Eviniz Sizi Zehirliyor Mu?

Dr. Jenny Goodman, MD

Ayık Kafa’da Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD’nin 80. podcast konuğu Dr. Jenny Goodman, MD. Podcast’te modern yaşamlarımızda yaygın olan toksik maruziyet sorunu ve bunun sağlık üzerindeki olumsuz etkileri ele alınıyor. Dr. Jenny Goodman. MD, Leeds Üniversitesi mezunu bir tıp doktorudur. Beslenme ve çevresel tıp alanında uzmanlaşmış, özellikle çevresel toksinlerin insan sağlığı üzerindeki etkileri, üreme ve çocuk sağlığı konularında çalışmaktadır. Dr. Goodman İngiltere’de British Society for Ecological Medicine üyesidir; bu kurum, hastalıkların altında yatan çevresel ve beslenme kaynaklı nedenleri araştıran ve hekimlere bu konuda eğitim veren bir kuruluştur. Başarılı hekim Dr. Goodman, “Staying Alive in Toxic Times” ve “Getting Healthy in Toxic Times” adlı kitapların da yazarıdır.

A work team around the desk

Özet

“Eviniz Sizi Zehirliyor mu?” başlıklı Ayık Kafa poscat’inde, ekolojik tıp alanında uzman bir hekim olarak 20 yılı aşkın süredir insanların sağlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olan Dr. Goodman; çevremizdeki, yiyeceklerimizdeki ve kişisel bakım ürünlerimizdeki sentetik kimyasallar da dahil olmak üzere toksinlerin kaynaklarını anlamanın önemini vurguluyor. Dr. Goodman, doğru beslenme, detoks ve zararlı ürünlere karşı doğal alternatiflerin kullanılmasını içeren bütünsel bir sağlık yaklaşımını savunuyor. Ayrıca elektromanyetik radyasyonun etkilerine ve hava yolculuğuyla ilişkili özel sağlık risklerine dikkat çekiyor.

80. Ayık Kafa podcast’i, bireylerin bilinçli seçimler yaparak toksinlere maruziyetlerini azaltmaları ve sağlıklarının kontrolünü ellerine almaları için bir eylem çağrısı niteliği taşıyor.

Dr. Jenny Goodman, MD:
Web sitesi: https://www.drjennygoodman.com/
Instagram: https://www.instagram.com/dr_jenny_goodman/

*T.C. İstanbul Gedik Üniversitesi’ne teşekkür ederiz. https://www.gedik.edu.tr/

00:00-03:01 Giriş. Ekolojik tıp ve toksin farkındalığı
03:01-10:43 Çevremizdeki toksik kokteyli anlamak
10:43-14:53 Ağır metaller ve sağlığa etkileri
14:53-22:13 Detoksifikasyon: Stratejiler ve yanlış inanışlar
22:13-27:06 Su kalitesi ve sağlık üzerindeki etkileri
27:06-35:50 Evdeki kimyasal kirlilik ve doğal alternatifler
35:50-37:41 Güvenli ve etkili detoks yapma
37:41-40:26 Sentetik kokuların tehlikeleri ve doğal alternatifleri
40:26-42:06 Günlük yaşamda kimyasal maruziyete karşı doğal çözümler 42:06-44:21 Kişisel bakım ürünlerindeki toksin
44:21-46:06 Organik etiketleri ve sertifikaları
46:06-48:45 Güneş kremleri ve diş macunlarının zararlı etkileri
48:45-49:07 Kimyasalların zamanla biriken etkisi
49:07-51:16 Hijyenik kadın pedleri ve bebek ürünlerindeki gizli tehlikeler 51:16-52:50 Kimyasalların sağlık üzerindeki etkisi
52:50-54:14 Şirketlerin çevreye etkisi ve sorumluluğu
54:14-56:12 Sağlıklı bir ev ortamı oluşturmak için
56:12-58:03 Kuru temizleme riskleri ve alternatifler
58:03-01:00:51 Elektromanyetik radyasyon ve sağlık riskleri
01:00:51-01:03:01 Havacılıkta aerotoksik sendrom

*UYARI*
Aylık Kafa’daki bilgiler ve beyanlar kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik işlemlerinizi doktorunuza danışınız. İçeriklerde EMC Medya Yayıncılık Ticaret Ltd. Şti.’nin, araştırmacılarının, danışmanlarının ve yazarların / bilim insanlarının hazırladığı bilimsel çalışmalar ve kamuya açık yayınlardan derlemelerle elde edilen veriler, yalnızca bilgilendirme amacıyla paylaşılmaktadır. Yayınlarımızda tanı yahut tedaviye ilişkin sağlık beyanları yer almamaktadır.

Transkrİpt


[0:00:00.008] Dr. Jenny Goodman, gerçekten çok heyecanlıyım. Biliyorsun aylardır seni takip

[0:00:05.202] ediyorum. Defalarca e-mail'ler atıp Ayık Kafa'ya katılman için başının etini

[0:00:10.330] yedim ve sonunda bir aradayız. Konuşacak o kadar çok şey var ki… Özellikle senin

[0:00:15.727] uzmanlığın olan toksik zamanlarda nasıl sağlıklı yaşanır konusu.

[0:00:20.248] Yanılmıyorsam British Society of Ecological Medicine'a üyesin.

[0:00:26.028] Evet Esrâ. British Society of Ecological Medicine yani İngiliz Ekolojik Tıp Derneği.

[0:00:32.402] Evet evet. Böylesi bir tek sadece İngiltere'de daha doğrusu Birleşik Krallık'ta

[0:00:36.440] var dimi.

[0:00:37.003] Evet, burası İngiliz Ekolojik Tıp Derneği ama Amerika'da, Avrupa'da ve

[0:00:42.301] Avustralya'da eşdeğer kuruluşlar var.

[0:00:45.797] Dr. Goodman, benim podcast'im insanları sağlıklı kılmaya odaklanıyor.

[0:00:52.860] Longevity, gen terapileri, eksozomlar, kas-iskelet sağlığı gibi konular hakkında

[0:00:59.746] çok konuşuyoruz.

[0:01:01.296] Ama biliyor musun, bence biz insanlar bizi hasta eden en önemli şeyi unutuyoruz.

[0:01:06.915] O kadar çok şey var ki etrafımızda sağlığımızı bozan… İçtiğimiz şeyler,

[0:01:11.902] yediğimiz yiyecekler, yüzümüze sürdüğümüz kozmetik kremler, evlerimizi

[0:01:16.818] temizlediğimiz temizlik malzemeleri. Sonra da takılıp kalıyoruz longevity’ye.

[0:01:22.227] Ama yaşam tarzını, kullandığın şeyleri, yediklerini, soluduğun havayı

[0:01:27.073] değiştirmeden bu neredeyse imkânsız. Yani bunları değiştirmeden Longevity de

[0:01:32.411] olmaz. Sen bu konuda en doğru insansın. Gerçekten sana hayranım, senden her

[0:01:37.679] saniye bir şeyler öğreniyorum. Senin sayende evde o kadar çok değişiklik yaptım

[0:01:43.228] ki. Aslında bu konularla zaten uğraşıyordum ama senin ilk kitabın Staying Alive

[0:01:48.777] in Toxic Times’ı türkçesi toksik Zamanlarda Hayatta Kalmayı okuduktan sonra

[0:01:54.045] kendime ‘Esrâ, artık böyle yaşayamazsın’ dedim. Deodorantımı değiştirdim,

[0:01:59.173] kozmetikleri değiştirdim, şampuanı değiştirdim, tencereleri tavaları attım,

[0:02:04.441] yenilerini aldım. Bunu kendim için, köpeklerim için, ailem için yapmak

[0:02:09.357] zorundaydım. O yüzden hoş geldin. Sen bu günlük maruziyetlerimizi, senin

[0:02:14.415] deyiminle adeta ‘toksik kokteyl’i, öyle güzel anlatıyosun ki… Bize en baştan

[0:02:19.753] anlatır mısın? Neler oluyor? Ve eğer bu böyle devam ederse, bizi neler bekliyor?

[0:02:26.578] Evet.

[0:02:27.682] Aslında bazılarımızda şimdiden gördüğümüz sorunlar, sorunun cevabını veriyor.

[0:02:33.642] Çevremizdeki toksik kimyasallara olağanüstü hassas olan insanlar var. Biz buna

[0:02:39.680] ‘çoklu kimyasal duyarlılık’ diyoruz. Bu kişiler aslında hepimiz için bir işaret,

[0:02:45.872] bir tür kırmızı alarm; gidişatın nereye varacağını gösteriyorlar. Onların daha

[0:02:51.910] hassas olmalarının sebebi tamamen genetik bir tesadüf. Karaciğerlerinde bu

[0:02:57.638] maddeleri parçalayacak güçlü detoks enzim sistemleri yok. Ama şu da önemli: Eğer

[0:03:03.831] Sanayi Devrimi öncesinde yaşasalardı, bu fark onları hasta etmezdi.

[0:03:10.093] Petrokimyasallar ortaya çıkmadan önce, büyük petrol şirketlerinden,

[0:03:14.670] fabrikalardan, bacalardan çıkan dumanlardan önce… Yani çevremiz kirlenmeden

[0:03:19.794] önce, detoks kapasitesindeki o genetik farklılıkların sağlığımız üzerinde hiçbir

[0:03:25.259] etkisi yoktu. Ama artık kritik hale geldi. ‘Bize ne olacak?’ diye sorduğunda,

[0:03:30.520] işte tablo şu: Bir uçta, çok hasta, çok yorgun, evinden çıkamayan insanlar var.

[0:03:35.917] Çünkü trende yanına oturan birinin sürdüğü sentetik parfüm onları bayıltacak

[0:03:41.109] kadar ağır geliyor. Öteki uçta ise neredeyse hiçbir şeyden etkilenmiyormuş gibi

[0:03:46.507] görünenler var… ta ki 50’li yaşlarında kansere yakalanana kadar. Tabii noktaları

[0:03:51.972] birleştirmek çok zor. Çünkü benim ‘kokteyl’ dediğim şey şu: Biz 100 binden fazla

[0:03:57.438] sentetik kimyasalın etkisi altındayız ve onlarca farklı hastalıkla boğuşuyoruz.

[0:04:02.835] Çoğu durumda kimyasal X doğrudan hastalık Y’ye yol açar diyemiyoruz. Bazen

[0:04:07.891] diyebiliyoruz: Mesela benzenin lösemiye yol açtığını biliyoruz. Nükleer

[0:04:12.741] radyasyonun da lösemiye sebep olduğunu. Ama genelde bu hastalıkların çoğu tek

[0:04:18.002] nedenden kaynaklanmıyor birçok farklı etkenin birleşimiyle ortaya çıkıyor.

[0:04:23.946] Ben çok farklı hastalıklarla gelen insanlar görüyorum; artrit, multipl skleroz,

[0:04:29.625] Alzheimer, Parkinson, kanser, kalp hastalıkları, diyabet… Ve bunlara pek çok

[0:04:35.088] otoimmün hastalık da dahil. Kan testlerine baktığında aslında tablo çok net: Bir

[0:04:40.840] yanda ciddi besin eksiklikleri var yani vücudun ihtiyaç duyduğu iyi şeyler

[0:04:46.159] eksik. Öte yanda ise toksinler inanılmaz derecede birikmiş durumda.

[0:04:51.791] Peki bunlar nereden mi geliyor?

[0:04:54.185] Madencilikten geliyorlar. Kömür ve petrol yakımından geliyorlar.

[0:04:58.140] Ayrıca petrokimyasallardan ürettiğimiz tüm sentetik kimyasallardan da

[0:05:03.331] geliyorlar. Buna pestisitler de dahil,

[0:05:06.765] Yeryüzünde ve dolayısıyla ekinlerimizde, yiyeceklerimizde, tabağımızda ve

[0:05:11.200] vücudumuzda bulunan sentetik gübreleri de içerir. Bunlar petrokimyasallardır.

[0:05:16.409] Buna plastik de dahildir. Plastikten yapılan her şey bir petrokimyasaldır.

[0:05:21.315] Buna tenimize değen sentetik kumaşlar da dahil. Eğer organik pamuk, kenevir,

[0:05:26.810] keten, kendir ya da bitkiden veya organik yetiştirilmiş hayvandan elde edilen

[0:05:32.377] bir şey giymiyorsak, sentetik kıyafetlerden yani naylon, rayon, polyester,

[0:05:37.728] viskon gibi plastik parçacıklarını cildimizden emiyoruz.

[0:05:42.487] Sadece bu da değil, bunları giymeyi bitirdiğimizde çöp sahasına gidiyor ve

[0:05:46.983] çamaşır makinemize koyduğumuzda olduğu gibi bu partikül kirliliğini gezegene yayıyorlar.

[0:05:52.928] Yani bu şeyler dönüp dolaşıyor. Dönüp dolaşıp bize geri geliyor. Kozmetik

[0:05:57.963] ürünlerden bahsettin.

[0:05:59.991] Yani sentetik kozmetikler ki bunların pek çok alternatifi var. Cildinize sürmek

[0:06:05.284] istediğiniz her şeyin doğal bitkisel versiyonları var. Nemlendirici, parfüm,

[0:06:10.377] deodorant, Erkekler için tıraş losyonu, tüm bu şeylerin güvenli, doğal, organik,

[0:06:15.738] bitkisel versiyonları vardır. Ancak çoğu insanın banyo dolabında petrokimyasal

[0:06:20.964] versiyonları var.

[0:06:23.064] Bunu belirtmek gerçekten çok önemli, Evet, dışarıdaki havanın kirliliğini,

[0:06:28.445] petrokimyasal araba dumanlarını soluyoruz. Ve evet, gıdalarımızdaki

[0:06:33.317] pestisitleri, ağır metalleri ve sentetik gübreleri yiyoruz. Ama cilt vücudun en

[0:06:39.062] büyük organıdır. Çok büyük, emici bir yüzeydir. Ve deriye sürdüğünüz her şey kan

[0:06:44.880] dolaşımına karışır, yani aslında tıpkı onu yemişsiniz gibi olur. bunun önemli

[0:06:50.479] olmasının nedeni şu: Maruz kaldığımız kirleticilerin büyük çoğunluğu

[0:06:55.424] petrokimyasallar olduğu için ham petrolden gelir yani lipofiliktir. Bu da yağda

[0:07:01.169] çözündükleri anlamına gelir.

[0:07:04.677] Bu maddeler yağ dokusuna tutunuyor. Yani onları öyle kolayca idrarla atamıyoruz.

[0:07:10.284] Ayrıca vücudun en yağlı organı olan beyne yönelecekleri anlamına da gelir.

[0:07:16.205] Ve bu kimyasalları sadece yediğinizde ya da soluduğunuzda değil, giysi,

[0:07:20.077] nemlendirici, parfüm, kozmetik, her ne şekilde olursa olsun cildinize

[0:07:23.840] sürdüğünüzde de doğrudan içeri girerler.

[0:07:26.186] Bu yüzden alternatiflerin neler olduğunu bilmek çok çok önemli. Ve insanların

[0:07:32.272] fark etmediği son petrokimyasal ürünse petrokimyasal ilaçlardır. Çünkü neredeyse

[0:07:38.596] tüm modern ilaçlar petrokimyasallardan yapılıyor.

[0:07:42.786] 1976’da tıp fakültesine başladığımda, kullanılan ilaçların üçte biri hâlâ

[0:07:48.333] bitkilerden yapılıyordu. Bunlar birebir bitkisel tedaviler değildi; üzerinde

[0:07:54.109] değişiklikler yapılmış, işlenmiş ilaçlardı ama kökeni bitkiydi. Mesela kalp için

[0:08:00.188] yüksük otu bitkisinden elde edilen dijitalis ya da söğüt kabuğundan yapılan

[0:08:05.888] aspirin gibi. Ama şimdi bu oran sıfır; bugün ilaçlarımızın yüzde yüzü

[0:08:11.132] petrokimyasallardan üretiliyor. Bunun nedeni tamamen ekonomik. 19. yüzyılın

[0:08:16.831] sonlarında büyük şirketler için petrokimyasallardan ilaç üretmek, bitkileri

[0:08:22.531] yetiştirmekten ya da doğadan toplamak ve onları özenle, sevgiyle işleyip gerçek

[0:08:28.535] bir bitkisel ilaç haline getirmekten çok daha ucuz ve kârlı hale geldi. biz

[0:08:34.234] aslında bunları yiyoruz, soluyoruz, cildimize sürüyoruz. Sonuçta da birkaç yüz

[0:08:40.162] yıl önce çok nadir görülen ya da hiç bilinmeyen dejeneratif hastalıkların bugün

[0:08:46.166] çok yaygın salgınlarıyla karşı karşıya kalıyoruz.

[0:08:50.726] Sanayi Devrimi’nin ilk olarak Birleşik Krallık'ta başladığı malum. 1700’lerin

[0:08:55.359] sonlarına doğru ilk orada ortaya çıktı.

[0:08:58.259] Sanırım Türkiye’ye çok daha geç geldi. Ama nerede ve ne zaman başladıysa, oradan

[0:09:03.895] itibaren kalp hastalıkları, diyabet, kanser gibi hastalıkların artışını

[0:09:08.897] tarihlendirmek mümkün. Diyabet biraz daha karmaşık, çünkü esasen fazla şekerle,

[0:09:14.463] yani beslenmemizdeki devasa şeker yüküyle ilgili. Aslında bu süreç

[0:09:19.113] sömürgecilikle başladı; Amerika’daki şeker kamışı tarlalarıyla birlikte, çay,

[0:09:24.537] kahve ve pamuk tarlalarında hepsi köle emeğine dayalıydı.

[0:09:28.906] Şeker endüstrisi hâlâ devasa boyutta, ama diyabette başka bir faktör daha var,

[0:09:33.882] henüz söz etmediğimiz: ağır metal zehirlenmesi, özellikle de nikel. Nikel çok

[0:09:38.795] yaygın bir toksik madde ve ben tüm diyabet hastalarımda yüksek seviyelerde

[0:09:43.517] görüyorum. Nikel düzeyini çinko, C vitamini, iyi bir beslenme düzeni ve detoks

[0:09:48.493] yöntemleriyle düşürebildiğimde diyabet de iyileşiyor, kan şekeri kontrolü

[0:09:53.151] düzeliyor. Tabii ki insanların şekeri yemeyi de bırakmaları gerekiyor.

[0:09:58.242] Peki Nikeli nerden alıyoruz?

[0:10:00.025] Hemen hemen her şeyin içinde var ve çok uzun bir listesi var. İlk kitabımda çok

[0:10:05.762] uzun bir liste var, ancak büyük ölçüde araba dumanından alıyoruz. Egzoz borusu

[0:10:11.427] paslanmaz çelikten yapılmıştır. Paslanmaz çeliğin yüzde on dördü nikeldir.

[0:10:16.801] Egzozdan çıkan dumanlar yalnızca kendi başına zehirli değil; aynı zamanda

[0:10:22.103] yüzlerce derece sıcaklıkta oldukları için borunun kendisinden de nikel açığa

[0:10:27.623] çıkıyor. Buna krom da ekleniyor, özellikle de krom 6 salınıyor.

[0:10:33.115] Yani biz bu dumanlarla birlikte nikel parçacıklarını da soluyoruz; aynı şey

[0:10:36.324] kömür yakıldığında da geçerli.

[0:10:37.694] Kömür ve tüm fosil yakıtlar aslında doğal olarak ağır metallerle yüklü, çünkü bu

[0:10:42.254] maddeler zaten yer kabuğunun içinde bulunuyor. Ve tabii ki yer kabuğunda kaldığı

[0:10:46.814] sürece hiçbir zararı yoktur.

[0:10:49.176] Biz bu ağır metalleri, araba ve kamyon egzozlarından, gemilerden, trenlerden,

[0:10:53.365] uçaklardan çıkan dumanları soluduğumuzda alıyoruz. Yani içten yanmalı motorlu

[0:10:57.555] tüm ulaşım araçları, bize ağır metalin bulaştığı yollardan biri.

[0:11:01.553] Cıva zaten biçok kişinin diş dolgularında var. Alüminyum ise yemekleri

[0:11:07.292] sardığımız folyoda, bazı tencerelerde, deodorantlarda ve daha birçok şeyde

[0:11:13.360] karşımıza çıkıyor.

[0:11:15.424] Aslında her iki kitabımda da ağır metallerin nereden geldiğini ve onlardan nasıl

[0:11:21.860] korunabileceğimizi detaylıca anlatıyorum. Ama en önemli noktalardan biri şu:

[0:11:27.975] Vücudunda yararlı minerallerin, yani demir, çinko, selenyum, iyot, az miktarda

[0:11:34.251] krom-3, manganez ve tabii magnezyumun yeterli seviyede bulunması. Çünkü bu ‘iyi

[0:11:40.608] mineraller’, zararlı olanları dışarıda tutuyor. Ağır metallerin zarar verme

[0:11:46.642] yolu, enzimlerin çalıştığı yerlere yerleşip iyi mineralleri oradan itmeleri. Ama

[0:11:53.079] vücudunda çinko ve selenyum yeterliyse, cıva gibi toksik metallerin içeri girme

[0:11:59.435] şansı kalmıyor; çünkü sayıca daha güçlü olan yararlı mineraller onları saf dışı

[0:12:05.792] bırakıyor. İşte bu yüzden iyi beslenme, toksik kirliliğe karşı en büyük

[0:12:11.504] kalkanımız. Toksinlerin nerede olduğunu bilmek, onlardan nasıl uzak duracağını

[0:12:17.780] öğrenmek ve evinde doğru alternatifleri kullanmak kadar, güçlü bir beslenme

[0:12:23.815] düzeni de hayati önem taşıyor.

[0:12:27.699] En sevdiğim hocalarımdan biri, Dr. John McLaren Howard, şöyle derdi: ‘Besinler

[0:12:32.959] antitoksindir, toksinler ise besin düşmanıdır.’ Yani pek çok ağır metal ve

[0:12:37.949] toksin, tam da yararlı besinleri vücuttan iterek zarar verir. O yüzden mesele

[0:12:43.141] aslında çok basit: İyileri artırmak, kötülerden uzak durmak. Gerçekten de bu

[0:12:48.267] kadar basit.

[0:12:50.110] Antattığın sistem aslında oldukça basitmiş! Çünkü ben hep ‘Aman Allah'ım, her

[0:12:53.883] şeyin içinde var’ diye düşünüyor, sürekli detoks mu yapmamız gerekiyor diye

[0:12:57.559] kaygılanıyordum. Oysa sen çok daha kolay bir çözüm sundun.

[0:13:00.500] Elbette faydalı detoks protokolleri var. Ama sürekli detoks yapmaya çalışmak

[0:13:04.895] yerine, bir kez detoks yapıp ardından kirliliğin nereden geldiğini, vücudumuza

[0:13:09.406] nasıl girdiğini öğrenmek ve yeniden zehirlenmekten kaçınmayı bilmek çok daha

[0:13:13.801] önemli. Örneğin son kitabım Getting Healthy in Toxic Times: An Ecological

[0:13:18.023] Doctor's Prescription for Healing Your Body and the Planet . gerçi bu başlık

[0:13:22.419] bana ait değil, ben aslında What’s Got Into You: How Pollution is Damaging Our

[0:13:26.930] Health and What We Can Do About It, yani Vücudumuza Girenler: Kirliliğin

[0:13:31.094] Etkileri ve Nasıl Korunabiliriz olsun istemiştim. Bu kitapta konuyu dört

[0:13:35.258] elemente ayırdım: toprak, su, hava ve ateş.

[0:13:39.006] Kısacası toprak dediğimizde kastettiğim şey, pestisitler ve sentetik gübreler.

[0:13:44.604] Bunun çözümü de organik beslenmek. Türkiye’de gıdalar için organik sertifikasyon

[0:13:50.346] var mı?

[0:13:51.043] Evet var.

[0:13:52.278] Tamam, Bence bu çok ciddiye alınmalı ve atılacak ilk adım bu olmalı. Burada

[0:13:57.803] insanlar organik gıdanın daha pahalı olmasından şikâyet ediyor. Evet, pahalı ama

[0:14:03.696] aslında böyle olmaması gerekiyor. Bu tamamen siyasi bir mesele. Hükümete baskı

[0:14:09.443] yapmalı, milletvekillerimize yazmalı ve sormalıyız: Neden en azından

[0:14:14.452] İngiltere'de hükümet, zehirli kimyasallar kullanan devasa endüstriyel monokültür

[0:14:20.346] çiftliklerini destekliyor da, toprağı onaran organik ve yenileyici tarım yapan

[0:14:26.092] çiftçilere destek olmuyor? Oysa bu çiftçiler toprağı yeniden canlandırıyor,

[0:14:31.618] hiçbir pestisit kullanmadan ürün yetiştirmenin yollarını biliyorlar. Aslında

[0:14:37.216] eski yöntemleri geri kazanıyorlar: birlikte ekim yapıyorlar, yani bir bitkiyi

[0:14:42.889] diğerinin yanına ekiyorlar; hayvanları tarlaya salıp otlatıyor, gübrelemeyi

[0:14:48.414] sağlıyorlar; ürünleri sürekli değiştiriyorlar. Böylece tarlada doğadaki gibi

[0:14:54.013] büyük bir biyolojik çeşitlilik oluyor. Doğa asla tek tip ürün yetiştirmez, bu

[0:14:59.686] yüzden de zararlı istilaları görülmez.

[0:15:03.947] Ve eğer varsa, bunlarla başa çıkmanın doğal yolları var, Pesticide Action

[0:15:07.954] Network bu konuda her şeyi öğretiyor, harika bir organizasyon.

[0:15:11.960] Afrika’daki çiftçilere tamamen organik, yani pestisit kullanmadan pamuk

[0:15:15.638] yetiştirmeleri için destek veriyorlar. Böylece biz cildimize güvenle

[0:15:19.161] giyebiliyoruz, çiftçiler pestisit zehirlenmesinden ölmüyor ve çocukları da sinir

[0:15:23.306] sistemiyle ilgili gelişim bozuklukları yaşamıyor.

[0:15:26.001] Pestisitlerle ilgili daha önce Türkiye’de bir gıda mühendisiyle podcast

[0:15:31.354] yapmıştım. Saygın bir isim, hatta profesör. Ama insanlara, ‘Bu bölgede

[0:15:36.632] kullanılan pestisitler kansere yol açıyor’ diye uyardığı için hükümet tarafından

[0:15:42.665] dava edilmişti ve davası hâlâ sürüyordu. Ne yazık ki Türkiye tarım ülkesi

[0:15:48.169] olmasına rağmen, yönetmelikler İngiltere, Amerika gibi ülkelerden farklı değil.

[0:15:54.126] Maalesef neredeyse her şeye izin veriliyor, ciddi bir denetim yok. Avrupa’ya

[0:15:59.857] ihraç ettiğimiz birçok ürün geri dönüyor çünkü içinde yüksek miktarda toksik

[0:16:05.588] madde çıkıyor. Bu yüzden benimki gibi programlar ve birkaç benzeri, insanları

[0:16:11.394] bilgilendirmek için çok önemli; neye dikkat etmeleri gerektiğini öğrenmeleri

[0:16:17.125] gerekiyor. Ama senin bir konuşmanda duymuştum; bir ürünün üzerinde ‘organik’

[0:16:22.855] yazıyor diye hemen güvenmemeliyiz, değil mi?

[0:16:27.003] Senin bahsettiğin etiket konusu aslında kozmetik ürünlerle ilgiliydi. Çünkü

[0:16:32.337] kozmetikte etiketleme tamamen yanıltıcı olabiliyor. Ama gıda konusunda en

[0:16:37.529] azından İngiltere'de bir ürünün üzerinde ‘organik’ yazıyorsa, büyük ihtimalle

[0:16:43.006] gerçekten organiktir. Fakat en güvenilir olan, Soil Association tarafından

[0:16:48.269] verilen organik sertifikadır. Bu sertifika, ürünün hiçbir pestisit kullanılmadan

[0:16:53.959] yetiştirildiğini garanti eder. Pestisitlerin nereden geldiğini bilmek çok

[0:16:59.151] önemli. Bunlar aslında savaş gazlarıydı, savaş silahlarıydı. 1945’e kadar sinir

[0:17:04.770] sistemini çökerten gaz olarak kullanıldılar. Savaş bittiğinde ise üreticiler

[0:17:10.175] aynı kimyasalları biraz değiştirip ‘pestisit’ adıyla piyasaya sürdüler. O yüzden

[0:17:15.865] bize en çok verdikleri zararın sinir sistemi hastalıkları olması hiç şaşırtıcı

[0:17:21.413] değil. Bugün Alzheimer, çeşitli demans türleri, Parkinson, multipl skleroz,

[0:17:26.747] motor nöron hastalığı gibi sayısız nörodejeneratif hastalık patlama yapmış

[0:17:32.010] durumda. Çocuklarda da nörogelişimsel bozukluklar artıyor. Çünkü pestisitler en

[0:17:37.629] başta sinir zehri olarak tasarlandı. Ayrıca kansere yol açtıkları da çok güçlü

[0:17:43.177] şekilde ortaya konmuş durumda. Yeni kitabımı yazarken gördüm ki binlerce

[0:17:48.298] bilimsel makale, hakemli dergilerde yayımlanmış çalışma var ve hepsi pestisit

[0:17:53.774] maruziyetini sadece Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarla değil, pek çok

[0:17:59.393] kanser türüyle de doğrudan ilişkilendiriyor. Özellikle de üreme organı

[0:18:04.372] kanserleriyle. Aynı zamanda pestisitlerin hormonal sistemi bozduğu da net bir

[0:18:09.849] şekilde gösterilmiş.

[0:18:13.200] Bunun nedeni şu: Pestisitler, plastikler ve ağır metaller aslında östrojeni

[0:18:18.635] taklit ediyor. Moleküler yapıları östrojene benziyor ve östrojen reseptörlerine

[0:18:24.360] yerleşerek östrojen sinyalleri gönderiyorlar. Bu durum da meme kanseri, prostat

[0:18:30.085] kanseri ve muhtemelen rahim içi tabakası kanseri, over kanseri, testis kanseri

[0:18:35.737] gibi birçok hastalıktaki büyük artışla bağlantılı.

[0:18:40.059] Bunlar aslında hormon sistemini bozan, kanserojen, sinir sistemi için zehirli

[0:18:44.920] maddeler. Ama işin güzel yanı şu: Organik beslenerek bunların %95’inden

[0:18:49.402] kurtulmak mümkün. Eğer organik ürün satın alamıyorsan, kendin de

[0:18:53.442] yetiştirebilirsin. Pencere önünde küçücük bir saksı, minik bir bahçe bile yeter.

[0:18:58.492] Apartmanda yaşıyorsan bile pencere önünde filizlendirme yapabilirsin.

[0:19:02.848] Yapabileceğinin en iyisi buysa bile, gerçekten değer. İnsanlar bana organik

[0:19:07.583] gıdanın pahalı olduğunu söylediğinde, onlara ilk cevabım şu oluyor: Hayır, öyle

[0:19:12.571] olmamalı. Bu tamamen siyasi bir mesele.

[0:19:15.984] İkinci olarak, gelirinin ne kadarını gıdaya harcıyorsun? Türkiye’deki rakamları

[0:19:21.212] bilmiyorum ama İngiltere!de 1950’lerde, 60’larda gelirimizin üçte biri, yani

[0:19:26.241] %33’ü gıdaya giderdi. Bugün ise bu oran %8’e düşmüş durumda. %8 neredeyse hiçbir

[0:19:31.536] şey. O yüzden önceliklerimizi yeniden belirlememiz ve paramızı harcadığımız

[0:19:36.499] şeylerin merkezine gıdayı koymamız gerekiyor. Üçüncü nokta ise organik gıda

[0:19:41.463] sağlık sigortası yani organik beslenmeyi ben sağlık sigortası olarak görüyorum.

[0:19:46.691] Çünkü kanser olduğunda tedavi çok pahalı, çalışamaz hale geliyorsun, gelirini

[0:19:51.787] kaybediyorsun. Organik beslenmek, geleceğe yatırım yapmak gibi. Son olarak,

[0:19:56.750] diyelim ki haftada üç kez tavuk yiyorsun ama bu tavuklar endüstriyel

[0:20:01.251] çiftliklerden geliyor. O korkunç, devasa tesislerde hayvanlar hareket bile

[0:20:06.148] edemiyor, tüyleri dökülmüş halde, inanılmaz bir zulüm altında yaşıyorlar.

[0:20:10.979] Bağışıklıkları stresten çöktüğü için sürekli hastalanmamaları için antibiyotik

[0:20:16.141] enjekte ediliyor. Yani aslında o tavuğu yerken antibiyotiği de yemiş oluyorsun.

[0:20:22.606] Eğer haftada üç kez böyle toksik tavuk yiyorsan — ki bu hem kimyasal hem de etik

[0:20:27.792] açıdan toksik ve bunun yerine haftada bir kez organik, serbest dolaşan, insanca

[0:20:32.914] yetiştirilmiş tavuk yemeye geçersen, hem daha az para harcarsın hem de senin

[0:20:37.842] için daha sağlıklı, gezegen için de daha iyi olur. Yani mesele şu: Kötü olanı

[0:20:42.834] azalt, iyi olanı çoğalt. Atılması gereken ilk adım bu.

[0:20:47.139] Toksinlerin ikinci kaynağı ise su. Türkiye’de durum nasıl bilmiyorum ama burada

[0:20:53.259] musluktan ne aktığını kimse bilmiyor. Yeni kitabımda buna dair koca bir bölüm

[0:20:59.225] var, ama kısaca özetleyeyim: Musluk suyunda klor var. Klorun konmasının iyi bir

[0:21:05.345] sebebi var aslında zararlı bakterileri öldürmek.

[0:21:09.347] Sanırım bizde de aynı sorun var.

[0:21:11.664] Bence sizde de vardır. Ama klor tiroit için toksiktir, çünkü vücuttan iyodu

[0:21:18.130] dışarı atar.

[0:21:19.251] İyot tiroidin yanı sıra meme sağlığı için de hayati önem taşır.

[0:21:24.456] Şimdi Hollanda'da bunu yapmıyorlar. Ultraviyole ışık kullanıyorlar, fiziksel bir

[0:21:29.670] filtreleme sistemi ve ardından ultraviyole ışık, ve bu tüm mikropları öldürür.

[0:21:34.753] Yani Güneş ışığının antiseptik olduğunu biliyoruz zaten.

[0:21:39.023] Yani Klor olmadan da güvenli içme suyuna sahip olabiliriz, bunu yapabiliriz.

[0:21:43.607] Birleşik Krallığın birçok bölgesinde artık suya florür katılıyor. Avrupa’da

[0:21:48.884] neredeyse hiç yok, ama Kuzey Amerika’da neredeyse her yerde var. Bazı ülkeler de

[0:21:54.513] ekledi, fakat bebek ölümlerinin arttığını görünce geri çektiler. Şili buna iyi

[0:22:00.001] bir örnek; sanırım Küba ve Finlandiya da öyle. Florür aslında bir nörotoksin.

[0:22:05.419] Kemiğe, böbreğe, tiroit bezine, yumurtalıklara zarar veriyor. En önemlisi de

[0:22:10.766] çocukların zekâsını düşürüyor. 90 yıla yayılan binlerce araştırma buldum; hepsi

[0:22:16.325] aynı şeyi gösteriyor: İçme suyuna katılan seviyelerde bile florür, çocukların

[0:22:21.743] IQ’sunu ortalama 10 puan düşürüyor. Bu da çok büyük bir fark.

[0:22:26.935] Florür bir besin değil. İnsan metabolizmasında hiçbir rolü yok. Diğer tüm

[0:22:32.599] toksinlerde olduğu gibi, suya eklenmesinin ticari nedenleri var. Aslında bu,

[0:22:38.497] fosfatlı gübre endüstrisinin atık ürünü.

[0:22:42.232] Dr. Goodman, belki biliyorsundur ama Türkiye’de musluk suyunu içmemek

[0:22:46.573] gerektiğine dair bir bilinç var. Ama bu da kocaman bir sektör yarattı: damacana

[0:22:51.544] ve şişelenmiş sular. Onların da yaklaşık yüzde 80’i plastik, kalan yüzde 20’si

[0:22:56.453] cam. Ama bu kez de şöyle deniyor; cam şişeler yıkanırken kullanılan deterjanlar

[0:23:01.424] ya da içinden kopan plastik ve cam parçaları suya karışabiliyor. Yani

[0:23:05.766] baktığında, sanki onlardan tamamen kaçış yok gibi.

[0:23:10.008] Bu gerçekten kabus gibi bir durum. Aslında tamamen sistemle ilgili bir mesele.

[0:23:15.447] Ama benim yaptığım şey şu: Musluğa bir su filtresi takıyorum. Herkese de aynı

[0:23:20.816] şeyi tavsiye ediyorum. Artık musluktan gelen sudaki toksinlerin %95’ini

[0:23:25.767] temizleyen çok iyi filtreler var. Çünkü sadece klor ya da florür değil;

[0:23:30.718] musluktan mikroplastikler de geliyor. Bir de PFAS dediğimiz maddeler var:

[0:23:35.809] polifloroalkil ve perfloroalkil maddeler. PFAS’ler, yani ‘sonsuz kimyasallar’,

[0:23:41.248] içinde florür de barındırıyor ve flor-karbon bağları yüzünden doğada yok

[0:23:46.269] olmuyorlar. Bunlar DNA’mızla oynadığı için doğum kusurları, kanser ve daha pek

[0:23:51.708] çok hastalıkla ilişkilendiriliyor. Neyse ki giderek daha fazla fark edilmeye

[0:23:57.008] başlandılar ve artık onları içeren ürünler daha az üretiliyor. Örneğin yapışmaz

[0:24:02.517] tencereler, su geçirmez kıyafetler, leke tutmayan kumaşlar… Artık bunların

[0:24:07.677] zehirli olduğunu biliyoruz ve giderek daha fazla üretici bunları içermeyen

[0:24:12.838] ürünlere yöneliyor.

[0:24:15.000] Madem artık yaşadığımız dört duvara, yani evimizin içine doğru geldik… Peki

[0:24:20.575] bunlar bize nasıl etki ediyor? Sonrasında değil, tam o anda. Mesela terletmeyen

[0:24:26.448] bir spor kıyafeti giydiğimizde ya da yapışmaz bir tava kullandığımızda,

[0:24:31.727] cildimizden bize nasıl geçiyor, vücudumuzda neler oluyor?

[0:24:36.001] Bildiğimiz kadarıyla, yapışmaz tavada yemek pişirdiğimizde ya da su geçirmez

[0:24:41.387] kıyafetler cildimize değdiğinde, her defasında vücudumuza küçük küçük

[0:24:46.277] miktarlarda geçiyor. Burada akut ve kronik zehirlenme arasındaki farkı görmek

[0:24:51.734] lazım. Tıp fakültesinde bize öğretilen akut zehirlenme, mesela bir çocuğun

[0:24:56.979] yanlışlıkla çamaşır suyu içmesi ve hemen hastaneye koşulması gibi. Ama bizim

[0:25:02.365] bahsettiğimiz şey, her gün alınan küçücük dozlar. Bildiğimiz tek şey, bunların

[0:25:07.893] vücudumuza girdiği. Yağ örneklerinde de, kan örneklerinde de görüyorum. Ve

[0:25:13.137] biliyoruz ki bunların hepsi toksik. İşte bunlardan tamamen kaçınmak için

[0:25:18.240] suyumuzu filtreleyebiliriz.

[0:25:21.162] Ve bu, damacana su satın almaktan çok daha iyi. Daha ucuz ve daha mantıklı.

[0:25:27.963] Seyahate çıkarken temiz bir cam şişe alabilirsiniz, artık darbeye dayanıklı

[0:25:33.215] olanları da var. Musluktan doldurup yanınızda götürmek yeterli. Mutfağınızda

[0:25:38.537] atabileceğiniz ilk adım da aslında bir su filtresi takmak. Sonrasında ise…

[0:25:44.010] Ama tüm bu deterjanlar, bulaşık makinesi ürünleri...

[0:25:46.848] İşte oraya geliyoruz. Aslında bunların hepsinin güvenli alternatifleri var. Yeni

[0:25:52.491] kitabım Getting Healthy in Toxic Times’ın yedinci bölümünde A Tour of Your House

[0:25:58.134] yani Evinizde Bir Tur hepsini tek tek listeledim. Yani gündelik hayatımızda hiç

[0:26:03.707] fark etmeden maruz kaldığımız zehirlerden, yani ev içi toksinlerden

[0:26:08.433] bahsediyorum. Mutfaktan başlayalım. Mesela bulaşık makinesi ürünleri gerçekten

[0:26:13.935] sorunlu. Ama bulaşıkları elde yıkıyorsan, çok daha güvenli ürünler bulmak

[0:26:19.085] aslında çok kolay. Örneğin burada ‘Ecova’ diye bir ürün var; biraz daha iyi ama

[0:26:24.657] yüzde yüz değil. Bir de ‘Suma’ adında bir firma var, Ecoleaf markasıyla elde

[0:26:30.018] yıkama deterjanı, sabun ve bulaşık makinesi ürünleri üretiyor. Farkı kokusundan

[0:26:35.591] bile anlayabiliyorsun. Klasik ürünleri kullandığında camları açıp odadan kaçmak

[0:26:41.164] istiyorsun ben en azından öyle yapıyorum.

[0:26:45.322] Bu bulaşık makinesi tabletlerinden bardakların üzerinde küçük bir film tabakası

[0:26:50.920] kaldığını duydum. Bu doğru mu?

[0:26:53.211] Büyük ihtimalle bir şeyler kalıyor, ben öyle düşünüyorum. Elde yıkamak için

[0:26:57.892] bitkisel, güvenli ürünler çok daha kolay bulunuyor. Bulaşık makinesini ise en

[0:27:02.698] fazla arada sırada, misafir geldiğinde kullanmak en iyisi. Ama bir de mutfak

[0:27:07.442] lavabosunun altındaki dolaba bak: türlü türlü temizlik ürünüyle dolu ve hepsi

[0:27:12.248] toksik kimyasal yüklü. Üzerlerinde kafatası ve kemik işareti var, yani zehirli

[0:27:17.116] olduklarını kendileri de söylüyor. Ama üreticiler sadece birinin yanlışlıkla çok

[0:27:22.109] miktarda içmesinden ya da solumasından endişeleniyor. Oysa mesele o değil. Asıl

[0:27:27.040] sorun, bizim bu ürünlerle her gün küçücük ama düzenli şekilde temas etmemiz.

[0:27:31.784] Hele ki mutfakta kullandığımız antibakteriyel spreyler, yüzey temizleyiciler…

[0:27:36.590] Onları sıktığında sadece cildinle değil, ciğerlerinle de çekiyorsun. Bu da

[0:27:41.209] özellikle çocuklar için çok zararlı; astım, egzama ve daha pek çok soruna yol açıyor.

[0:27:47.597] Tüm bunlara alternatif ürünler var, ben de listeliyorum ama Türkiye’de hangileri

[0:27:53.106] bulunuyor bilmiyorum. Bildiğim bir şey var: İnsanlar binlerce yıldır evlerini

[0:27:58.409] petrokimyasallar olmadan da temizliyordu. Mesela sadece karbonatla bile

[0:28:03.298] yapabilirsin. Biraz suyla karıştır, macun gibi olsun; neredeyse her şeyi

[0:28:08.256] temizler. Hatta camlarını sirkeyle silenler bile var. Ben yapmıyorum çünkü

[0:28:13.353] sirkenin kokusu bana çok ağır geliyor. Fakat...

[0:28:16.578] Benim evimin zeminleri ahşap ve biz onları sirke ve suyla siliyoruz. Hep böyle

[0:28:21.928] garip bir koku oluyordu, ‘Bu neyin kokusu?’ diyordum. Sonunda anladım ki sirke

[0:28:27.278] kokusundan geliyormuş. Ama herhalde daha sağlıklı diye düşünüyorum.

[0:28:31.621] Evet, çok daha sağlıklı. Çok daha sağlıklı ama camları da sadece nemli bir bezle

[0:28:37.038] silebilirsin; biz buna eskiden bilek gücü derdik, yani biraz uğraşmak gerekiyor.

[0:28:42.456] Yani temizlik için kullanılan kimyasalların hepsinin aslında alternatifi var.

[0:28:47.670] Sonra bir de tencere tavalar meselesi var. Sen de bahsetmiştin. Bu konuda çok da

[0:28:53.088] panik olmaya gerek yok. Genel olarak sağlıklıysan, çoğu yemeği çoğu tencerede

[0:28:58.302] pişirebilirsin. Paslanmaz çelikte nikel var ama bu daha çok diyabet hastaları

[0:29:03.516] için riskli. Bir de ne pişirdiğine bağlı. Mesela sadece yumurta haşlıyorsan ya

[0:29:08.798] da pirinç kaynatıyorsan sorun değil, çünkü metal yemeğe geçmez. Metallerin

[0:29:13.810] yemeğe geçtiği durum, asidik bir şey pişirdiğinde oluyor.

[0:29:18.212] Yani meyve, domates ya da üzerine limon sıktığın yemekler gibi asidik şeyler

[0:29:23.776] pişiriyorsan, işte o zaman paslanmaz çelikten nikel, alüminyum tencereden de

[0:29:29.340] alüminyum yemeğe geçebiliyor. Bu yüzden bu tür yemeklerde dikkatli olmak lazım.

[0:29:35.124] Neyse ki güvenli tencere ve tava alternatiflerinin uzun bir listesi var. Dökme

[0:29:40.834] demir alabilirsiniz, cam alabilirsiniz, yani birçok sağlıklı alternatif var.

[0:29:47.037] Dr. Goodman, bir de ürünleri saklama şeklimiz var. Hayatımız resmen plastikle

[0:29:52.833] çevrili. Peki bu önemli mi? Mesela soğutulmuş bir yiyeceği soğuk bir plastik

[0:29:58.554] kaba koyup buzdolabında sakladığımızda bir sorun olur mu?

[0:30:02.996] Aslında derin dondurucuda muhafaza etmek en iyisi. Buzdolabı o kadar soğuk

[0:30:07.794] değil. bir de benim buzdolabımda artık hiç plastik yok. Seramik kaplar

[0:30:12.332] kullanıyorum. Mesela tereyağını plastik kutuda değil, seramik bir kapta

[0:30:16.936] saklıyorum. Peynir, balık, et ya da sebze yemeklerinden kalanları da öyle.

[0:30:21.994] Peki ya plastik kapta kalırsa? Mesela ürünü aldın, hâlâ kendi plastiğinde

[0:30:27.686] duruyor ya da tereyağını plastik bir kaba koydun. Sen plastiğe koymadığını

[0:30:33.456] söyledin ama böyle olursa ne olur?

[0:30:37.020] Biz tereyağını genelde kağıda sarılı alıyoruz dimi, ben de eve gelir gelmez onu

[0:30:41.392] seramik bir kaba aktarıyorum. Aslında buzdolabındaki her şeyi seramik kaplarda

[0:30:45.709] saklamak lazım, tıpkı yemek yerken kullandığımız tabak ve kaseler gibi. Sonuçta

[0:30:50.082] kimse plastik tabaktan yemek yemiyor dimi? Aynı mantıkla yiyecekleri de seramik

[0:30:54.455] kaplarda saklamak gerekiyor. Üzerini kapatmak istersen, altına bir tabak koyup

[0:30:58.772] üstüne bir kase kapatabilirsin. Bir süre sonra buna alışıyorsun zaten…

[0:31:03.743] Peki bu plastik içindeki yiyeceği nasıl etkiliyor?

[0:31:10.993] Şundan çok eminiz: Plastiğin mikro parçacıkları yemeğe karışıyor.

[0:31:20.008] Evet ve yani bu hemen olan bir şey değil, birikerek gerçekleşiyor. Yani plastik

[0:31:25.721] yiyecekle ne kadar uzun süre temas ederse ve ortam ne kadar sıcak olursa, o

[0:31:31.145] kadar çok plastik yiyeceğe geçiyor. Mesela peynirin beş dakika plastiğe değmesi

[0:31:36.858] beni endişelendirmez. Ama plastiğe sarılıp sıcak bir yerde iki hafta beklerse

[0:31:42.426] işte o zaman endişelenirim. Çünkü plastik çözülüyor. Doğada yok olmuyor; sadece

[0:31:48.140] daha küçük parçalara ayrılıyor. Biz buna mikroplastik, sonra da nanoplastik

[0:31:53.563] diyoruz. Onlar da çöplüklere, denizlere, balıklara, kuşlara ve en sonunda

[0:31:58.843] hepimizin içine kadar giriyor.

[0:32:02.164] Plastik içinse elimizde özel bir detoks yöntemi neredeyse yok. Sauna bir nebze

[0:32:07.851] işe yarıyor; ilk kitabımda da anlattığım gibi, terleyip o teri vücuttan atmak

[0:32:13.466] faydalı. Ama plastiği vücuttan atan sihirli bir ilaç yok. Oysa ağır metallerde

[0:32:19.154] durum farklı: Onları C vitaminiyle birlikte kullanılan özel takviyelerle

[0:32:24.404] vücuttan uzaklaştırabiliyoruz.

[0:32:27.224] JJ Virgin’le de bir podcast yapmıştım ve şöyle demişti: ‘Gerçekten anlamıyorum,

[0:32:31.858] insanlar neden sebze meyve suyu detoksu yapıyor? Çünkü sonuçta bu kocaman bir

[0:32:36.375] şeker yükü. Onun yerine en azından sebze ya da meyveyi yiyin, yani içmeyin. Bir

[0:32:41.009] de böyle yaptığınızda yağ hücrelerindeki ağır metaller ve toksinler açığa çıkıp

[0:32:45.643] dolaşıma karışıyor. Yani oldukları yerde saklı durmak yerine vücudu daha da kötü etkiliyorlar.

[0:32:51.689] Detoks yaparken çok dikkatli olmak lazım. Çünkü yanlış yaparsan, bu maddeleri

[0:32:56.444] sadece açığa çıkarıp vücudun içinde başka yerlere dağıtmış oluyorsun. Ama biz

[0:33:01.199] Birleşik Krallık Ekolojik Tıp Derneği’nde bunun için sağlam, defalarca test

[0:33:05.831] edilmiş protokoller geliştirdik. Bu yöntemlerde maddeler sadece serbest

[0:33:10.216] kalmıyor, aynı zamanda vücuttan atılıyor.

[0:33:12.996] Peki o zaman ne oluyor biraz anlatır mısın? Çünkü ben insanları uyarmak

[0:33:17.357] istiyorum. Eğer biri detoksu dikkat etmeden yaparsa ya da saunaya girmeden önce

[0:33:22.211] toksin emici maddeler almazsa, bu maddeler vücuda yayıldığında ne yaşanıyor?

[0:33:27.003] Kendilerini daha da kötü hissediyorlar. Bununla bağlantılı en büyük sorunlardan

[0:33:31.246] biri de obezite. Çünkü yağ hücreleri, pestisitler ve plastikler gibi yağda

[0:33:35.221] çözünen tüm toksinleri içinde depoluyor.

[0:33:38.056] Bir kişi kilo vermeye çalıştığında, yağ kaybettiğinde yağın içinde depolanan

[0:33:42.529] maddeler de açığa çıkıyor ve kana karışıyor. İşte bu yüzden kendini çok kötü

[0:33:47.002] hissediyor ve hemen yeniden aşırı yemeye başlıyor ki yağı geri depolasın. O

[0:33:51.417] yüzden ben böyle birini gördüğümde hep şunu söylüyorum: Önce detoks, sonra kilo

[0:33:56.067] verme. Sıralama bu olmalı. Şimdi sana bu maddeleri vücutta dağıtmadan nasıl

[0:34:00.481] yapılacağını bir örnekle anlatayım. Diyelim ki detoks yaptığın şey nikel, hani

[0:34:05.072] ağır metal olarak bahsetmiştik ya.

[0:34:08.073] Bazı insanlar sadece C vitamini ve çinko kullanıyor. Özellikle çinko, nikeli

[0:34:13.411] bulunduğu yerden söküyor ama sonra nikel vücutta başka yerlere yayılıyor. Oysa

[0:34:18.891] metiyonin adını verdiğimiz bir aminoasit, nikeli yakalayıp böbrekler ve

[0:34:23.878] bağırsaklar yoluyla vücuttan atıyor. Yani hem toksini serbest bırakan hem de onu

[0:34:29.498] bağlayıp dışarı atan destekleri birlikte kullanmak gerekiyor. Nikel, cıva,

[0:34:34.696] alüminyum gibi metaller için elimizde bu işi yapabilecek birçok etkili madde var.

[0:34:41.315] Kurşun çok daha zor. Çünkü kemiklerde saklanıyor ve bazı uzmanlara göre onu

[0:34:46.587] orada bırakmak gerekiyor; çıkarmaya çalışmak daha fazla zarar verebilir. Bazı

[0:34:52.000] ağır metaller ise özellikle de uzun yıllar sigara içenlerde görülen kadmiyum

[0:34:57.343] gerçekten damar yoluyla detoks yapılmasını gerektiriyor. Çünkü kadmiyum çok

[0:35:02.615] yapışkan ve vücuttan atılması zor. Ama yine de ondan kurtulmak mümkün.

[0:35:08.242] Dr. Goodman, bir de şu çok popüler koku trendi var ya… Kokulu mumlar, evlere hoş

[0:35:14.094] koku veren difüzörler falan… Tüm büyük mağazalar zaten kokuyla dolup taşıyor.

[0:35:19.727] Parfüm reyonundan geçmeyi bile sevmiyorum, çünkü resmen üstüne sıkıyorlar.

[0:35:25.140] Duyduğuma göre bu kimyasal kokular inanılmaz derecede tehlikeliymiş doğru mu?

[0:35:30.993] Evet, o kokulu mumlar, parfümler ve büyük mağazalardaki yapay kokular…

[0:35:35.917] Kesinlikle haklısın. Bunların hepsi petrokimyasal ve çok ince parçacıklar

[0:35:41.053] halinde. Doğrudan burnumuzdan girip beynimize ulaşıyorlar. Burnun üst kısmındaki

[0:35:46.682] olfaktör yani koku siniri sadece iki buçuk santim uzunluğunda. Yani bir kokuyu

[0:35:52.170] algıladığın anda, o madde çoktan beynine girmiş demektir. Çocukluk çağı lösemisi

[0:35:57.798] dahil birçok hastalıkla bağlantıları var. Ama güzel bir koku istiyorsan çözüm

[0:36:03.216] aslında çok basit: Çiçeklerden elde edilen doğal uçucu yağlar kullanmak.

[0:36:08.281] Yasemin, gül, biberiye, lavanta, limon otu gibi… Bunların hepsi çiçeklerden

[0:36:13.558] üretiliyor. Zaten parfüm de Sanayi Devrimi’nden önce buydu, saf çiçek özlerinden

[0:36:19.186] oluşuyordu. Zararsızlar, mis gibi kokuyorlar ve evini de rahatlıkla mis gibi

[0:36:24.533] kokutabiliyorsun. Nasıl mı? Seramikten yapılmış bir yağ yakıcı alıyorsun, tabii

[0:36:30.092] plastik olmamalı. Altına küçük bir mum koyuyorsun, ama o mum da ideal olarak

[0:36:35.439] balmumu olmalı. Petrokimyasal mumlar değil, hatta soya mumları da pek iyi değil

[0:36:40.997] çünkü soya tarımı da birçok açıdan sorunlu. En iyisi balmumundan yapılan mum.

[0:36:46.414] Üst kısmına biraz su koyuyorsun, içine de lavanta ya da günlük yağı, yasemin…

[0:36:51.832] hangi kokuyu seviyorsan birkaç damla damlatıyorsun. İşte evini mis gibi

[0:36:56.827] kokutmanın sağlıklı yolu bu.

[0:37:00.365] Ama şunu da sormak lazım: Ev neden kötü koksun ki? Pencereleri aç, çöpleri

[0:37:06.065] çıkar; zaten sonrasında da büyük ihtimalle başka bir şeye gerek kalmayacak. Ama

[0:37:12.150] illa hoş koku istiyorsan, doğal uçucu yağlar kullan. Aynı şey bedenimiz için de

[0:37:18.236] geçerli. Neden parfüme ihtiyaç duyuyoruz? Düzenli yıkanıyorsan aslında

[0:37:23.628] deodoranta bile gerek yok. İnsan kokusuna yeniden alışmamız lazım. Terlemek çok

[0:37:29.713] doğal, hatta gerekli çünkü terleme detoks demek. Antiperspirant kullandığında,

[0:37:35.722] aslında vücudunun detoks yapmasını engelliyorsun. Kötü kokan ter sadece: ya uzun

[0:37:41.884] süre yıkanmadığında oluşan ter ya da korku anındaki terdir.

[0:37:47.818] Yani eğer koşuyorsanız ya da fiziksel olarak aktifseniz, gidip bir duş alırsınız

[0:37:53.360] olur biter. Bazı hastalarım bana diyor ki: ‘Dr. Goodman, doğal uçucu yağları

[0:37:58.626] kullandım, harika kokuyor ama sadece birkaç saat kalıyor.’ Ben de onlara şöyle

[0:38:04.030] diyorum: ‘Evet, çünkü bu doğal bir madde ve vücudun onu kendine uyarlamayı

[0:38:09.157] biliyor. Çiçeklerin biyokimyasıyla insanların biyokimyası uyumlu, o yüzden tabii

[0:38:14.700] ki dağılıyor.’ Yani istersen yanında minicik bir cam şişe taşı, gerekirse birkaç

[0:38:20.243] saatte bir biraz sür. Evet, haklısın; kokulu mumlar evde ciddi bir sorun. Mutfak

[0:38:25.785] konusunu kapatırken de şunu söyleyeyim: yiyecek ambalajları… Artık tekrar

[0:38:30.843] kullanılabilen kağıt torbalar var. Yiyeceğinizi kağıt torbaya koyabilirsiniz.

[0:38:36.178] Plastik streç film ya da poşet kullanmak zorunda değilsiniz.

[0:38:41.570] Alüminyum folyoya sarmak doğru mu diye sorarsan: Bu, neyi sardığına bağlı.

[0:38:46.118] Mesela bir sandviçi alüminyum folyoya sarabilirsin. Ama diyelim ki fırında balık

[0:38:51.036] pişiriyorsun ve üzerine limon sıktın; işte o durumda folyoya sardığında, limon

[0:38:55.831] alüminyumu yemeğe geçirir.

[0:38:58.106] Gel şimdi Banyoya geri dönelim,

[0:39:01.264] Mesela banyoma baktığımda kendi kendime ‘Aman Allahım!’ diyorum. Her şey

[0:39:06.946] sentetik. Ama en azından yavaş yavaş bir şeyleri değiştirmeye başladım. Kolay

[0:39:13.024] değil tabii… Çünkü gösterişin bu kadar önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bir

[0:39:19.259] anda her şeyi bırakıp tamamen doğal bir insana dönüşmek gerçekten zor; çünkü

[0:39:25.258] çoktan alışmışız bi kere yani Oje, saç boyası, dolgular, botoks diye liste

[0:39:31.099] uzayıp gidiyor.

[0:39:33.998] Bunların hepsi, birincisi toksik ikinciside tamamen gereksiz. Ama şunu söylemek

[0:39:39.822] isterim, kimse tüm değişiklikleri bir anda yapmaya kalkmamalı. Haftada bir

[0:39:45.278] değişiklik yeter. Bu kitabın yedinci bölümünde her odayı tek tek ele aldım

[0:39:50.733] banyoyu da dahil ettim ve hangi değişiklikleri nasıl kolayca yapabileceğini

[0:39:56.263] anlattım. Tabii Türkiye’deki ürünlerle İngiltere'dekiler farklı olacaktır ama

[0:40:01.940] ben o sözde ‘kişisel bakım ürünleri’ bölümünde ben onlara artık ‘kişisel korku

[0:40:07.690] ürünleri’ diyorum.

[0:40:09.564] güzel kelime

[0:40:11.469] İçlerinde neler olduğunu fark ettim ve açıkçası şok oldum. Ama güzel tarafı şu

[0:40:17.139] ki, bunların çok iyi alternatifleri var. Mesela Sumer Avalon, Dr. Bronner’s ya

[0:40:22.809] da Danimarka’dan Oetekram gibi markalar. Ayrıca Soil Association’ın internet

[0:40:28.334] sitesine bakabilirsiniz; sağlık ve güzellik bölümleri var. Orada gerçekten

[0:40:33.714] organik olan ürünleri öneriyorlar.

[0:40:36.901] Evet, çünkü etiketleme konusunda dünyanın her yerinde büyük bir sorun var.

[0:40:42.594] Mesela İngiltere'de aslında tüm Birleşik Krallık'ta bir nemlendirici sadece %1

[0:40:48.594] organik içerik taşısa bile üzerine ‘organik’ yazmak tamamen yasal. Yani etikette

[0:40:54.749] organik yazması aslında pek bir şey ifade etmiyor. Ama güvenilir olup olmadığını

[0:41:00.904] anlamanın iki yolu var. Birincisi, Soil Association’ın internet sitesine bakmak;

[0:41:07.058] eğer onlar tavsiye ediyorsa iyidir, çünkü çok katılar. İkincisi ise uluslararası

[0:41:13.213] bir kuruluş olan Cosmos. Soil Association’ın da aralarında bulunduğu birçok

[0:41:18.983] örgütten oluşuyor. Bir kozmetik ürününde Cosmos sertifikası varsa gerçekten

[0:41:24.753] organiktir. Kıyafetlerde de GOTS etiketi yani Global Organic Textile Standards

[0:41:30.753] varsa, o ürün gerçekten organik ve güvenlidir. Bu yüzden çok dikkatli olmak

[0:41:36.523] gerekiyor. Bu makyaj, saç boyası, güneş kremi için de geçerli. Özellikle güneş

[0:41:42.524] kremi çok önemli bir konu. Çünkü bize, cilt kanserini önlemek için kendimize ve

[0:41:48.602] çocuklarımıza güneş kremi sürmemiz gerektiği söyleniyor. Ama aslında kanıtlar

[0:41:54.526] gösteriyor ki, güneş kremlerinin kendisi toksik ve kanserojen maddelerle dolu ve

[0:42:00.680] bunlar doğrudan cildimizden içeri giriyor.

[0:42:04.990] Her tür güneş kremi mi?

[0:42:06.288] Hayır, piyasada satılanlar. Bununla ilgili bir Instagram gönderisi yapmıştım.

[0:42:09.074] Hepsini hatırlayamıyorum ama artık kesinlikle bazı güvenli güneş kremleri de var.

[0:42:12.521] Mesela Badger’ın yaptığı, Sweet Bee’nin yaptığı ürünler var. Birkaç tane daha

[0:42:17.909] var, insanlar bana sosyal medyadan yazıyor, ‘Şunu buldum, bunu buldum’ diye. Ben

[0:42:23.507] de içerik listesine bakıyorum, gerçekten iyi olanlar var. Bu kitabımda, sayfa

[0:42:28.895] 174’te de geçiyor: Sweet Bee Organic, Badger ve Soil Association tarafından da

[0:42:34.354] önerilen Odyliqe. Ama şu noktayı unutmamak lazım: Kış boyunca içeride kapalı

[0:42:39.672] kaldıysan, sonra birden bikini giyip sahilde güneşin altına yatmak delilik olur.

[0:42:45.270] Tabii ki yanarsın. Yapmamız gereken şey, kendimizi yavaş yavaş ve kontrollü

[0:42:50.519] şekilde güneşe alıştırmak. Mesela ben yaz boyu kollarımı sıvayıp dolaşırım; o

[0:42:55.907] yüzden güneşe çıktığımda ön kollarım yanmaz. Ama vücudumun geri kalanı

[0:43:00.805] İngiltere’de yaşadığım için hep kapalı kalıyor. Diyelim ki sıcak bir yere,

[0:43:05.984] mesela Türkiye’ye gittim; ilk gün sadece 10 dakika güneşe çıkarım, ikinci gün 15

[0:43:11.582] dakika, üçüncü gün 20 dakika… Böylece yavaş yavaş bronzlaşırsın ve bu senin en

[0:43:17.040] iyi koruman olur. Yani aslında güneş kremlerine ihtiyacımız yok; tek yapmamız

[0:43:22.428] gereken dikkatli olmak, cildimizi kapamak ve maruziyeti yavaş yavaş artırmak.

[0:43:27.817] Ama ‘Ben yine de güneş kremi kullanmak istiyorum’ diyorsanız, evet, artık

[0:43:32.925] güvenli seçenekler de var... Parfüm konusunu zaten konuştuk.

[0:43:38.735] Diş bakımı da ayrı bir mesele. Çünkü insanların dişlerinde hâlâ cıva dolgular

[0:43:44.920] var ve cıva bilinen bir nörotoksin. Neyse ki bunları güvenli bir şekilde

[0:43:50.704] çıkarmanın yolları var. Dolgular çıkarıldıktan sonra da cıvayı vücuttan atmak

[0:43:56.889] için detoks yapılmalı. Bunun için klorella, kişniş, kükürt, selenyum, iyot,

[0:44:02.914] çinko, bolca C vitamini ve daha pek çok destek kullanılmalı.

[0:44:08.056] Peki ya diş fırçaları? Çünkü çoğunlukla plastikten.

[0:44:10.443] Artık doğal kılları olan ahşap diş fırçaları var.

[0:44:14.186] Bu yüzden doğal diş fırçalarına yönelmek gerekir.

[0:44:18.073] Ama aynı zamanda, çoğu geleneksel diş macununun

[0:44:21.451] içinde florür vardır, dişçiniz size dişleriniz için iyi olduğunu söyler ama

[0:44:26.261] değildir. Dişleri sertleştirir, ama aslında dişlere ve kemiklere zarar verir. Ve

[0:44:31.391] içinde belli miktarda deterjan var. Mesela eğer dişlerinizi geleneksel diş

[0:44:36.137] macunuyla fırçalarsanız, ağzınız köpürür. Bir katman oluşturur ve köpükle

[0:44:40.819] doludur. Bu köpüğün sebebi içinde deterjan olması. Ve biz kesinlikle bu

[0:44:45.373] deterjanı vücudumuza almamıyız. Artık Kingfisher'ın ürettiği gibi doğal diş

[0:44:50.183] macunları elde edebiliyoruz, Green People da var. Artık pek çok güvenli doğal

[0:44:55.121] diş macunu var. Ancak insanların öğrenmesi gereken şey, 45 yaşın üzerindeyseniz

[0:45:00.188] okuma gözlüklerinizi takıp ve her şeyin üzerindeki içindekiler listesini didik

[0:45:05.190] didik edip okumaktır.. Eğer ne olduklarını bilmiyorsanız, araştırın. İnternetten

[0:45:10.321] bir şey sipariş ediyorsanız, sipariş vermeden önce içindekiler listesini alın ve

[0:45:15.452] kontrol edin. Her şeyi kontrol edin. Başlarda zor bir iş ama giderek alışıyorsun.

[0:45:21.994] Şöyle bir şey var: Tüm üreticiler ‘her şeyin sağlığa zararsız kabul edilen bir

[0:45:26.889] miktarı vardır’ mantığıyla hareket ediyor. Ama işte şu maddenin zararsız dozu,

[0:45:32.436] bu maddenin zararsız dozu derken hepsi üst üste ekleniyor ve sonuçta toksinler

[0:45:38.462] dağ gibi birikiyor.

[0:45:40.008] Aynen öyle. Sözde zararsız miktar dedikleri şey, kokteyl etkisini hiç hesaba

[0:45:44.437] katmıyor. Yani her gün yüzlerce farklı kimyasala maruz kalıyorsunuz;

[0:45:48.400] laboratuvarda tek tek bakıldığında güvenli denilen seviyelerde olabilir ama

[0:45:52.771] kimse diğer 99’un bir araya gelişini dikkate almıyor.

[0:45:56.850] Yani bir zehrin tek güvenli seviyesi gerçekten de sıfırdır. Ve eğer tüm bu

[0:46:01.560] petrokimyasal ürünleri boykot eder ve doğal organik versiyonlarını satın almaya

[0:46:06.589] başlarsak, sonra doğal organik üreticiler gelişecek ve petrokimyasal olanlar yok

[0:46:11.681] olacak. Yapmamız gereken de bu. Sağlığımızı duşünerek oy vermeliyiz. Kadınların

[0:46:16.710] dikkat etmesi gereken bir konu da menstrüel ürünler, tamponlar ve pedler.

[0:46:21.994] Neyse ki ben menopozdayım ve artık bu tür dertlerim yok.

[0:46:29.210] Genç kadınların bilmesi gereken bir şey var: Piyasadaki ped ve tamponların çoğu

[0:46:34.725] plastik, dioksin ve kim bilir daha nelerle dolu. Ama güvenli alternatifler de

[0:46:40.101] var. Mesela NatraCare adlı bir şirket tamamen güvenli ped ve tampon üretiyor.

[0:46:45.477] Aynı durum bebek bezleri için de geçerli. Onlar da plastik ve dioksin yüklü.

[0:46:50.993] Peki sonuçta ne oluyor? deriden emilince bu neye sebep oluyor?

[0:46:55.594] Bence bu maddeler deriden emiliyor ve petrokimyasalların yol açtığı her şeye

[0:47:00.496] neden oluyor: Sinir sisteminde dejenerasyona, ne yazık ki çocuklarda gördüğümüz

[0:47:05.592] nöro-gelişimsel bozukluklara ve potansiyel olarak kansere. Bak Esrâ, ben 1982’de

[0:47:10.752] tıp fakültesinden mezun olduğumda, çocukluk çağı kanseri diye bir şey neredeyse yoktu.

[0:47:16.494] Şunu düşündüm de, ben çocukken, benden birkaç yaş küçük olan kız kardeşim ve

[0:47:22.990] hatta erkek kardeşim için bile hazır bebek bezi diye bir şey yoktu. Bez

[0:47:29.059] kullanılırdı. Yıkanır, tekrar tekrar kullanılırdı.

[0:47:33.302] Aynen öyle. Burada da birçok insan yeniden yıkanabilir bezlere dönüyor. Aynı

[0:47:38.940] şekilde yıkanabilir pedler de var; zaten bundan yüz yıl öncesine kadar hep

[0:47:44.430] öyleydi. Bezler için de aynı şey geçerli. Yıkıyorsun, tekrar kullanıyorsun. Zor

[0:47:50.292] iş, kabul ediyorum. Çünkü artık çoğumuz çalışıyoruz, evde sadece ev işleriyle

[0:47:56.004] ilgilenen biri yok. Ama bence bunun için bir iş modeli kurulmalı. Aslında

[0:48:01.420] çocuklarım küçükken vardı: Bezler için mobil çamaşır servisi. Kapına gelip kirli

[0:48:07.356] bezleri alıyor, yıkayıp sana geri getiriyorlardı. Yani yoğun bir anneysen sen

[0:48:13.069] uğraşmak zorunda kalmıyordun. Ama evet, bizim yeniden kumaş bezlere dönmemiz

[0:48:18.707] gerekiyor. Ben çocukken insanlar onları çamaşır ipine asıp kuruturlardı.

[0:48:24.881] Evet Dr. Goodman, bence insanlar bu ürünleri üretmeye başladıklarında,

[0:48:30.062] muhtemelen bu üretimler 1950’lerde başladı, ureticilerin çoğu, bunun evren,

[0:48:35.614] dünya, insanlık, hayvanlar ve bitkiler için böyle bir felakete yol açacağını hiç

[0:48:41.536] düşünmediler. Ama sonuçta onlar da etkileniyor. Yani sanki sen en tepedesin, hiç

[0:48:47.458] kullanmıyorsun da geri kalan herkes zehirleniyor gibi bir durum yok. Hayır,

[0:48:53.010] herkes etkileniyor. Başbakanından sokaktaki insana kadar, istisnasız herkes.

[0:48:59.006] Benim hep sorduğum bir soru var: Bu zehirleri üretenler, kendi torunlarını

[0:49:03.985] düşünmüyor mu? Sonuçta bu dünyayı onlar da miras alacak. Ne yazık ki vardığım

[0:49:09.167] sonuç şu: Hayır, umursamıyorlar. Çünkü güç ve para, bağımlılık yapan birer

[0:49:14.146] uyuşturucu gibi. Bir bağımlı için o madde her şeyden daha değerlidir; gerekirse

[0:49:19.462] kendi büyükannesini bile öldürür, yeter ki o maddeyi elde etsin. Petrokimya,

[0:49:24.576] ilaç, pestisit, plastik endüstrilerinin en tepesindekiler de aynı şekilde

[0:49:29.489] davranıyor. Tek istedikleri, kârlarının devam etmesi. Bu hırs öyle gözlerini kör

[0:49:34.872] etmiş ki, senin az önce söylediğin basit gerçeği bile duyamıyorlar: Peki

[0:49:39.717] insanlık? Peki kendi torunlarınız? Peki gezegen? Biz bu dünyaya ne yapıyoruz?

[0:49:44.898] Hiçbirine aldırmıyorlar. Birkaç hafta önce Cenevre’de plastik kirliliğiyle

[0:49:49.878] ilgili bir konferans yapıldı. Ama elbette plastik üreticileri, petrol ülkeleri

[0:49:55.127] ve petrol şirketleri de oradaydı çünkü plastik petrolden üretiliyor. Onlar da

[0:50:00.308] sürekli geri dönüşümden, yeniden kullanımdan bahsettiler. Tabii ki bunlar hiç

[0:50:05.489] olmamasından iyidir, ama üretimi azaltmayı kesinlikle reddettiler.

[0:50:11.451] Tüm bu zehirlerin üretimini azaltmanın tek yolu, biz tüketicilerin onları satın

[0:50:17.128] almayı bırakması. Bunun da tek yolu eğitimden ve alternatif üreten insanları

[0:50:22.589] desteklemekten geçiyor. Kitabın üçüncü bölümünde plastiği nasıl daha az

[0:50:27.692] kullanabileceğin ve yerine neler tercih edebileceğin detaylıca anlatılıyor. Bu

[0:50:33.297] konuda iki minik kitap daha var. Biri, Greenpeace’in kurucularından birinin

[0:50:38.687] yazdığı Going Plastic Free. Diğeri ise Natalie Fay’in How to Save the World for

[0:50:44.364] Free kitabı. Ben de kitabımın üçüncü bölümünde yazımla öneri veriyorum. Küçücük

[0:50:50.041] kitaplar, yarım saatte okunuyor. Ve hayatındaki, evindeki tüm plastiği hangi

[0:50:55.503] seçeneklerle değiştirebileceğini anlatıyor. Yani aslında alternatifler var.

[0:51:01.893] Ama yatak odasında ne gibi sorunlar olduğunu da düşünmeliyiz,

[0:51:06.358] Evet.

[0:51:06.748] Çünkü hayatımızın üçte birini yatakta uyuyarak geçiriyoruz. Ve yatağınızın

[0:51:13.049] neyden yapıldığı sağlığınız için çok ama çok önemli.

[0:51:18.259] Ama şunu hemen söyleyim: Eğer yatağınız bir iki yıldan eskiyse problem yok.

[0:51:24.071] Çünkü çoğu yatakta çok sayıda zehirli sentetik kimyasal madde bulunur, ancak bir

[0:51:27.834] ya da iki yıl içinde bunların etkisi gider.

[0:51:29.972] Özellikle de yatak odasında her zaman olması gerektiği gibi pencereleri açık

[0:51:33.794] tutuyorsanız, bu kimyasallardan kurtulmuş olursunuz.

[0:51:36.343] Ancak yeni bir yatak satın alıyorsanız, organik olduğundan emin olmalısınız. Ve

[0:51:40.773] kesinlikle bu ülkede, organik yatak bulmak artık gerçekten çok kolay.

[0:51:44.812] Yirmi yıl önce, organik yatak bulmak gerçekten zordu. organik kanepe, minder,

[0:51:49.450] halı ve organik mobilyalar da bulmak imkansızdı.

[0:51:52.928] İnsanların bu konudaki bilinci arttığı için daha kolay hale geldi.

[0:51:57.325] Bu yüzden yeni bir yatak alırken organik bir yatak satın alın.

[0:52:00.619] Ve gardırobunuzda, Türkiye'de bu sorun var mı bilmiyorum. Burada güvelerle

[0:52:04.467] ilgili bir sorunumuz var. Güveler kıyafetleri yiyor.

[0:52:07.275] New York'ta yaşarken bunu yaşadım ve korkunçtu. Bizde yok, yani eminim vardır

[0:52:12.291] ama neyse ki ben bununla uğraşmıyorum.

[0:52:14.422] Eğer insanlar bununla uğraşıyorsa, güvelerden kurtulmak için kullanılan

[0:52:18.690] geleneksel madde para-diftorobenzen yani naftalin son derece zehirlidir.

[0:52:23.139] İnsanlardan yağ örnekleri aldığımda bulduğum en yaygın toksin bu. Ancak, tahmin

[0:52:27.552] edin ne oldu?

[0:52:28.938] Lavanta yağı işe yarıyor.

[0:52:31.604] Sadece lavanta yağı, parfüm olarak kullanabileceğiniz aynı esansiyel yağ.

[0:52:36.494] ya da oturma odanızda ferah koku için. Ve neem yağı da işe yarar. N E E M yağı

[0:52:43.061] Hint neem ağacından elde edilir.

[0:52:46.092] Neem yağı çok güzel kokmaz, ama eğer

[0:52:49.991] Bu konu benim ülkem için de önemli, çünkü sen konuşurken ben de düşünüyordum

[0:52:56.765] Bu naftalinlerin çoğunu görüyorum. Tabii ki insanların dolaplarına bakmıyorum

[0:53:01.961] ama halka açık tuvaletlerde görüyorum.

[0:53:05.228] Umumi tuvaletlerde, lavabolara naftalin koyuyorlar.

[0:53:10.534] Para-diflorobenzen içeriyor ve söylediğim gibi, diğer böcek ilaçlarından çok

[0:53:15.424] daha sık karşılaştım onunla. Sonuçta bu bir insektisit. Tamamen zehirli ve

[0:53:20.186] tamamen gereksiz. Haftada bir ya da iki haftada bir kıyafetlerine lavanta yağı

[0:53:25.206] yada biraz neem yağıyla karıştırarak, ister tek başına sıkmanız yeterli

[0:53:29.774] ihtiyacınız bukadar

[0:53:31.255] Yatak odasıyla ilgili söylenecek son şey de giysilerinizi kuru temizleme yapmayın.

[0:53:37.869] Evet, bu çok önemli. Biraz paylaşabilir misin? Çünkü bir konuşmanda duydum ve

[0:53:43.086] ben de bu konuda endişelenmeye başladım.

[0:53:45.543] Kuru temizlemede kullanılan kimyasallar trikloroetilen, trikloroetan,

[0:53:50.787] tetrakloroetilen ve tetrakloroetan. Hatta Dünya Sağlık Örgütü bile bunları

[0:53:56.412] kanserojen olarak sınıflandırıyor. Gerçekten kanserojenler. Kuru

[0:54:01.276] temizlemecilerde çalışan insanların çok da sağlıklı görünmemesi boşuna değil.

[0:54:07.129] Ama bir çözüm var: Eğer mutlaka kuru temizlemeye vermeniz gereken bir

[0:54:12.373] kıyafetiniz varsa, geri aldığınızda balkonunuzdaki çamaşır ipine asın ve bir

[0:54:18.150] hafta boyunca dışarıda kalsın. Böylece kimyasallar uçup gider, sonra da

[0:54:23.546] gardırobunuza kaldırabilirsiniz.

[0:54:26.782] organik kuru temizleme hakkında ne düşünüyorsun?

[0:54:30.873] Hayır pek sıcak bakmıyorum.

[0:54:33.109] anladım.

[0:54:34.052] Bazen bazı şeylerde taviz vermek gerekebilir ama kuru temizleme onlardan biri

[0:54:39.486] değil. Ben hiçbir kıyafetimi kuru temizlemeye vermem. Dikkat edilmesi gereken

[0:54:44.921] son konuysa evin geri kalanı: antre, salon ve diğer odalar… Zeminlerde en iyisi

[0:54:50.498] ahşap. Çünkü halıların çoğu toksin içerikli üretiliyor. Kanepe, yastık, perde

[0:54:55.932] gibi yumuşak mobilyalar da sentetik malzemelerden yapıldıysa unutmayın ki,

[0:55:01.156] sentetik olan her şey aslında petro-kimyasal kökenli. Bu yüzden de yanıcı. Yani

[0:55:06.732] kolayca tutuşabilir. Bu nedenle burada, kanunen, sentetik mobilyaların yanmayı

[0:55:12.237] önleyici kimyasallarla işlenmesi zorunlu. Ama o kimyasallar polibromlu

[0:55:17.178] bifeniller ve polibromlu dietherler. Zaten isminde brom geçtiğini duyduğunuzda,

[0:55:22.754] yani polibromlu dendiğinde, içinde bol miktarda brom atomu olduğunu bilin! Brom,

[0:55:28.401] klor ve flor gibi bir toksikojendir ve tiroid bezindeki iyodu yerinden atar.

[0:55:33.765] Bugün yaşadığımız salgınlardan biri de aslında düşük tiroid, yani hipotiroidi

[0:55:39.200] salgını. Üstelik çoğu zaman teşhis bile konmuyor. Yüz yıl önce olsaydı, sana

[0:55:44.565] sadece iyot verirlerdi ve sorun çözülürdü. Ama şimdi insanlar tiroksin

[0:55:49.506] ilaçlarına, ameliyatlara ve türlü tedavilere mahkûm ediliyor. İyot

[0:55:54.164] eksikliğimizin nedeni sadece beslenmemizde yeterince balık ve deniz ürünleri

[0:55:59.528] olmaması değil; aynı zamanda sentetik mobilyalardan yayılan brom, diş macunundan

[0:56:05.175] ve musluk suyundan gelen flor, yine musluk ve havuz sularındaki klor da iyodu

[0:56:10.610] vücuttan atıyor.

[0:56:13.522] Bu etkileri tek tek bireylerde görmek zordur, ama toplum genelinde çok daha açık

[0:56:18.870] ortaya çıkar. Mesela yan komşum sadece 32 yaşında ve kanser oldu diyelim; onun

[0:56:24.085] özelinde neden olduğunu söyleyemem, ancak bir saatlik ayrıntılı bir öykü alırsam

[0:56:29.433] belki bir fikir yürütebilirim. Ama şunu net söyleyebilirim: 50 yıl önce 32

[0:56:34.381] yaşındaki genç kadınlarda kanser neredeyse hiç görülmezdi, çok ama çok nadirdi.

[0:56:39.662] Ve bize yaşlanan nüfustan dolayı böyle oluyor dediklerinde, kesinlikle hayır

[0:56:44.744] dememiz lazım. Çünkü kanser en hızlı çocuklarda artıyor. Yani biz kendi

[0:56:49.490] kendimizi zehirliyoruz. Ama kendimizi bu zehirden arındırmayı da öğrenebiliriz.

[0:56:54.772] Son olarak şunu da söyleyeyim: Burada sadece kimyasal zehirlenmeden konuştuk,

[0:56:59.920] elektromanyetizmayı daha hiç açmadık.

[0:57:02.996] Ben de tam oraya gelecektim, çünkü bu konu benim için çok hassas. Geceleri

[0:57:08.969] VayFay'ımı kapıyorum; böylece en azından uyurken maruz kalmamış oluyorum. Peki

[0:57:15.264] uçaklarda maruz kaldığımız şeyleri de elektromanyetik kirliliğe dahil edebilir

[0:57:21.560] miyiz? Sonuçta modern bir dünyada yaşıyoruz; telefonlar, uçaklar, yüksek güçlü

[0:57:27.856] baz istasyonları derken her şey hayatı kolaylaştırıyor ama aynı zamanda riskler

[0:57:34.233] de artıyor. Senin bu konularda çok önemli, çok bilgilendirici uyarıların var çünkü.

[0:57:41.485] Bu konuyla ilgili bilgi almak isterseniz yeni kitabımın altıncı bölümüne

[0:57:46.357] bakabilirsiniz. Altıncı bölümün adı "Poisonous Tech" yani Zehirli Teknoloji ve

[0:57:51.635] telefonlarımızdan yayılan elektromanyetik radyasyonu anlatıyor. Biz aslında

[0:57:56.710] elektromanyetik varlıklarız. Güneşten gelen görünür ışık, ultraviyole,

[0:58:01.447] kızılötesi ve Dünya’nın kendi elektromanyetik alanıyla evrimleştik. Bununla

[0:58:06.522] yeniden temas etmenin en kolay yolu ise çimlerin üzerinde ya da sahilde

[0:58:11.326] yalınayak yürümek. Hepimizin bunu her gün yapması lazım. Türkiye’de bunu yapmak

[0:58:16.672] muhtemelen İngiltere’ye göre daha kolay; çünkü burada kışın kimse çimenin

[0:58:21.612] üzerinde yalınayak durmak istemez, çünkü hava çok soğuk. Ama ellerinizi çimlere koyabilirsiniz.

[0:58:29.227] Şu anda yaptığımız şey, kendimizi vücudumuzun fizyolojisine tamamen yabancı

[0:58:33.789] dalga boyları ve frekanslarla çevrelemek. Bunlar bedenimize tamamen yabancı ve

[0:58:38.534] onlarla başa çıkacak bir mekanizmamız yok. Nasıl elektromanyetik spektrumun

[0:58:43.097] diğer ucundaki X ışınları, gama ışınları ve nükleer radyasyonla başa

[0:58:47.233] çıkamıyorsak ki onlar da en az bu kadar tehlikeli, bununla da başa çıkamıyoruz.

[0:58:52.809] Ama artık biliyoruz ki ve bununla ilgili 40–50 yıl öncesine dayanan binlerce

[0:58:58.098] yayımlanmış makale buldum, çünkü bu teknoloji ilk olarak uzun zaman önce

[0:59:03.109] İsveç’te kullanılmaya başlanmıştı ne yazık ki telefonlardan, baz

[0:59:07.563] istasyonlarından, Wi-Fi modemlerinden, Bluetooth’tan yayılan radyasyon ile beyin

[0:59:13.130] tümörleri arasında güçlü bir bağ var.

[0:59:16.969] Kanser riski genel olarak var ama en çok beyin tümörlerinde, özellikle de

[0:59:21.828] telefonu kafasına dayayarak kullanan genç erkeklerde görülüyor. Oysa cep

[0:59:26.622] telefonlarının kılavuzlarında açıkça ‘başınıza en az iki santimetre uzak tutun’

[0:59:31.881] uyarısı var. Kimse bunu okumuyor. Üreticiler bu uyarıyı kendilerini korumak için

[0:59:37.207] koyuyor çünkü sigortacıları, beyin tümörü davalarında sorumluluk üstlenmiyor.

[0:59:42.334] Zaten daha önce bu davalarda mahkûm olmuş durumdalar. Yani aslında o uyarı

[0:59:47.260] tamamen hukuki bir zorunluluktan kaynaklanıyor.

[0:59:51.281] Telefonu başından ne kadar uzak tutarsan risk o kadar azalıyor. Bu yüzden mümkün

[0:59:56.466] olduğunca mesajlaşmalı, hoparlör ya da kulaklık kullanmalı ve telefonu

[1:00:01.004] kafamızdan uzak tutmalıyız. Kullanımı da en aza indirmemiz şart. Kimse

[1:00:05.542] vazgeçilmez değil; telefonu cebimizde taşıyorsak uçuş moduna almalıyız ya da

[1:00:10.468] tamamen kapatmalıyız. Çünkü artık görüyoruz ki, cebinde telefon taşıyan genç

[1:00:15.395] erkeklerde kolon, prostat ve testis kanseri; genç kadınlarda ise rahim kanseri

[1:00:20.451] ortaya çıkıyor. Daha da kötüsü, telefonunu sütyeninde taşıyan kadınlarda ki

[1:00:25.313] aslında normalde çok nadir görülen bir tür olan göğsün iç kısmında meme kanseri

[1:00:30.434] görülmeye başlandı. Ve belki de en korkutucu olanı: Bebeğini kanguru tipi askıda

[1:00:35.620] taşıyan anneler… Bu çok güzel bir şey ama bazı üreticiler askının arkasına küçük

[1:00:40.805] bir cep koyuyor. Anneler de telefonlarını oraya, bebeğin kalbinden sadece bir

[1:00:45.797] santim uzağa koyuyorlar. Oysa kalp elektriksel bir organ. Yani kalp atışlarını

[1:00:50.853] düzenleyen doğal bir elektriksel iletim sistemi var.

[1:00:55.814] Tamam, bu teknolojiyi kullanabiliriz ama güvenli bir şekilde kullanmalıyız.

[1:00:59.753] Kitabın altıncı bölümü de bu konuyla ilgili, yani teknolojinin nasıl güvenli

[1:01:03.744] kullanılacağını anlattım. Telefonun etrafına koyabileceğiniz bazı cihazlar var.

[1:01:07.893] Ayrıca bir baz istasyonunun yakınındaysanız ki otoyol ya da trendeyseniz zaten

[1:01:11.990] yakınından geçiyorsunuz, takabileceğiniz koruyucu şapkalar var.

[1:01:16.307] Maalesef, İsviçre’de yapılan çalışmalar, bu baz istasyonlarına altı yüz metreden

[1:01:21.327] daha yakın yaşamanın demans riskini büyük ölçüde artırdığını gösteriyor. Bu

[1:01:26.034] yüzden onlardan mümkün olduğunca uzak durmalıyız. Bizi koruyacak bazı

[1:01:30.364] malzemeleri satın almamız lazım. Aşırı derecede elektrosensitif kişilerse sadece

[1:01:35.384] mesajlaşmak için bile özel eldivenlere ihtiyaç duyuyor. Çoğumuz bunu

[1:01:39.652] hissetmiyoruz. İşte bu nedenle bu bilgilere ihtiyacımız var.

[1:01:44.202] Yani bu bir umutsuzluk tablosu değil. Bu teknolojiyi kullanmaya devam edebiliriz

[1:01:49.926] ancak onu daha güvenli kullanmayı öğrenmemiz şart. Keşke üreticiler insan

[1:01:55.150] biyolojisine bu kadar zararlı olmayan bir dalga boyu seçmiş olsalardı. Neden

[1:02:00.588] seçmediklerini bilmiyorum. Ayrıca 5G çok büyük bir endişe kaynağı.

[1:02:06.035] Bizim ülkemizde çok yakın zamana kadar yoktu. Ben de "çok şükür, en azından bir

[1:02:11.763] şey eksik" diyordum. Ama şimdi o da var. Dr. Goodman, podcast'i bitirmeden önce,

[1:02:17.565] tedavi ettiğin şu pilotun hikayesini ve onunla ilgili ele aldığın konuları

[1:02:22.931] gerçekten merak ediyorum ve bilgilenmek istiyorum. Uçaklarla ilgili olan kısmı

[1:02:28.588] yani. Biraz anlatır mısın lütfen...

[1:02:31.674] Evet bu arada ilk kitabım "Staying Alive in Toxic Times" Yani Toksik Zamanlarda

[1:02:35.100] Hayatta Kalma"nın yedinci bölümü yaşam boyu sağlık için mevsimsel bir rehber

[1:02:38.397] çünkü mevsimsel yaşam ve mevsimsel beslenme hakkında.

[1:02:40.723] Uçakta olmak öyle bir şey ki, her şey aynı anda oluyor. Pencere açamıyorsun.

[1:02:46.599] Tropikal bir destinasyona gidip gelirken püskürtülen pestisitler var. Motor

[1:02:52.399] yağından sızmalar oluyor, değil mi? Çünkü "Boeing yedi yüz seksen yedi"

[1:02:57.889] dışındaki uçaklarda uygun filtreler yok. Doğru dürüst filtreler yok. Yani

[1:03:03.534] yolcuların, kabin görevlilerinin ve kokpitteki pilotun soluduğu hava, motor

[1:03:09.334] yağından gelen kresilfosfat, trikresilfosfat ve daha birçok maddeyle kirlenmiş

[1:03:15.366] oluyor. Kullandıkları bu sistemde mühendislikten kaynaklanan bir problem var ve

[1:03:21.475] bu da senin o zehirli havayı soluman anlamına geliyor. Bir de yiyecekleri için

[1:03:27.506] polistiren kaplar kullanıyorlar, bunlardan stiren gazı çıkıyor. Her yerde

[1:03:33.151] plastik var ve hatta bazen insektisit yani böcek ilacı da sıkılıyor. Uçaktaki

[1:03:39.105] tüm bu kimyasallar aslında şehir hayatında karşılaştıklarımızdan çok da farklı

[1:03:45.137] değil. Ama fark şu ki, orada pencere açamıyorsun. Küçücük bir alandasın ve o

[1:03:51.014] küçük alanda saatlerce kalıyorsun. Üstelik yüksekte olduğun için, yerdeyken

[1:03:56.814] maruz kalmadığımız türden elektromanyetik radyasyona da maruz kalıyoruz.

[1:04:04.134] Ve tabii ki işin bir de zaman dilimi meselesi var; bu da epifiz bezini allak

[1:04:09.303] bullak ediyor. Uçakla farklı zaman dilimlerine geçtiğinde jet lag yaşıyorsun,

[1:04:14.541] beynindeki epifiz bezi melatonini doğru düzgün üretemiyor. Üstelik akşamları

[1:04:19.711] maruz kaldığımız mavi ya da beyaz ışık da epifize zarar veriyor. Oysa gün

[1:04:24.677] batımından sonra ortamın loş, turuncu, kırmızı tonda olması gerekiyor. Çok

[1:04:29.711] eskiden ateşin etrafında otururduk değil mi? Tüm bunların üstüne bir de florür

[1:04:35.017] geliyor ve epifize ciddi hasar veriyor. Yani bir yanda jet lag, zaman farkı,

[1:04:40.187] elektromanyetik radyasyon, bir yanda da kimyasal kokteyl var!

[1:04:45.271] Peki insanlara ne yapmalarını önerirsin? Diyelim ki ben İstanbul’dan New York’a

[1:04:51.333] ya da tam tersi yöne uçuyorum; böyle bir yolculuktan sonra o toksik etkilerden

[1:04:57.318] arınmak için ilk olarak neler yapmak gerekir?

[1:05:00.806] Uçuş sırasında kendinizi koruyun. Bu, “Cambridge Mask Company Pro” diye geçiyor.

[1:05:06.476] Hava kirliliğini, virüsleri ve bakterileri filtrelediği söyleniyor. Ama ben

[1:05:11.792] bunu, sağlık sorunları yüzünden emekli olmuş bir kabin memurundan aldım.

[1:05:16.895] Cambridgemask.com. Ve bu kadın şu anda tüm pilotlar, kabin memurları ve haftada

[1:05:22.494] üç kez uçan iş insanları gibi sık uçan yolcular için kampanya yürütüyor. Çünkü

[1:05:28.023] bu insanlar zehirlenmiş durumda ve çoğu kronik yorgunluk, kanser, özellikle de

[1:05:33.551] meme kanseri gibi hastalıklara yakalanıyor. Kadın kabin ekibinin yaklaşık üçte

[1:05:39.080] biri meme kanserine yakalanıyor. Bu oran çok yüksek. Havayolu şirketleri bunu

[1:05:44.538] biliyor ama kâr hırsı yüzünden bastırıyor ve bizim gibi insanların bu konudan

[1:05:49.995] bahsetmesini önemsiz göstermeye çalışıyor. “Aerotoksik sendrom” denilen şey de

[1:05:55.524] tüm bu faktörlerin birleşiminden oluşuyor.

[1:05:59.634] İlk belirti genellikle yorgunluk oluyor, ama sık sık solunum sorunları ve

[1:06:04.065] bağırsak problemleri de yaşıyorlar. Hep söyledikleri şu: Birkaç hafta izin

[1:06:08.558] yaptıklarında kendilerini toparlıyorlar. Üç-dört hafta uzak kaldıklarında

[1:06:12.990] düzeliyorlar, ama yeniden uçmaya başlayınca tekrar çok kötü hissediyorlar.

[1:06:18.242] Ben bu sorunu yaşayan çok sayıda pilot ve kabin görevlisi gördüm. Çoğunun işini

[1:06:23.630] değiştirmesi gerekiyor. Ama bazıları “yüzde 33 çalışma” dedikleri şekilde devam

[1:06:29.019] edebiliyor. Meslek çok iyi kazandırdığı için, zamanın sadece üçte birinde

[1:06:33.999] çalışarak da geçinebiliyorlar. Yine de aralarda mutlaka detoks yapmaları

[1:06:38.910] gerektiğini söylüyorlar. Bu yüzden, uçacaksanız yapacağınız ilk şeylerden biri

[1:06:44.231] bu maskelerden takmak ve uçuş sırasında bol bol C vitamini almak.

[1:06:50.195] Şimdi, bu da bir sorun çünkü kendi vitaminli su şişenizi yanınıza alamıyorsunuz.

[1:06:54.694] Evet maalesef.

[1:06:55.933] Suyu son dakikada satın almak zorundasınız ve plastik şişelerde.

[1:07:00.314] Ve bu korkunç bir şey, ama bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Ancak

[1:07:04.231] yanınıza biraz C vitamini tozu veya C vitamini kapsülü alın ve her saat başı

[1:07:08.254] biraz alın, Böylece kendinizi o kadar da kötü hissetmezsiniz. İdeal olarak,

[1:07:12.224] kendi paketlenmiş öğle yemeğinizi götürün çünkü havayolu yemekleri de oldukça

[1:07:16.300] korkunçtur. Bu yemekler sizi iyi hissettirmez. Bu yüzden bol bol su için, Bol

[1:07:20.376] bol C vitamini alın.

[1:07:22.707] O senin bahsettiğin, kitapta belirttiğim pilotun detoksu aslında herkesin

[1:07:28.225] detoksuyla aynı temele dayanıyor. Yedi temel yöntem var: Organik sebze suları

[1:07:34.045] içmek, Epsom tuzu banyoları yapmak, özel bir şekilde uygulanan saunalara girmek

[1:07:40.017] (ter atarken sürekli vücudu silmek gerekiyor), kalın bağırsak hidroterapisiyle

[1:07:45.913] bağırsakları ve karaciğeri temizlemek, pencere kenarında kendi filizlerini

[1:07:51.507] yetiştirmek, uçakta maruz kalınan ağır metallere karşı çok yüksek doz C vitamini

[1:07:57.554] almak. ve özellikle nikel, çünkü pilotlarda ve kabin ekibinde sürekli bulunuyor

[1:08:03.526] ve son olarak belirli toksinlere karşı özel takviyeler kullanmak. Mesela silika

[1:08:09.497] alüminyumu, çinko ve metiyoninle birlikte alınan C vitamini nikeli, iyot ise

[1:08:15.242] florür ve kloru atıyor. Ama genelde pilotlar o kadar ağır durumda oluyor ki

[1:08:20.911] detoksa hemen başlanmıyor. İlk üç, dört ayda asıl amaç vücudu toparlamak: bol

[1:08:26.732] dinlenmek, temiz havada hafif yürüyüşler yapmak ve gerekli besinleri takviye

[1:08:32.477] ederek depoları doldurmak. Bundan sonra detoks protokolüne geçiliyor. Ben

[1:08:37.995] ayrıca, özellikle cıva birikimi varsa alfa lipoik asit kullanıyorum. Glutatyon

[1:08:43.891] da çok önemli; vücudun doğal olarak üretmesi gerekiyor ama bu kişilerde genetik

[1:08:49.863] olarak yetersiz oluyor. İşte bu yüzden bazıları hasta olurken meslektaşları

[1:08:55.532] olmuyor. Fosfatidilkolin de öneriyorum; hücre zarlarının yapı taşıdır, yani

[1:09:01.201] beyin için harikadır ve yağda çözünen toksinleri temizlemede çok etkili.

[1:09:08.005] Dr. Goodman çok teşekkür ederim. Bunlar gerçekten çok önemli bilgilerdi ve

[1:09:11.919] eminim ki pek çok insan bundan faydalanacak. Sanırım bir internet siten var dimi?

[1:09:16.258] Evet, drjennygoodman.com.

[1:09:19.337] iki kitap yayınladın. Peki, hiç hasta kabul ediyor musun?

[1:09:25.583] Hayır hayır.

[1:09:27.003] Bu konuda daha fazla kitap yazmaya yüzde yüz odaklanmak için artık doktorluk

[1:09:31.922] yapmıyorum. Zaten atmış sekiz yaşındayım emekli oldum artık.

[1:09:37.631] Sen tam bir biohacker’sın. Şu anda anlattığın her şey biohacking dünyasında çok

[1:09:42.298] popüler konular. Belli ki sağlıklı bir yaşam için sen zaten bunları uzun

[1:09:46.552] zamandır yapıyorsun.

[1:09:47.937] Evet. Yani bin dokuz yüz doksan dokuz yılından beri yapıyorum. İngiliz Ekolojik

[1:09:52.594] Tıp Derneği 1983'ten beri faaliyet gösteriyor. Kimse fonksiyonel tıbbı duymadan

[1:09:57.252] çok önce, Amerikalılar buna böyle diyor, biz bunu yapıyorduk. Ve ilginç olan şu

[1:10:01.910] ki hala çalışmakta olan meslektaşlarım için bu iş gittikçe zorlaşıyor. İnsanlar

[1:10:06.568] daha da hastalanıyor. Her ne kadar sürekli öğreniyor ve gerçekten tedaviler

[1:10:10.990] konusunda çok daha başarılı hale geliyor olsak da nüfus daha da hastalanıyor.

[1:10:15.530] Maruz kaldığımız toksinlerin sayısı giderek artıyor. Yani iş giderek zorlaşıyor,

[1:10:20.246] ancak neyse ki İngiliz Ekolojik Tıp Derneği'ndeki birçok insan hala bu işi yapıyor.

[1:10:25.848] Web sitemde sadece İngiliz Ekolojik Tıp Derneği çalışanlarının değil,

[1:10:30.011] doktorların, beslenme terapistlerinin, naturopatların da bir listesi var,

[1:10:34.416] Dışarıda pek çok iyi doktor var. İnsanlar biriyle görüşmek isterlerse bu listeyi

[1:10:39.243] web sitemde bulabilirler.

[1:10:40.993] Evet, çok teşekkür ederim. Harika bir podcastti. Ben sık sık Londra’ya

[1:10:47.008] geliyorum. Umarım bir gün, belki bu seyahatlerimden birinde seni yüz yüze görme

[1:10:53.796] şansım olur.

[1:10:55.000] Evet şimdiki gençlerin dediği gibi gerçek hayatta da görüşelim.

[1:10:55.890] Çok teşekkür ederim

[1:10:58.049] Tanıştığımıza sevindim Esrâ.


*Transkript YouTube'dan alınmıştır.

"Ayık Kafa'nın her bölümünde sorum şu: Daha iyi bir yaşam nasıl mümkün?"

DR. ESRA ÇAVUŞOĞLU

Ceo & Co-founder