[0:42:22.720] de var. Peki ya ibogain

[0:42:24.520] doğru iboga gibi maddeler de var. Hatta kısa süre önce bu konuda dünyanın önde

[0:42:29.280] gelen uzmanlarından biri olan Deborah Maş ile bir podcast yaptım. Ama Iboga'i

[0:42:34.760] şimdilik bir kenara bırakalım. Çünkü etki mekanizması da terapötik aralığı da

[0:42:39.200] oldukça farklı. O yüzden daha çok triptamin temelli maddeler üzerinden

[0:42:43.960] konuşmak daha doğru olur. Sonra istersen konuyu genişletebiliriz.

[0:42:49.119] Çünkü klasik psikelikler dediğimiz mesela psilosibin gibi maddeler çoğu

[0:42:53.359] durumda görece daha güvenli kabul ediliyor. Buna karşılık iboga gibi

[0:42:57.599] maddeler özellikle doğru ve kontrollü bir ortamda kullanılmadığında kalp

[0:43:02.520] üzerinde toksik etkilere sahip olabiliyor. Genel olarak piskedeliklere

[0:43:06.800] baktığımızda bunların aslında binlerce yıldır kullanılan maddeler olduğunu

[0:43:11.240] görüyoruz. Farklı kültürlerde ritüel amaçlı tüketilmişler ve artık şunu

[0:43:16.480] anlamaya başlıyoruz. Tıpkı depresyonun sadece serotonin meselesi olmaması gibi

[0:43:21.720] psikelikler de sadece serotonin yolakları üzerinden etkili değil.

[0:43:26.200] Araştırmalar gösteriyor ki psikedelikler metabolizma, bağışıklık sistemi,

[0:43:30.920] epigenetik, bağırsak, beyin aksı ve nöroplastiste üzerinde etkili. Bence

[0:43:35.960] burada en ilginç noktalardan biri şu. Çoğu insan piske delikleri sadece algıyı

[0:43:41.160] ve bilinci değiştiren maddeler olarak düşünüyor ve belki bunun yanında ruh

[0:43:45.119] sağlığına bir fayda sağladığını varsayıyor. Ama araştırmacılar artık

[0:43:49.480] piske delikleri Alzheimer ya da otoimmün hastalıklar gibi durumlar için

[0:43:53.559] potansiyel araçlar olarak da tartışıyor. Bunun sebebi de şu. Bu maddeler

[0:43:58.440] bağışıklık ve metabolik yolaklar üzerinde etkili. Tabii bu piskedelikler

[0:44:03.599] Alzheimer ya da otoimmün hastalıkları tedavi eder demek değil. Ama şu an

[0:44:07.920] bildiğimiz şey şu. Bitkilerde, mantarlarda bulunan bu moleküller

[0:44:12.640] vücuttaki bu sistemleri etkileyebiliyor ve bazı durumlarda potansiyel olarak

[0:44:17.359] faydalı etkiler gösterebiliyor. Bir örnek vereyim. Pisilosibin üzerinden

[0:44:22.079] gidelim. Çünkü çoğu insanın aşina olduğu bir molekül. Yakın zamanda yapılan bir

[0:44:26.680] çalışmada pisilosibinin beyindeki glutamat seviyelerini değiştirdiği

[0:44:30.760] gösterildi ve bu değişimin insanların benlik algısı yani ego hissindeki

[0:44:35.640] değişimlerle ilişkili olduğu bulundu. Yani aslında şunu söylüyorlar. Bir

[0:44:40.119] insanın benlik hissinin çözülmesi gibi psikolojik bir durumun biyolojik düzeyde

[0:44:44.640] metabolik bir karşılığı var. Bunu özellikle vurguluyorum çünkü şu noktayı

[0:44:49.000] çok iyi anlatıyor. Psikolojik durumlarla ilgili düşündüğümüz şeyler aslında

[0:44:53.520] biyolojik yolaklara sıkı sıkıya bağlı ve psikelikler de özellikle bu yolakları

[0:44:58.640] daha sağlıklı bir yöne doğru kaydırma potansiyeline sahip olabilir. Şu an

[0:45:03.480] yaptığımız çalışmalara gelirsek bir pilot çalışma yayımladık ve şimdi bunu

[0:45:07.319] çok daha büyük bir grupla genişletmek için birkaç çalışma yürütüyoruz. Aslında

[0:45:11.480] veri toplama kısmını tamamladık. Şu anda sonuçları analiz ediyoruz. Bu çalışmada

[0:45:15.480] Ayahuaska'nın ruh hali üzerindeki etkisini ve bunun epigenetik ile

[0:45:19.040] mikrobiyomdaki değişimlerle nasıl ilişkili olduğunu inceledik. Epigenetik

[0:45:22.640] kavramına çok aşina olmayanlar için şöyle açıklayayım. Epigenetik DNA'mızın

[0:45:26.800] üzerine eklenen küçük kimyasal etiketlerin genlerin nasıl ifade

[0:45:30.319] edildiğini değiştirmesini inceleyen bir alan. Yani DNA'nın kendisi değişmiyor

[0:45:34.480] ama nasıl çalıştığı değişebiliyor. Buradaki hipotez şu: PSEDelikler

[0:45:38.359] etkilerini sadece kısa vadeli serotonin değişiklikleri üzerinden göstermiyor

[0:45:41.920] olabilir. Örneğin pisilosibin kullanan bir kişinin yıllar boyunca sürebilen ruh

[0:45:45.960] sağlığı iyileşmeleri yaşayabildiğini biliyoruz. Bu da etkinin en azından bir

[0:45:49.800] kısmının daha uzun vadeli biyolojik yolaklar üzerinden gerçekleştiğini

[0:45:53.160] düşündürüyor. Pilot çalışmamızda gördüğümüz şey şu. Bu

[0:45:57.160] tek kişilik bir çalışma olmasına rağmen sadece ruh sağlığında, özellikle

[0:46:00.520] depresyon belirtilerinde iyileşme olmadı ki bu zaten daha önce gösterilmişti.

[0:46:04.160] Aynı zamanda bu iyileşmenin mikrobiyomdaki değişimlerle ilişkili

[0:46:07.240] olduğunu da gördük ve şu anda elde ettiğimiz bulgular bunun epigenetik

[0:46:10.440] değişimlerle de bağlantılı olduğunu gösteriyor.

[0:46:13.319] Peki bu nasıl kullanılıyor? Yani bildiğimiz klasik bir kullanım şekli mi

[0:46:16.760] var yoksa farklı mı? Mesela o kadın ayahuaska'yı tam olarak nasıl kullandı?

[0:46:20.839] Biraz anlatır mısın? Bu durumda Ayahuaska genelde daha çok

[0:46:25.040] törensel bir bağlamda kullanılan bir piskedelik. Yani içinde DMT gibi

[0:46:29.599] maddeler bulunan ve DMT'nin etkisini artıran Moilerle birlikte hazırlanan bir

[0:46:34.440] karışım. Ama bu çalışmada biz müdahaleyi yapan taraf değildik. Bunu

[0:46:38.960] netleştireyim. Yani kadına ayahuaska veren biz değildik. Sadece tek bir kişi

[0:46:44.040] üzerinde ayahuaska deneyimi öncesi ve sonrası epigenetik ve mikrobiyom

[0:46:48.440] değişimlerini ölçtük. E şimdi bunu çok daha fazla kişiyle de yapmış durumdayız.

[0:46:54.440] Epigenetik ölçüm için genelde yağ yanak içinden örnek alınır ya da kan testi

[0:46:59.440] yapılır. Biz kan testi kullandık ve bu küçük kan örneğinden aslında milyonlarca

[0:47:04.599] veri noktası elde edebiliyorsun. Çünkü baktığın şey DNA'nın üzerindeki

[0:47:09.040] etiketler, özellikle ÇG dizilerindeki değişimlere bakıyoruz. Bu bölgelerin

[0:47:14.520] metillenmiş olup olmadığına yani üzerinde bir karbon grubu bulunup

[0:47:18.680] bulunmadığına. Bu da bize DNA'nın nasıl ifade edildiğine dair bilgi veriyor.

[0:47:25.000] Yani aslında çok basit bir kan örneğinden.

[0:47:27.160] Tamam bunu anladım ve gerçekten ilginç ama benim merak ettiğim şu: Sen

[0:47:32.640] Ayahuaska'yı uygulayan taraf olmasan bile o kadın bunu nasıl kullanıyordu?

[0:47:38.520] Yani tek seferlik bir deneyim miydi yoksa mesela 7 gün üst üste mi aldı?

[0:47:43.559] Bunu yapma sebebi neydi? Bir de bunun epigenetik değişiklikler yaratabileceği

[0:47:49.480] fikrine nasıl ulaştınız? Bu kadın zaten birkaç seansa

[0:47:53.440] katılıyordu. Biz seansın programlamasına veya detaylarına katılmadık ama

[0:47:58.160] yaptığımız şey öncesinde ve sonrasında bu örnekleri sağlamaya istekli insanları

[0:48:02.880] bulmaktı. Mikrobiyomdan alınan dışkı örneği ve epigenetik için parmak ucu kan

[0:48:07.680] örneği. Yine bunun işe yaradığını doğrulamak için tek bir pilot çalışma

[0:48:12.040] yapmak istedik. Böylece doğru verileri toplayabilirdik. Büyük bir örneklemle bu

[0:48:16.760] verilerin genelleşip genelleşmediğine bakıyoruz. Bulgularımız mikrobiyomda bir

[0:48:22.040] kişinin depresif semptomlarındaki iyileşme ile ilişkili değişiklikler

[0:48:26.119] olduğunu gösterdi. Burada test edilecek başka bir hipotez var. Acaba ayahuaska

[0:48:31.520] gibi bir molekülün kalıcı zihinsel sağlık faydaları sadece serotonin ve

[0:48:36.160] diğer serotonin ile ilişkili yollarla mı bağlantılı beyinde? Ama belki de

[0:48:41.280] bağırsak mikrobiyomunu değiştiriyor ve bu da daha düşük iltihap seviyelerine,

[0:48:46.079] metabolik değişikliklere katkıda bulunuyor. Yine bulduğumuz şey depresif

[0:48:50.880] semptomlarda iyileşmelerle ilişkili mikrobiyom değişiklikleridir. Şimdi soru

[0:48:55.440] şu: Bunu nasıl genişletebiliriz? Ve ayahuaska'nın çok aktif bir

[0:49:00.000] gastrointestinal kokteyl olduğunu yani bu psikedeli kullanan birçok kişinin

[0:49:04.680] kusma, ishal ve diğer gastrointestinal semptomlar yaşayacağını görmek. Bunun

[0:49:10.000] etkilerinin bir kısmı bağırsak mikrobiyomunu değiştirmek olabilir. Ya

[0:49:14.079] da belki etkilerin bir kısmı DNA ifadesinin değiştirilmesi ile ilgilidir.

[0:49:19.000] Bu nedenle piskedelik kullanımının ayrıntılarını çok fazla etkilemiyoruz.

[0:49:23.319] Çünkü bunlar zaten belirlenmiş ritüelistik ortamlardır. Verileri

[0:49:27.599] öncesinde ve sonrasında topluyoruz. Ama esas olarak bir kişinin psikedilikten

[0:49:32.319] zihinsel sağlık yararı alıp almadığını anlamaya çalışıyoruz. Bunları bazı

[0:49:36.720] yollarla belirleyebilir miyiz? Beni en çok ilgilendiren nokta şu. Bir insanın

[0:49:41.760] psiklerden elde ettiği faydalarla örneğin doğru beslenmeden elde ettiği

[0:49:46.319] faydalar arasında bir örtüşme var mı? Yani aslında şunu mu konuşuyoruz? Doğa

[0:49:51.119] belirli ortak biyolojik yolaklar üzerinden farklı şekillerde ama benzer

[0:49:55.599] biçimde bizi olumlu yönde etkileyebiliyor mu? Çünkü bazı insanlar

[0:49:59.960] piskedeliklerin daha yaygın hale gelmesini savunuyor. Ama belki de asıl

[0:50:04.000] soru şu. Bu maddeler aslında piskedelik olmayan yöntemlerle de

[0:50:08.680] etkileyebileceğimiz yolaklar üzerinde sadece daha güçlü bir etki mi yaratıyor?

[0:50:14.119] Yani ruh sağlığını geniş ölçekte iyileştirmek için bu yolakları,

[0:50:18.559] psikelikler olmadan da etkileyebilir miyiz?

[0:50:21.119] Ama şunu merak ediyorum. Senin ya da diğer araştırmacıların psike delelikler,

[0:50:25.760] psilosibin ya da ayahuaska üzerine yaptığı çalışmalar genelde uzun vadeli

[0:50:30.799] örneklere dayanmıyor gibi. Bu etkilerin kalıcı mı yoksa geçici mi olduğunu

[0:50:35.680] biliyor muyuz? Bu gerçekten çok iyi bir soru.

[0:50:39.760] Amerika'da John Hopkins ve New York Üniversitesi'ndeki araştırmacıların

[0:50:44.400] yaptığı daha uzun vadeli çalışmalar var. Bu çalışmalarda yaşam sonu depresyonu

[0:50:50.359] olan kişilere psilosibin veriliyor. E ve şunu görüyorlar. Bu uygulama sadece

[0:50:56.319] depresyonu azaltmakta çok etkili olmakla kalmıyor. Yani insanların ruh halini

[0:51:01.400] ciddi şekilde iyileştiriyor. Aynı zamanda etkiler tek bir dozdan sonra

[0:51:06.359] bile yıllarca devam edebiliyor. Ama bu her durumda geçerli mi? Kesinlikle

[0:51:11.559] hayır. Yani biri rastgele bir hafta sonu birkaç gram psilosibin alırsa bunun 3

[0:51:18.160] yıl sonra kalıcı bir fayda sağlayacağını söyleyemeyiz. Bu sadece rekreasyonel

[0:51:23.799] kullanım da olabilir. Ama şunu anlamaya başlıyoruz. Doğru set ve setting yani

[0:51:30.240] doğru zihinsel durum ve doğru ortam sağlandığında psikelikler kalıcı etkiler

[0:51:36.079] yaratabiliyor. Eee buradaki asıl soru şu: Bunu nasıl yapıyorlar? Biyolojimiz

[0:51:42.240] üzerinde nasıl bir etki yaratıyorlar ve bu etkiyi daha geniş kitlelere

[0:51:47.160] ulaştırabileceğimiz bir şekilde anlayabilir miyiz? Bu uzun vadeli etki

[0:51:52.079] meselesi gerçekten çalışılmış bir konu. New York Üniversitesi ve Jones Hopkins

[0:51:57.880] araştırmacılarının birlikte yaptığı bir yayında yaşam sonu depresyonu olan

[0:52:03.160] kişilerde tek doz psilosibinin etkilerine bakılıyor. Sonuçta depresyon

[0:52:08.760] belirtilerinde çok büyük bir iyileşme görülüyor. Ama daha da ilginç olan bu

[0:52:14.000] etkinin yıllar boyunca devam etmesi. E bu bize şunu söylüyor. Piskedeliklerin

[0:52:19.760] yaptığı şey sadece kısa süreli nörotransmitter değişikliklerinden

[0:52:24.119] ibaret değil. Beyin durumumuz üzerinde çok daha derin bir etkisi var ve biz de

[0:52:29.359] tam olarak bunu anlamaya çalışıyoruz. Bu etki mikrobiyom, bağışıklık sistemi,

[0:52:34.920] epigenetik ve metabolik sistemler üzerinden nasıl gerçekleşiyor?

[0:52:40.119] beyin durumumuzu ve zihinsel halimizi bu kadar kalıcı şekilde nasıl

[0:52:44.760] değiştirebiliyor? Ve benim özellikle ilgilendiğim nokta

[0:52:49.119] şu: Bu yolakları psikedelik kullanmadan da etkileyebilir miyiz? Yani örneğin

[0:52:56.440] beslenme gibi yöntemlerle aynı biyolojik yolaklara daha hafif ama

[0:53:01.799] daha sürdürülebilir bir şekilde etki ederek daha geniş kitleler için daha iyi

[0:53:07.040] bir ruh sağlığı sağlayabilir miyiz? Ama sanırım bağışıklık sistemi için

[0:53:13.799] Jeffrey Brent ile bir bitki üzerinde çalışıyorsunuz, değil mi?

[0:53:17.839] Doğru. Benim de A4M için dinleme şansım

[0:53:20.520] olmuştu. Harika. Evet. Şu sıralar Himalaya Tatar

[0:53:24.359] Kara Buğdayı adı verilen bir bitki üzerine yoğun şekilde çalışıyoruz. Bu

[0:53:29.280] binlerce yıldır yetiştirilen, özellikle Asya'da yaygın olan kadim bir bitki. Bu

[0:53:34.559] bitkiyi bu kadar ilginç kılan şey ise polifenoller açısından inanılmaz

[0:53:39.200] derecede zengin olması. Hatta bazı polifenoller açısından insanların daha

[0:53:44.119] aşina olduğu normal kara buğdaya kıyasla 200 kata kadar daha yüksek değerlere

[0:53:49.400] sahip olabiliyor. E özellikle rutin, querjetin ve luteolin gibi polifenoller

[0:53:54.839] bakımından çok zengin. Ve bu neden önemli? Çünkü son yıllarda yayınlanan

[0:53:59.880] birçok çalışma polifenol açısından zengin besinler tüketmenin daha iyi

[0:54:04.680] sağlıkla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yani sadece daha uzun yaşam değil daha

[0:54:10.000] iyi beyin fonksiyonu da dahil. Hatta 18 ay süren bir çalışmada polifenol

[0:54:15.799] açısından zengin beslenmenin beyin yaşlanmasını yavaşlatmakla, metabolik

[0:54:21.040] fonksiyonları iyileştirmekle ve bazı biyolojik yaşlanma göstergelerini

[0:54:25.760] yavaşlatmakla ilişkili olduğu gösterildi. Bizim amacımız da bunu daha

[0:54:29.960] derinlemesine incelemek. Şu anda 850 kişiyle yürüttüğümüz randomize ve

[0:54:34.760] placebo kontrollü bir çalışma yapıyoruz. Bu bildiğim kadarıyla tek bir gıdanın

[0:54:39.119] beyin fonksiyonu üzerindeki etkisini inceleyen en büyük çalışma olacak.

[0:54:43.119] Burada çözmeye çalıştığımız temel soru şu: Gıda gerçekten nasıl ilaç gibi etki

[0:54:48.200] ediyor? Çoğu insan gıda sağlıklıdır çünkü antioksidan içerir, vitamin ve

[0:54:53.200] mineral içerir der. Ama eğer gerçekten gıdanın sağlığımızı, özellikle de beyin

[0:54:58.200] sağlığımızı nasıl değiştirdiğini anlamak istiyorsak bunu çok daha sistematik bir

[0:55:02.520] şekilde araştırmamız gerekiyor. Eee bu çalışmada biliş, yorgunluk, uyku gibi

[0:55:07.960] beyin fonksiyonlarını inceliyoruz. Aynı zamanda bağışıklık sistemi, epigenetik

[0:55:12.920] ve metabolik fonksiyonlara da bakıyoruz. Ve tekrar söyleyeyim bu muhtemelen tek

[0:55:18.079] bir gıdanın beyin sağlığı, bağışıklık sistemi ve diğer bu tür parametreler

[0:55:23.240] üzerindeki etkisini inceleyen en büyük çalışma olacak. Gerçekten çok heyecan

[0:55:28.680] verici. Gerçekten harika. Zaman ayırdığın için

[0:55:33.079] çok teşekkür ederim. Genç bir doktorsun ve belli ki çok daha fazla gelişeceksin.

[0:55:38.760] Çünkü yaptığın her şey araştırmaya dayanıyor. Bunu gerçekten takdir

[0:55:43.319] ediyorum. Çünkü dışarıda sadece konuşan ama söylediklerinin gerçekten işe

[0:55:48.480] yarayıp yaramadığını bilmeyen çok fazla insan var. Tekrar teşekkürler. Los

[0:55:53.480] Angeles'ta mısın? Seattle'ın dışındayım.

[0:55:57.160] Anladım. Bu podcast için sabahın erken saatlerinde zaman ayırdığın için çok

[0:56:01.319] teşekkür ederim. Umarım A4M'de bir gün yüz yüe de görüşürüz.

[0:56:04.720] Harika olur. Beni davet ettiğin için teşekkürler Esra.


*Transkript YouTube'dan alınmıştır.

"Ayık Kafa'nın her bölümünde sorum şu: Daha iyi bir yaşam nasıl mümkün?"

DR. ESRA ÇAVUŞOĞLU

Ceo & Co-founder