Beyninizi Geleceğe Hazırlayın

Ayık Kafa’nın bu kolaj podcast’inde Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD; Louisa Nicola, MMed, PhD(c), Dr. Dayan Goodenowe, PhD, Dr. Sheldon Jordan, MD, Dr. Austin Perlmutter, MD ve Dr. Tommy Wood, MD ile beyin sağlığını farklı yönleriyle ele alıyor.

Ayık Kafa’nın bu kolaj podcast’inde Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD; Louisa Nicola, MMed, PhD(c), Dr. Dayan Goodenowe, PhD, Dr. Sheldon Jordan, MD, Dr. Austin Perlmutter, MD ve Dr. Tommy Wood, MD ile beyin sağlığını farklı yönleriyle ele alıyor.

Prof. Brian Kennedy

Özet

Louisa Nicola, Alzheimer’ın belirtiler ortaya çıkmadan 20-30 yıl önce başlayabilen sürecini anlatıyor. Genetik yatkınlık, kolesterol, uyku ve egzersizin beyin sağlığındaki rolüne dikkat çekiyor; özellikle yaşam tarzıyla erken dönemde önlem almanın önemini vurguluyor.
103. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=JeyxgpP1WKs

Dayan Goodenowe, demansı yalnızca bir hastalık değil, beynin işlev kaybı üzerinden ele alıyor. Alzheimer, Parkinson ve ALS gibi hastalıklarda semptomlardan önce hücrelerin neden görevlerini yerine getiremediğini anlamanın önemini anlatıyor.
83. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=InTEmJoXzlc

Sheldon Jordan, rafine şeker, insülin direnci ve kronik enflamasyonun nörodejeneratif hastalıklarla ilişkisini anlatıyor. Modern yaşamın Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların artışındaki olası rolüne dikkat çekiyor.
108. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=oaJ-UBttXUE

Austin Perlmutter, hava kirliliği, çevresel kimyasallar ve enflamasyonun beyin sağlığı üzerindeki etkilerini ele alıyor. Bağışıklık sistemi ile beynin birbirinden bağımsız olmadığını ve yaşam tarzının bu ilişkiyi doğrudan etkileyebileceğini anlatıyor.
105. bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=I3fb92ESL8M

Tommy Wood, beyin sağlığı için yeni beceriler öğrenmenin, hareket etmenin ve gerçek sosyal bağlar kurmanın önemini anlatıyor. Dans, müzik ve yüz yüze iletişim gibi aktivitelerin bilişsel kapasiteyi desteklediğini; sosyal medyanın gerçek insan ilişkilerinin yerini tutmadığını vurguluyor. 111. bölüm/: https://youtu.be/ShlJ30ayZjA

T.C. İstanbul Gedik Üniversitesi’ne ne teşekkür ederiz. https://www.gedik.edu.tr/

00:00-01:57 Giriş 01:57-12:02 Alzheimer süreci nerede başlıyor? / Louisa Nicola
12:02-22:01 Nörolojik hastalıklarda sağlığı geri kazanmak / Dayan Goodenowe
22:01-27:41 Nörodejeneratif hastalıklar neden artıyor? / Sheldon Jordan
27:41-37:07 Bağışıklık sistemi, enflamasyon ve beyin / Austin Perlmutter
37:07-49:07 Beyni korumak için ne yapmalıyız? / Tommy Wood

*UYARI* Aylık Kafa’daki bilgiler ve beyanlar kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik işlemlerinizi doktorunuza danışınız. İçeriklerde EMC Medya Yayıncılık Ticaret Ltd. Şti.’nin, araştırmacılarının, danışmanlarının ve yazarların / bilim insanlarının hazırladığı bilimsel çalışmalar ve kamuya açık yayınlardan derlemelerle elde edilen veriler, yalnızca bilgilendirme amacıyla paylaşılmaktadır. Yayınlarımızda tanı yahut tedaviye ilişkin sağlık beyanları yer almamaktadır.

Transkrİpt

00:00:00 Alzheimer hastalığında konulan gerçek teşhis aslında ileri evre kanserle karşılaştırılabilir. Adeta 4. Evre kanser gibi.

00:00:08 Biz sağlıklı ve ölümlü olarak doğarız. Yani ölümü sonradan kazanmıyorsun.

00:00:13 Yaşamı kaybediyorsun. Tüm bu rafine şeker ve rafine karbonhidratlar bizi de yavaş yavaş öldürüyor. Şu an modern dünyada aynı anda hem aşırı uyarılıyoruz hem de yetersiz uyarılıyoruz. Soluduğun hava ne kadar kirliyse sadece daha erken ölme riskin değil, aynı zamanda yaşa bağlı hastalıklara yakalanma riskin de o kadar artıyor. Ben Esra Çavuşoğlu. 20 yıldır ayık bir hayat yaşıyorum. Bağımlılık hastalığı ile mücadelem beni beden ve performansımı iyileştirmek, hayat kalitemi arttırmak, daha sağlıklı ve uzun yaşamak için yeni yöntemler, cihazlar ve takviye ürünler araştırmaya yönlendirdi. Bağımlılık hastalığı, biohacking ve longevity alanlarındaki kendi deneyimlerimden dünyadaki son gelişmelere. Çığır açan girişimcilerden uzman akademisyenlere. Yıllardır yaptığım sohbetler artık her hafta Ayık Kafa podcast’i. Üniversiteyi sadece dersler, vizeler, finaller olarak düşünme. Asıl mesele okurken kendini keşfetmek, üretmek, projelerde yer almak ve mezun olmadan gerçek dünyayı tanımaya başlamak. Bir yandan psikolojiyle insanı daha iyi anlayabildiğin, beslenme ve sağlık bilimleriyle iyi yaşamanın ne demek olduğunu öğrendiğin, mühendislik ve yönetim bilişim sistemleriyle teknolojiyi, veriyi ve sistemi çözümleyebildiğin bir üniversite düşün.

00:01:31 Yani sadece bilgi aldığın değil, düşündüğün, ürettiğin ve fikirlerini hayata geçirebildiğin bir yer. İstanbul Gedik Üniversitesi öğrencilik hayatını gerçekten yaşarken geleceğini kurabileceğin bir deneyim sunuyor.

00:01:44 Ayık’ın daimi destekçisi Gedik Eğitim Vakfının sağladığı katkı ile size dünyanın önde gelen uzmanlarını konuk olarak getirmeye devam ediyoruz. Siz de Ayık Kafa’ya abone olarak destek verebilirsiniz.

00:01:57 Dilersen insanlara, gerçi eminim birçok kişi Alzheimer’ı biliyordur ama yine de belki kısaca ne olduğunu ve nasıl ilerlediğini anlatmalıyız. Demans kelimesini duymuşsunuzdur. Eminim çoğu insan duymuştur ve insanlar bunu Alzheimer hastalığıyla sık sık karıştırır. Demans ve Alzheimer. Demans aslında sadece bilişsel fonksiyonlarımızın kaybını ifade eder.

00:02:19 Yani düşünme, işlemleme hızı ve hafıza gibi bilişsel fonksiyonlarımızın bozulması durumudur. Aslında kelime anlamı da zihinsel bozulma demektir. Bu birçok durumu kapsayan bir şemsiye terimdir. İnsanlar demansın beynin yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olduğunu düşünür. Yani yaşlandıkça hepimiz demans yaşayacağız ve hepimiz demans olacağız gibi düşünülür. Ama bu doğru değil. Alzheimer hastalığı demansın altında yer alır. Aslında buna Alzheimer demansı denir. Demansın birçok farklı türü vardır. Parkinson demansı vardır. Levi cisimcikli demans vardır. Prontotemporal demans vardır. Yani bunların hepsi demans türleri. Alzheimer hastalığı da demansın bir türü. Buna Alzheimer demansı denir. Demansın tüm farklı türlerinin farklı patolojileri var. Alzheimer hastalığının diğer demans türlerinden farklı olmasının ve bu kadar yaygın görülmesinin nedeni beynimizde iki temel belirteçten oluşması. Birikme yapan bir protein olan amiloid beta ve tau proteinleri. Amiloid beta birikmeye başlayan bir proteindir. Eskiden buna toksik protein denirdi. Tao proteinleri ile birlikte bunlar zamanla birikir, fosforile olur ve kümelenmeye başlar.

00:03:29 İşte bu durum nöronlarımızın yani beyin hücrelerimizin çökmesine ve nöronlar arasındaki iletişimin bozulmasına neden olur. Yani bu yavaş ilerleyen bir süreçtir. Bunun bana bu kadar büyüleyici gelmesinin nedeni şu. Eskiden Alzheimer hastalığının insanların 70 yaşına geldiğinde teşhis edildiğini düşünürdük.

00:03:49 Bu kısmen doğru. Yani eskiden bunu şöyle görüyorduk. Tamam 70 yaşındayım. Zihnimi kaybediyorum. Hafızamı kaybediyorum ve Alzheimer oluyorum gibi düşünürdük yani.

00:04:00 Ama aslında teşhisin konulması yaklaşık 20 ila 30 yıl sürüyor. İşte bu da bulmacanın başka bir parçası. Eğer bu süreç 20 ila 30 yıl sürüyorsa ve biz 80 yaşında teşhis alıyorsak bu hastalığın aslında 30'lu yaşlarımızda başladığı anlamına geliyor. Yani bu proteinler 30'lu ve 40'lı yaşlarımızda birikmeye başlıyor ve zamanla üst üste eklenerek artıyor. Şu anda önümde bir insan beyni var. Gerçek bir tane değil ama hayal edebilirsiniz. İnsan beyninde yaklaşık 87 milyar nöron bulunur ve her bir nöronun yaklaşık 10 ila 15.000 bağlantısı vardır. İşte bu bağlantılar sizin düşünmenizden ve işlemleme hızınızdan sorumludur ve bu bağlantılar bozulduğunda düşüş başlar. Yani hafıza gerilemesi, işlemleme hızında düşüş, zihinsel kapasitede ve karar verme yetisinde azalma ortaya çıkar. Bu yüzden asıl soru şu: Yaş aldıkça nöronlar arasındaki bu bağlantıları nasıl koruyabiliriz?

00:05:08 Sen özellikle 30'lu yaşlardan itibaren ağırlık antrenmanına başlanmasını şiddetle savunuyorsun ve bunu Alzheimer riskini azaltmakla ilişkilendiriyorsun.

00:05:17 Bu konuya gerçekten çok odaklandın ve ben de bunu çok seviyorum. Ama sana birkaç soru sormak istiyorum. Sadece kuvvet antrenmanı hakkında değil.

00:05:27 Birincisi, sence Alzheimer hastalığını tersine çevirmek mümkün mü? İkincisi, şu anda yanlış yaptığımız şeyler neler? Çünkü artık biliyoruz ki Apo genine sahip olmak hatta iki tane apoe 4 taşımak bile mutlaka Alzheimer olacağın anlamına gelmiyor. O yüzden insanları biraz bilgilendirmek isterim. Sen hastalığın 30'lu yaşlarda başladığını söyledin ki bu oldukça genç bir yaş.

00:05:52 İnsanlar buna yakalanmamak için nelere dikkat etmeli? Ve şöyle bir senaryo düşünelim. Diyelim ki hastalık süreci 30'lu yaşlarımda başladı ama ben bunun farkında değilim. Şimdi 40'lı yaşlarımdayım ve bu podcast'i dinliyorum. Böyle bir durumda hastalık ilerlemeden önce onu durdurma ya da yavaşlatma şansımız var mı? Sana bir sürü soruyu arka arkaya sordum ama çok önemli. Bu çok kapsamlı bir soru tabii.

00:06:19 Biliyorum senin başka podcastlerini de dinledim. Oralarda da bunu gerçekten çok güzel anlattın. Bir de burada anlat istersen.

00:06:26 Bu hastalık olduğunda zamanı geri almak mümkün değil. Yani Alzheimer hastalığında konulan gerçek teşhis aslında ileri evre kanserle karşılaştırılabilir. Adeta 4. Evre kanser gibi. Benim görüşüme göre hastalığı tersine çevirmek mümkün değil. Her ne kadar bazı doktorlar bunu tersine çevirebildiklerini söylese de bunun bilimsel olarak belgelenmiş bir kanıtı yok. Ben görmedim ve açıkçası mümkün olduğunu da düşünmüyorum. Bugün bulunduğunuz nokta ile teşhis konulan zaman arasındaki dönem ise hafif bilişsel bozulma dediğimiz bir evredir.

00:06:59 Yani 20'li yaşlarda sağlıklı bir beyinle başlarsınız. Eğer hastalık gelişecekse zamanla bir dejenerasyon başlar ve hafif bilişsel bozulma aşamasına girersiniz.

00:07:10 Bu noktada bilişsel fonksiyonlarınız hafif şekilde düşmeye başlar. Örneğin kısa süreli hafıza kaybı ortaya çıkar. Bu genellikle ilk işarettir. Yani anahtarlarımı nereye koydum, onun adı neydi gibi şeyler. Gerçi bu tür durumlar stres altındayken de olabilir. Bu yüzden ikisini ayırt etmek önemlidir. Yani çok hafif bir düşüşle başlar. Bu arada bu hafif bilişsel bozulma aşaması yaklaşık 20 ila 30 yıl sürebilir. Eğer bu aşamadaysanız hastalığın ilerleyişini yavaşlatabilirsiniz ama tersine çeviremezsiniz. Hafif bilişsel bozulmayı geri döndürmek mümkün değildir. Yani eğer hastalık gelişecekse belki Alzheimer'ın ortaya çıkmasını 30 yıl yerine 40 yıl erteleyebilirsiniz. Benim bu konudaki yaklaşımım kabaca böyle ve burada bütüncül bir yaklaşım benimsemek gerekiyor. Bizim de yaptığımız şey bu. Her bireye ayrı ayrı bakıyoruz. Eğer genetik yatkınlığınız varsa yani apo 4 dediğimiz risk faktörünü taşıyorsanız bu Alzheimer hastalığı için en yaygın genetik risk faktörüdür. Genin bir kopyasına da sahipseniz hastalığa yakalanma riskiniz yaklaşık 3 kat artar.

00:08:20 İki kopyasına sahipseniz bu risk yaklaşık 10 kat artar. Ne yazık ki kadınlarda orta yaş döneminde bu risk iki katına çıkar. Yani iki kopya taşıyan bir erkek ve iki kopya taşıyan bir kadın olabilir ama kadın erkek muadiline göre çok daha yüksek bir risk altındadır. Bunun nedeni beyinde östrojenin azalmasıdır. Erkeklerde ise aynı sorun pek görülmez.

00:08:42 Bunun birkaç nedeni var. Bunlardan biri testosteronu daha uzun süre koruyabilmeleridir. Erkekler andropoz dediğimiz yani erkek menopozu sayılabilecek döneme genellikle 70'li yaşların sonlarına kadar girmezler. Ayrıca testosteron aromatizasyon yoluyla östrojene dönüşebilir ve bu da beyinde koruyucu bir etki sağlar. Peki riskimi nasıl değerlendirebilirim diye düşünüyorsanız ilk bakmanız gereken şey aile geçmişidir. Ancak bu konuda aslında oldukça tartışmalıdır. Çünkü çoğu zaman hastanelerde ölüm belgelerine baktığınızda gerçek ölüm nedenini belirlemek zordur. İnsanlar bana sık sık büyükannemde demans vardı der. Ben de peki ölüm belgesinde ne yazıyor diye sorarım. Çünkü ölüm belgesinde birinci neden olarak örneğin boğulma ya da bir düşme yazar. İnsanlar demanstan ya da Alzheimer'dan doğrudan ölmez. Bu nedenle ölüm belgesinde genellikle ikincil bir neden olarak yer alır ve bazen Alzheimer da yazmaz.

00:09:46 Sadece karma demans yazar. Peki bu ne demek? Alzheimer mı? Başka bir demans türü mü bilmiyoruz. Bu yüzden önce köklerinizi yani aile geçmişinizi anlamak çok önemlidir. İkinci olarak kişinin kadın mı erkek mi olduğuna bakıyoruz. Ardından risk faktörlerine bakarız. Apo geniniz var mı? Kolesterol değerleriniz yüksek mi? Hiperkolesteroleminiz var mı? Bu beynin sağlığı için çok önemlidir. Çünkü kalp damar hastalığı beyinde de benzer şekilde etkiler yaratır. Beyindeki damarların bütünlüğünü korumak için LDL’nin ve ApoBen'nin düşük olması gerekir. Yani öncelikle değerlendirmemiz gereken pek çok şey var. Daha önlem almaya başlayalım aşamasına gelmeden önce. Bu değerlendirmeleri yaptığımızda tabloyu daha net görürüz.

00:10:37 O zaman yapılması gereken şey test sonuçlarında ne çıktıysa onu ciddiyetle ve aktif bir şekilde tedavi etmeye başlamak. Örneğin APOE4 pozitif olan ve kolesterol değerleri yüksek olan bir hastam vardı. Böyle bir durumda elde kolesterolünü düşürmemiz gerekiyor. ApoB seviyesini de düşürmemiz gerekiyor.

00:11:01 Çünkü apo geni beynin kolesterolü doğru şekilde taşıyamamasına sebep olur. Bu gen olduğunda bu mekanizma zaten zayıflamış oluyor. Yani beyin kolesterolü gerektiği gibi taşıyamıyor. Bu yüzden bu kişiyi bu açıdan mutlaka desteklememiz gerekir. Bazen bunu statin tedavisiyle yaparız. Bundan sonraki adım ise yaşam tarzı faktörleri. Alzheimer vakalarının genel tablosuna baktığımızda aslında bunların yaklaşık %95'inin yaşam tarzıyla önlenebileceğini görüyoruz. Nasıl beslendiğimiz, nasıl uyuduğumuz, ne kadar hareket ettiğimiz ve dış dünyayla nasıl etkileşim kurduğumuz burada büyük rol oynuyor. Bunu bildiğimizde şu netleşiyor. Yaşam tarzı değişiklikleri en önemli faktör. Özellikle uyku ve egzersiz, beyin sağlığını korumak ve bu hastalığı önlemek için elimizdeki en güçlü araçlar. Geçen yıl efor'deki konuşman gerçekten çok ilgi çekiciydi ve anlaması zordu. Çünkü biz ölmek üzere tasarlanmadık diyordun.

00:12:12 Doğru. E bununla ne demek istiyorsun? Bu konudaki en önemli nokta şu. İnsanlar dışarıda longevity peşinde, ölümsüzlük peşinde koşuyorlar. Hayatımı uzatmak, sağlığımı geliştirmek için kendime ne enjekte edebilirim diye düşünüyorlar. Oysa gerçekte biz sağlıklı ve ölümlü olarak doğarız. Yani ölümü sonradan kazanmıyorsun. Yaşamı kaybediyorsun.

00:12:36 Zamanla olan şeyse şu: Biz hastalıkların semptomlarına, yaşam fonksiyonlarının azalmasının belirtilerine odaklanır hale geliyoruz. Ve biz gerçek sağlığın ne olduğunu ve sağlığı nasıl destekleyeceğimizi unuttuk. Yani asıl mesele sağlığı onarmak kavramı. Bir hastalıkla ya da semptomla savaşmak yerine sağlığı geri kazanmak. Bu da şu an tam tersi. Yaşlanma bir hastalıktır.

00:13:03 Onunla savaşmalıyız diyenler gibi düşünenlerin aksine bu bakış açısı aslında tamamen hatalı. Çünkü mantıksal olarak doğru değil. Çünkü sen sağlıklı doğarsın, yaşamla doğarsın. Sonra o yaşamın, o sağlığın parçalarını zamanla kaybedersin. Bu yüzden insanlara hep şöyle derim. Fizik açısından bakarsak insanlar sıcak ve soğuğu ayrı şeyler gibi düşünür. Mesela klimayı açtıklarında aslında odaya soğuk hava üflendiğini sanırlar.

00:13:31 Oysa aslında yaptıkları şey ısıyı ortadan kaldırmaktır. Fizik açısından bakarsak soğuk diye bir şey yoktur. Yalnızca ısı vardır ya da ısının yokluğu. Yani aslında soğuk diye bir kavram yoktur. Aynı şekilde ölüm diye bir şey de yoktur. Yalnızca yaşam ve yaşamın kaybı vardır. Dolayısıyla Alzheimer, Parkinson ya da S gibi nörolojik hastalıklardan bahsettiğimizde bu hastalıkların semptomlarını görürüz. Her birinin klasik tanı yöntemleri vardır. Klinik semptomları, patolojik bulguları vardır. Yani hem klinik hem patolojik düzeyde belirtileri tanımlanmıştır. Fakat biz çoğu zaman bu semptomlara odaklanıyoruz ve en temel soruyu sormayı unutuyoruz. Vücut aslında ne yapmaya çalışıyor? Sağlık nedir? İşlev nedir? Şimdi Alzheimer hastalığını ele alalım. Demansın pek çok farklı türü vardır. Mesela bazı insanlar levi cisimcikli demansım var der. Bazıları travmaya bağlı demansım var der.

00:14:25 Kemoterapi sonrası demans gelişebilir. Karaciğer hastalığı ya da karaciğer ameliyatı geçirenlerde de demans görülebilir. Klasik Alzheimer ya da vasküler demans da buna dahildir. Yani elimizde bir sürü farklı tablo, farklı alt tipler ve sınıflandırmalar var. Biz de genellikle bu alt türlerin her birini karakterize etmeye, tanımlamaya çalışıyoruz. Oysa sorun çok net. Demans bir işlev kaybıdır. Beynin bilişsel bölümü yani hafızadan ve karar verme gibi yürütücü işlevlerden sorumlu hücreler ve onların oluşturduğu ağlar zamanla işlevini yitirir. Aslında sen demans olmazsın. Bilişsel bütünlüğünü kaybedersin. Yani sağlığı onarıcı bir yaklaşımdan söz ettiğinde aslında şunu diyorsun. Tanrıcılığı oynamadan sistemi nasıl anlayabilirim? Çünkü sistem zaten kendi kendine çalışacak şekilde tasarlanmış.

00:15:19 Hücre çekirdeğinde bulunan kolinerjik nöronlar beyni uyarır. Onların belirli bir görevi vardır. Asıl mesele şu: Ne yapmaya çalışıyorlar ve biz onlara görevlerini yerine getirmelerinde nasıl yardımcı olabiliriz? Eğer onların neden görevlerini sürdüremediklerini anlayabilir ve içeriden dışarıya doğru onarabilirsek yeniden çalışmaya başlarlar. Görevlerini yerine getirirler. Bu da örneğin arisept, memantin ya da asetilkolinesteraz inhibitörleri gibi belirli bir reseptör alt tipini hedef alan ilaçlar almaktan çok daha farklıdır. Çünkü bu tür moleküller hiçbir zaman tam olarak hedefe ulaşamaz. Hangi ilacı alırsanız alın, örneğin Parkinson için adeta mucize olarak görülen Eley Dopa'yı düşünün. Bu ilacın problemi dopamini beynin her yerine yayması. Yani insanlar bu konuyu anlamaya başladıkça sağlığı yeniden kazandırma fikri onlara oldukça mantıklı gelmeye başlıyor. Vücudun biyokimyasını ve beynin sinir sistemini kavradıklarında kısacık araya gireceğim. Şu an beni duyuyorsanız ayık kafayı izlediğinize eminiz. Peki abone misiniz? Bir kontrol eder misiniz? Çok net bir şekilde abone sayımız programa davet ettiğim doktorları ikna etme gücünü sağlıyor.

00:16:27 Alanında dünyanın en iyi isimlerini burada izlemek için kanala abone olun.

00:16:33 Bu sistemleri gerçekten onarmak mümkün oluyor. Böylece yeniden düzgün çalışmaya başlıyorlar. Bunun sonucunda da insanların hafızalarının geri geldiğini, sağlıklarının ve genel işlevlerinin belirgin biçimde düzeldiğini görebiliyoruz. Sen bunu anlatırken şunu da sormak istiyorum. Çünkü yaptığın testlerle ölçüm için birden fazla yöntem kullanıyorsun. Şu anda elinde neuro MRI gibi özel bir alet ve kan değerleri gibi farklı araçlar var. Peki bunlarla bir şeyleri ne kadar erken fark edebiliyorsun? Ve diyelim ki demans söz konusu. Bir kişinin tüm sistemine baktığında ilk eksik gördüğün unsur ne oluyor?

00:17:12 Yani şu fikirden yola çıkarsak daha önce düzgün çalışan bir şey artık düzgün çalışmıyor değil mi? Bunda hepimiz hemfikiriz. Örneğin kimse demansla doğmaz. Demek ki sonradan bir şeyler kaybolmuş. Yani biyolojik sisteminde bir değişim olmuş olmalı ki bir şeyler artık doğru şekilde işlemiyor. İşte burada biyokimya devreye giriyor. İnsan vücudunun ve beynin biyokimyasına baktığında birkaç temel unsur öne çıkıyor. Bunlardan biri plazmalojen adı verilen zitleri. Bunlar insan vücudundaki hücre zarlarının bir parçası olan moleküllerdir ve özellikle sinapslarda yani bir nöronun diğerine bağlandığı noktada o iletişim bölgesinde yoğun olarak bulunurlar. Bu plazmalojenler sinir hücrelerinin iletim kollarını koruyan miyelin kılıfında da yoğun olarak bulunur. Bu yüzden beynin fiziksel yapısı açısından kritik bir öneme sahiptirler. Plazmalojen düzeyleri genellikle oldukça erken dönemde klinik belirtiler ortaya çıkmadan yaklaşık 10 yıl önce azalmaya başlar. Çünkü beynin belli bir yedek kapasitesi vardır. Bu nedenle belirtiler fark edilmeden önce uzun bir süre eksiklik yaşanabilir. Bu ana alanlardan biri. Diğer önemli alan ise metilasyon enzimlerindeki bozukluklar. Bazı kişiler homosistein düzeyinin yükselmesinden bahsedildiğini duymuş olabilir. Bu da metilasyon sisteminin düzgün çalışmadığını gösterir. Damar tipi demanslar ise daha çok mitokondriyal işlev bozuklukları ile ilişkilidir. Yani bir anda hücrelerin enerji üreten mitokondrileri düzgün çalışmamaya başlar.

00:18:35 Bazı beslenme eksiklikleri bilişsel bozukluklarla doğrudan ilişkilidir.

00:18:41 Bunlardan biri fosfatidilkolindir. Bu madde aynı zamanda metilasyon sistemi ile de bağlantılıdır. Yani vücutta işlevsel olarak eksilen çok önemli bileşenler vardır. Çoğu zaman bu durum kan tahlillerinde de görülür. Değerler düşük çıkar ve bu da aslında bu moleküller açısından gerçek bir beslenme yetersizliği yaşandığını gösterir. Bazen de çok yüksek olması sistemin düzgün çalışmadığını gösterir. Yani sistemi düzgün bir şekilde temizlemiyor ama size hep aynı şeyi o bölgede normal işlevsellik olduğunu söylüyor ve bunlar da vücudun biyokimyasal olarak artık normal çalışmıyor ve bu çok uzun süre devam ederse olumsuz sonuçlarını yaşarsınız. İnsanlara sık sık şu hikayeyi anlatırım. Üniversiteye ilk gittiğimde ilk lisans eğitimim sırasında mühendislik fakültesinin hemen yanında kalıyordum. Her yıl mühendislik öğrencileri bir bağış etkinliği düzenlerdi. Eski hurda bir arabayı alırlar. İşte diyelim ki 500 dolarlık bir araba ve motorundaki tüm yağı boşaltırlardı. Yağ tapasını çıkarır, yağı tamamen akıtırlardı. Sonra herkes arabanın durmadan önce kaç mil gidebileceğine dair tahminde bulunurdu ve inanamayacağın kadar uzun gidebiliyordu. İçinde hiç yağ kalmamasına rağmen yaklaşık 100 mil kadar yol alabiliyordu. Ta ki motor tamamen kilitlenip durana kadar. Yani insan vücudunu düşündüğümüzde bunu bir arabayla kıyaslayabiliriz. Arabanın yağ seviyesinin nasıl olması gerektiğini hepimiz biliriz. Ama tüm yağı boşaltsam bile o araba yine de 100 mil kadar gidebilir. Değil mi? İşte bu vücudumuz için de benzer bir durum. Biz aslında biyokimyasal bir reaktörüz. Temel olarak hidrokarbonları yani şeker, karbonhidrat, yağ ve proteinleri alırız. Sonra bunlarla bir şeyler inşa ederiz.

00:20:29 Beynimizi, kaslarımızı, saçlarımızı. Vücudumuz bir biyoreaktördür ve oldukça geniş bir molekül tedarik zincirine ihtiyaç duyar. Bunların bir kısmı temel yapı taşlarımız, bir kısmı da temel besinlerimizdir. Bence bazen bu sistem o kadar kusursuz çalışıyor ki onu hafife alıyoruz. Üstelik insan vücudunun çok sayıda yedek sistemi var. Bu yüzden biraz tembelleşiyoruz. Hatta bazen bedenimizi ne kadar zorladığımızla övünüyoruz. Bak tüm bu kötü şeyleri yapıyorum ama hala sağlıklıyım diyoruz. Bu yüzden bizim yaklaşımımız şöyle.

00:21:05 Özellikle demans söz konusu olduğunda sistemin içinde kolinerjik sistem önemli bir gösterge görevi görür. Adeta bir madendeki kanarya gibidir. Vücuda bir stres yüklendiğinde herkesin belli bir yatkınlık seviyesi olur. Belki kolinerjik sistemin biraz zayıftır. Örneğin APOE4 genotipi buna neden olabilir ya da bir toksine maruz kalmışsındır ve bu durum bazı dopamin hücrelerini azaltmıştır. Bu da Parkinson’a yol açabilir. Ya da belki de glutamat nöronlarınızı etkileyen bir şeye veya genetik risk faktörüne maruz kaldınız. Bu da ALS’ye yakalanma riskinizi artırır. Ya da belki ailenden kalıtsal olarak gelen bir mitokondri bozukluğun vardı ya da kronik bir enflamasyon durumu yaşadın. Bu da seni multipl skleroz ya da otizm açısından daha yüksek bir risk grubuna sokar. Yani bütün bunlar aslında şunu gösteriyor.

00:21:58 Sağlığın zayıflamış durumda. Sence bu nörodejeneratif hastalıkların bu kadar hızlanmasının nedeni ne? Bir anda MS, ALS, Alzheimer, otizm gibi hastalıkların sayıları patladı gibi. Senin görüşüne göre buna ne sebep oluyor? Bu harika bir soru. Bence bunu konuşmak için ayrı bir podcast daha yapmamız gerekecek. E ama şimdilik Alzheimer hastalığından bahsedelim. Çünkü benim için gerçekten çok ilginç bir hikaye.

00:22:27 Biliyorsun Alzheimer hastalığı ilk kez 1800'lerin sonu 1900'lerin başında tanımlandı. Ondan önce evet insanlar daha erken ölüyordu ama sadece bu değil daha ileri yaşlara ulaşan kişilerde bile bu kadar hızlı ilerleyen demans pek görülmüyordu. Görünüşe göre bunun rafine şekerin yaygınlaşması ile bir bağlantısı var. Şöyle düşün. Pancar şekerinden ve şeker kamışından elde edilen şeker ne zaman toplumun geneline yaygın olarak ulaşmaya başladı? Bu aslında 1800'lerin sonlarına kadar olmadı ve bir anda insanlık büyük miktarda rafine, şeker ve diğer rafine karbonhidratlara maruz kalmaya başladı.

00:23:20 Kısacık araya gireceğim. Şu an beni duyuyorsanız ayık kafayı izlediğinize eminiz. Peki abone misiniz? Bir kontrol eder misiniz? Çok net bir şekilde abone sayımız programa davet ettiğim doktorları ikna etme gücünü sağlıyor.

00:23:33 Alanında dünyanın en iyi isimlerini burada izlemek için kanala abone olun.

00:23:39 Peki bu neden bir sorun dersek aslında birçok açıdan problem. Öncelikle obezite ciddi şekilde artıyor. Vücutta enflamasyon artıyor ve yine başa dönüyoruz. Enflamasyon nörodejenerasyonda önemli bir rol oynuyor. Bir anda daha fazla obezite var. Vücudun başa çıkmak zorunda olduğu daha fazla karbonhidrat var. İnsülin direnci artıyor ve aslında beyinde insülin çok ama çok önemli. Eğer insüline direnç geliştirirsen beyin hücrelerini sağlıklı tutan en önemli destekleyici faktörlerden birini kaybetmiş oluyorsun. Eğer beyinde insülin direnci oluşursa beyin hücreleri daha hızlı yaşlanır, daha hızlı dejenerasyona uğrar. Muhtemelen fazla rafine, karbonhidratların daha doğrudan enflamasyona yol açmasının başka nedenleri de var. Ama temelde olan şu: insanlık evrim sürecinde alışık olmadığı yeni bir unsura maruz kalmış oldu. Doğal ortamda bu kadar rafine şeker yoktu ve bir anda tüm bunlara maruz kalmaya başladık. Bununla ilgili konuşurken aklıma hep gelen küçük bir hikaye var. Çocukken hayvanat bahçesine gittiğimde hayvanlara bakarken pamuk şeker ya da başka şekerlemeler yerdik. Kafeslerin yanında da hayvanları beslemeyin yazardı. Ben de elimde şekerle bunu yerken şunu düşünürdüm. Bu şekeri hayvanlara vermemem gerekiyor ama ben neden yiyorum? Eğer onlar için iyi değilse benim için neden iyi olsun?

00:25:27 Şimdi geriye dönüp baktığımda aslında çok açık. Tüm bu rafine, şeker ve rafine karbonhidratlar bizi de yavaş yavaş öldürüyor. Sadece hayvanları değil, Alzheimer gibi hastalıklar söz konusu olduğunda belki de tabelada şöyle yazması gerekir. Bunu insanlara da vermeyin. Çünkü aslında kendimizi hasta ediyoruz. Doktor Sabin Hazan'ı da podcast'time konuk almıştım ve iyi bir arkadaşlığım da var. Sabin Covid'inde birçok şeyi etkilediğini belirtiyor. Covid'e maruz kalmanın uzun vadede neye yol açacağını henüz tam olarak bilmiyoruz. Bunun etkileri zamanla ortaya çıkacak ama bildiğimiz bazı şeyler var. Mesela Covid sonrasında ortaya çıkan Parkinson vakaları bildirildi ve bu durum 1917'deki grip salgınından sonra görülen tabloya oldukça benziyor. O dönemde de hızlı ilerleyen Parkinson benzeri dejenerasyonlar görülmüştü. Covid sonrasında da bazı Parkinson vakaları görmeye başladık. Ama önümüzdeki yıllarda Parkinson artacak mı? Alzheimer ya da diğer nörodef hastalıklarda bir yükseliş olacak mı? İşte tüm bu soruların cevaplarını henüz net olarak bilmiyoruz ama şunu biliyoruz. Bazı insanlarda Covid sonrası durum uzun sürüyor ve vücutta geçmeyen bir enflamasyon hali devam ediyor. Yine aynı noktaya geliyoruz. Enflamasyon sinir sistemini etkiliyor. Açık konuşmak gerekirse çok iç açıcı değil. Ama bu yüzden önümüzdeki yıllarda bazı nörodejeneratif hastalıklarda hatta beklenenden daha erken yaşlarda bir artış görmeyi bekliyorum. Parkinson, ALS, Alzheimer ve benzeri hastalıklarda önümüzdeki birkaç 10 yıl içinde bir artış olabilir. Covid sonrası bazı insanlar zaten kronik yorgunluk sendromu gibi sorunlardan ciddi şekilde etkilenmiş durumda. Biz de bunları klinikte neredeyse her gün görüyoruz.

00:27:31 Benim beklentim şu: Covid sorununun bir sonraki aşamasında henüz tam olarak görmediğimiz erken başlangıçlı Alzheimer ve erken başlangıç Parkinson vakalarıyla karşılaşacağız. Eskiden bir fitness şirketim vardı ve New York'ta stüdyolarım bulunuyordu. O dönem 2017 civarı Burun denilen yani bir parfüm tasarımcısıyla çalışmıştım ve stüdyonun kendine özgü bir kokusu vardı. Şimdi yine aynı mimarla New York'ta yeni bir otel projesi üzerine çalışıyoruz. Ben buradan danışmanlık veriyorum. Konuşurken şunu yapalım, bunu yapalım, bir de koku ekleyelim." dedi. Ben de hayır hayır eğer bir Longevity oteli yapıyorsak bu konu tamamen gündem dışı dedim. Çünkü artık bunun olmaması gerektiğini öğrendim. Ama işte bu durum bana şunu düşündürüyor. İnsanlar hala bunu lüks sanıyor. Mesela kadınların parfüm sıkması ya da erkeklerin boyunlarına hatta tiroid bölgelerine parfüm uygulaması aslında ne yaptıklarının farkında değiller. Bence bu tür programlarda bunun ne kadar zararlı olabileceğini açıkça anlatmamız gerekiyor. Sen de bu konuya biraz değinebilir misin? Ben olaya bir longevity programı açısından bakacak olsam odak noktasını hava gerçekten ne kadar temiz sorusunu kanıtlamak üzerine kurardım. Yani benim için önemli olan şey her odada hava kalitesini ölçen sensörlerin olması olurdu. Düşük VOSI, düşük PM, 2,5 değerlerini net bir şekilde görebilmek. Çünkü uzun ömür ve iyi sağlıkla en güçlü şekilde ilişkilendirilen şey tam olarak bu. Tabii burada bir parantez açmak lazım.

00:29:02 Bazı çalışmalar uçucu yağlara maruz kalmanın kısa vadede biliş ve ruh hali üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Bu doğru. Ama sorun şu. O uçucu yağın içinde başka neler olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Mesela bir difüzör düşün. Odaya lavanta kokusu yayıyor olabilir ama aynı zamanda ölçüm yaptığında havadaki partikül miktarının arttığını da görebiliyorsun. Çünkü sudaki bazı maddeler örneğin iz miktardaki metaller havaya karışabiliyor. Yani bu işin ciddi bir detayı ve hassas dengesi var. Eğer difüzör kullanacaksan içinde küf ya da bakteri oluşmadığından emin olman gerekiyor. Aksi halde onları da havaya yayıyor olabilirsin. Ayrıca kullandığın su da önemli. Filtrelenmiş su kullanman gerekiyor ki içindeki metal oranı yüksek olmasın ve bunları solumayasın. Ama bence bu işin özü şu. Longevity dediğimiz şeyin temelinde temiz hava var. Çünkü özellikle PM2 Kigoinch maruziyetine bakılan büyük ölçekli çalışmalarda şunu görüyoruz. Daha fazla maruziyet erken ölüm için en büyük risk faktörlerinden biri. Bu öyle uç bir görüş ya da alternatif bir yaklaşım değil. Dünya genelindeki hükümetler ve Dünya Sağlık Örgütü bunu açıkça ortaya koyuyor. Yani soluduğun hava ne kadar kirliyse sadece daha erken ölme riskin değil, aynı zamanda yaşa bağlı hastalıklara yakalanma riskin de o kadar artıyor. Özellikle demans konusunda dünyanın en saygın dergilerinden bazılarında yayınlanan çok sayıda çalışma örneğin The Lancet gibi PM 2,5 maruziyetini demansın erken gelişimi için en önemli risk faktörlerinden biri olarak gösteriyor. Bu yüzden hedef aslında çok net. Temiz hava ve temiz hava kokmaz.

00:30:36 Biraz da kadın sağlığı konusuna değinelim. Araştırmalar, kadınların bağışıklık sistemi kaynaklı beyin sorunlarını daha yüksek oranlarda yaşayabildiğini gösteriyor. Bu neden olabilir? Bu gerçekten çok ilginç bir soru. Kadınlarla ilgili bazı değişkenlere baktığımızda en başta hormonal farklar geliyor. Kadınlarda yaşam boyunca özellikle menopoz öncesi ve sonrası dönemlerde ciddi hormonal değişimler yaşanıyor. Ama bağışıklık sistemi açısından bakarsak en önemli faktörlerden biri şu: Kadınlar çocuk taşıyabilen bir biyolojiye sahip ve bunun mümkün olabilmesi için bağışıklık sisteminin çok hassas bir dengede çalışması gerekiyor. Yani bağışıklık sistemi ne fazla aktif olup kendi dokularına saldırmalı ne de yetersiz kalıp dış tehditlere karşı savunmasız olmalı. Bu dengeyi kurmak zorunda. Bu yüzden kadınların otoimmün hastalıklara yakalanma riski daha yüksek. Bunun nedenine dair farklı teoriler var. Ama en güçlü açıklamalardan biri şu: Kadının vücudu içinde gelişen ve aslında kısmen yabancı olan dokulara karşı aşırı tepki vermemeyi öğrenmek zorunda. Yani bağışıklık sisteminin hem koruyucu hem de tolere edici olacak şekilde çok doğru ayarlanmış olması gerekiyor. E bu hassas denge bazı durumlarda bağışıklık sisteminin kendi dokularına yönelmesine yani otoimmün hastalıklara daha yatkın hale gelmesine neden oluyor. Bağışıklık sistemi aktivasyonu ile kadınların demans geliştirme riski arasındaki ilişkiye dair oldukça ilginç çalışmalar yapılıyor. Tıpkı otoimmün hastalıklarda olduğu gibi Alzheimer hastalarının yaklaşık üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Ve asıl soru şu: Neden? Burada önemli nokta şu: Bağışıklık sistemi endokrin sistemden ayrı değil. Örneğin östrojen bağışıklık sistemini düzenler ve aynı zamanda nöroplastisite üzerinde de etkili olur. Bu da şu anlama geliyor. Kadınların yaşamı boyunca yaşadığı hormonal değişimler bağışıklık sisteminin nasıl çalıştığını doğrudan etkiliyor. Aynı şekilde bağışıklık sistemindeki değişimler de hormon seviyelerini etkileyebiliyor.

00:32:23 Yani aralarında çift yönlü bir ilişki var. Benim özellikle odaklandığım alanlardan biri de şu. Bağışıklık sisteminin işleyişi ile bir kişinin bilişsel gerileme riski ve ruh sağlığı sorunları arasındaki bağlantıyı anlamak.

00:32:35 Şimdi bunu kadınlar özelinde biraz daha derinleştirelim. Kadınlar Alzheimer vakalarının yaklaşık üçte ikisini oluşturuyor. Ayrıca depresyon geliştirme olasılıkları da erkeklere göre yaklaşık iki kat daha fazla. Ve bu iki durumun ortak noktalarından biri bağışıklık sistemindeki değişimler. Özellikle şunu görüyoruz. Depresyonu olan kişilerde enflamasyon belirteçleri daha yüksek oluyor. Örneğin interlokin 1 beta, interlokin 6 ve tümör nekroz faktörü alfa gibi aynı tür belirteçlerin demans riski yüksek olan kişilerde de arttığını görüyoruz. Buradan şu soru çıkıyor. Neden kadınlarla bu veriler arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Bunun bir kısmı hormonlarla ilgili, bir kısmı kadınların maruz kaldığı stresle hatta çoğu zaman orantısız düzeydeki stresle ilgili olabilir. Tabii ki beslenme ve egzersiz de önemli faktörler. Özellikle egzersizin bağışıklık sistemini nasıl düzenlediği ve bunun bilişsel gerilemeyle ruh sağlığı risklerini nasıl etkilediği üzerine şu anda çok ilginç çalışmalar yapılıyor. Ama açık olmak gerekirse henüz tüm cevaplara sahip değiliz. Başıklık sistemiyle beyin yani düşünme ve algılama süreçleri birbiriyle nasıl bağlantılı?

00:33:39 Bence çoğu insan bağışıklık sistemini sadece bizi enfeksiyonlara karşı koruyan bir şey olarak görüyor. Yani bağışıklığımızı güçlendirmekten bahsediyoruz. İnsanlar C vitamini, çinko gibi şeyler alıyor ki grip ya da soğuk algınlığına yakalanmayalım ya da uçağa bindiğimizde yanımızdaki kişi öksürürken biz hasta olmayalım ama bağışıklık sistemi sadece mikroplara karşı savunma yapmaktan çok daha fazlasını yapıyor. Vücudumuzdaki her organ sisteminin içinde bağışıklık sistemi yer alıyor. Beyin söz konusu olduğunda ise beynimizin içinde mikrogliya adı verilen milyarlarca hücre var ve bunlar bağışıklık hücreleri ve görevleri sadece mikroplarla savaşmak değil daha karmaşık bir mekanizma olan tamamlayıcı sistem üzerinden hafıza ile ilişkililer yani hafızanın oluşmasında ve korunmasında rol oynuyorlar. Aynı zamanda eski ve ölü hücreleri temizliyorlar. Beyin kaynaklı nörotrofik faktör yani BDNF gibi maddeler üreterek yeni beyin hücrelerinin oluşmasına ve hücreler arasındaki yeni bağlantıların kurulmasına katkı sağlıyorlar. Ve bu mikroglial hücreler yani beynin içindeki bu gerçek bağışıklık hücreleri sürekli olarak çevremizde neler olup bittiğini dinliyor. Egzersiz yapmamız, ne yediğimiz, sağlıklı beslenip beslenmediğimiz, nasıl bir hava soluduğumuz, stresimizi nasıl yönettiğimiz, bunların hepsi bu hücreler için birer sinyal ve mikroglial hücrelerin davranışı değiştiğinde bu durum doğrudan nörodeeratif hastalıklar ve ruh sağlığı problemleri ile bağlantılı hale geliyor. Bu işin bir boyutu. Şimdi birazdan insanların daha kolay anlayabileceği bir diğer boyutunu da anlatacağım.

00:35:20 Kandaki enflamasyon, kalp damar hastalıkları, tip 2 diyabet, obezite ve daha kısa yaşam süresi ile ilişkilidir. Aynı şekilde kandaki enflamasyon beyin hastalıklarının daha yüksek oranlarda görülmesiyle de bağlantılıdır. Yani depresyon, demans ve bunun yanı sıra şizofreni gibi başka birçok beyinle ilgili sorunla da ilişkili. Peki kandaki enflamasyon seviyelerindeki değişim ile beyinle ilgili hastalık riski arasında? Kısacık araya gireceğim. Şu an beni duyuyorsanız ayık kafayı izlediğinize eminiz. Peki abone misiniz? Bir kontrol eder misiniz? Çok net bir şekilde abone sayımız programa davet ettiğim doktorları ikna etme gücünü sağlıyor. Alanında dünyanın en iyi isimlerini burada izlemek için kanala abone olun. Bu bağlantıyı nasıl kuruyoruz? İşte bu yüzden belirli beslenme biçimleri, egzersiz programları, stres azaltma yöntemleri hatta psikoterapi ve klasik antidepresanlar etkili olabiliyor. Çünkü bunlar enflamasyon üzerinde etkide bulunuyor ve en azından kısmen bu şekilde işe yarıyor olabilirler. Yani eğer enflamasyonu azaltmayı hedefleyerek beyin fonksiyonlarını iyileştirebiliyorsak bunu kesinlikle yapmalıyız. Ve giderek daha net görüyoruz ki psikedelik maddeler, farmasötik antidepresanlar, tükettiğimiz gıdalar, soluduğumuz hava kirliliği, tüm bunlar beyin üzerindeki etkilerini büyük ölçüde bağışıklık sistemi üzerinden gösteriyor. Yani bu depresyon sadece serotonin meselesidir ya da Alzheimer sadece amiloid ile ilgilidir gibi tek bir mekanizmaya indirgenen yaklaşımlardan çok büyük bir farkı temsil ediyor. Artık şunu görmeye başlıyoruz. Her gün verdiğimiz kararlar özellikle bağışıklık sistemi üzerinden beyin sağlığımızı doğrudan etkiliyor. Kitabında bahsettiğin 3 S modeli var.

00:37:10 Stimulus, supply ve support. Yani teşvik, tedarik ve destek. Neredeyse fiziksel antrenman gibi kas geliştirmek için tüm bu bileşenlerin bir arada olması gerekiyor gibi. Günümüzde hayatımız aşırı şekilde uyaranla dolu düşününce sosyal medyadan mavi ışığa, stresten televizyona kadar her şey var.

00:37:34 Sık sık şunu söylüyorsun. Yaşadığımız çevre beynimizle uyumlu değil. Peki sen bununla ne demek istiyorsun? Ben bilişsel uyarımdan çok bahsediyorum.

00:37:44 Az önce de biraz değindik buna. Eğitim, zihni zorlayan işler gibi. Sorun şu ki şu an modern dünyada aynı anda hem aşırı uyarılıyoruz hem de yetersiz uyarılıyoruz. Aşırı uyarılma derken dediğin gibi sosyal medya aynı anda bir sürü iş yapma hali işin hiç bitmemesi. Çünkü e-posta hep cebinde gün boyu toplantılar var ve bu tür şeyler yüzünden aslında toparlanmaya ve adapte olmaya hiç fırsat bulamıyorsun. Ama aynı zamanda bilişsel kapasiteyi gerçekten geliştiren şeyleri daha az yapıyoruz. Karmaşık sporlar, yeni diller öğrenmek, yüz yüze gerçek sosyal etkileşim, müzik, yaratıcı sanatlar. Bunlar beynin yapısını ve işleyişini gerçekten geliştiren şeyler. Ama diğer her şeyin yoğunluğu yüzünden bunlara daha az zaman ayırıyoruz. Buradaki fikir aslında bir uyumsuzluk. Modern kronik hastalıklarda da gördüğümüz bir çevresel uyumsuzluk bu. Beyni kullanma şeklimizi beslenme ve fiziksel çevrenin değişmesiyle çok benzer görüyorum. Eskiden gün boyu sürekli düşük kaliteli kaloriye erişimimiz yoktu ama şimdi var. Bu yüzden beslenme düzenleri ortaya çıktı.

00:39:05 Yani standart yeme şeklinin sağlığımızı olumsuz etkilediğini bildiğimiz için farklı beslenme yolları geliştirdik. Fiziksel aktivitede de benzer bir durum var. Günlük hayatta hareket etme ihtiyacını ortadan kaldırdık. Eskiden insanlar günde 20.000 adım atıyordu. 5 ila 7 saat fiziksel olarak aktifti.

00:39:26 Bugün ise 0 saat aktif olmak mümkün. Bu yüzden egzersizi icat etmek zorunda kaldık. Şimdi de benzer bir noktaya geliyoruz. Artık zorlayıcı şeyler için beynimizi kullanmak zorunda değiliz. E sosyal medyada gezinebiliriz.

00:39:44 e-postalar, toplantılar, kendimizi meşgul hissediyoruz ama bu kapasiteyi artıran türde bir zihinsel zorlanma değil. Bu yüzden artık bilinçli olarak zaman ayırmamız gerekiyor. Yeni beceriler öğrenmek, kendimizi gerçek dünyaya çıkmaya zorlamak, gerçek insanlarla iletişim kurmak, müzik, dil gibi şeyler öğrenmek. Çünkü bunları yapmadan da günlük hayatı sürdürebiliyoruz. Bence şu an öyle bir dönemdeyiz.

00:40:13 beslenme ve fiziksel aktivite kısmından sonra şimdi de bilişsel taraf risk altında. Demek istediğim şu ki geleneksel olarak beynimizi öğrenerek geliştiririz. Yani demek istediğim şu eskiden beynimizi beceriler öğrenerek diğer insanlarla etkileşime girerek keyif ve zevk için fiziksel aktiviteler yaparak geliştirirdik. Mesela dans insanlık var olduğundan beri yapılan bir şey ve dans beyin fonksiyonları için en iyi fiziksel aktivitelerden biri. Hatta belki de en iyisi. Demek istediğim şu: Artık bu tür bilişsel girdileri eskisi gibi almıyoruz. Yani beyin sağlığını gerçekten destekleyen şeyleri ya daha az yapıyoruz ya da onlardan kaçınmak çok kolay hale geldi. Bir de bunun üstüne beyin sağlığını destekleyen diğer çevresel faktörler var. Fiziksel sağlık, kalp damar kondisyonu, uyku, çevresel toksinler yani daha basit söylemek gerekirse hava kirliliği, sigara, alkol, suya karışabilen zararlı maddeler gibi şeyler. Bunların hepsi de beyin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Yani insanların yaşadığı bu bilişsel değişimlerin büyük kısmını aslında içinde yaşadığımız çevre yönlendiriyor.

00:41:22 Neden dans etmek beyin için bu kadar önemli? Evet. Farklı fiziksel aktiviteleri karşılaştıran çalışmalara baktığında şunu görüyorsun. Aynı düzeyde kardiyovasküler yük getiren aktiviteler karşılaştırılıyor. Yani fiziksel olarak benzer derecede zorlayıcılar. Örneğin mesela bisiklet ya da devre antrenmanıyla dans karşılaştırılıyor ya da bisikletle badminton ya da masa tenisi. E düz koşuyla tırmanman, altından geçmen, zıplaman gereken parkurlar karşılaştırılıyor. Bunların hepsi beyin için faydalı ama içinde daha karmaşık hareketler olan aktiviteler bir adım öne çıkıyor. Daha fazla fayda sağlıyor ve dans hem bilişsel işlev hem de ruh hali açısından en üstte gibi görünüyor. Depresyon çalışmalarında da öyle. Muhtemelen bunun nedeni birkaç şeyin birleşimi. E fiziksel aktivite kısmı var. Bunun önemli olduğunu biliyoruz. Müzik var. Müzikle ilgilenmenin ve müzik dinlemenin beyne faydası olduğunu biliyoruz. Karmaşık motor beceriler var. Yani belirli hareket kalıplarını öğrenmen gerekiyor.

00:42:31 Bir de mesela partnerli dans yapıyorsan karşındaki kişiyle uyum içinde hareket etmen gerekiyor. Bu da ekstra bir zihinsel yük katıyor. Üstüne bir de sosyal tarafı var. Başkalarıyla bağlantı kurmanın ve birlikte bir şey yapmanın da faydalı olduğunu biliyoruz. Yani dans beyin için iyi olan birçok şeyi aynı anda içinde barındırıyor. Sosyal bağdan bahsettiğinde aslında hep longevity'nin dört temelinden birinin sosyal bağlantı olduğunu duyuyoruz. Sen de sosyal etkileşimin yapabileceğimiz en zihinsel olarak zorlayıcı şeylerden biri olduğunu söylüyorsun. Bu nasıl oluyor? Çünkü biz sadece sohbet ediyoruz [kahkaha] gibi geliyor. Çok da zorlayıcı hissettirmiyor.

00:43:19 Bunun birkaç farklı boyutu var. Mesela en basiti sohbet ederken bile karşındaki kişiye cevap vermen gerekiyor. Onu dinliyorsun. Ne dediğini anlamaya çalışıyorsun. Empati devreye giriyor. Söylediklerine uygun bir şekilde karşılık vermen gerekiyor. Bu bile başlı başına bir zihinsel yük. Tabii bu kiminle konuştuğuna göre değişir. Mesela ben şu an seninle konuşurken bu gerçek hayatta yüz yüze değil ama senin ne söyleyeceğini bilmiyorum. Ne soracağını bilmiyorum ve buna karşılık hem anlamlı hem de ikimize de faydalı olacak bir cevap bulmam gerekiyor. Bu da kendi başına zihinsel olarak uyarıcı bir şey.

00:43:58 Ama bunun ötesinde sosyal bağın vücut üzerinde çok ilginç etkileri var. Yalnız hissettiğimizde e bu durum vücuttaki birçok fizyolojik yolu yani petwayi olumsuz etkiliyor. Bu aslında bir hayatta kalma tepkisi. Vücut bazı süreçleri artırıyor. Bazı stres yollarını daha aktif hale getiriyor.

00:44:20 Çünkü binlerce yıl önce hatta yüz binlerce yıl önce bile bir insan doğada yalnız kaldığında bu tür tepkiler gerekliydi. Mesela yaralanırsan bu durum yara iyileşmesini hızlandırabiliyordu. Yani aslında bu bir hayatta kalma mekanizması. Ama bunu uzun süre yaşadığında ki bugün bu çok yaygın.

00:44:42 Özellikle yaşlı insanlar yalnız bırakıldığında bu sistem sürekli aktif kalıyor. Modern toplum yapısı nedeniyle insanlar daha yalnız hissediyor. Bu da bu süreçlerin kronik hale gelmesine yol açıyor ve bu kronik durum sürekli yüksek stres ve enflamasyon nedeniyle kalp damar hastalıkları, demans gibi risklerin artmasıyla ilişkilendiriliyor. Bunun bir kısmı da şu. Başkalarıyla bağlantı kurduğunda yalnızlığın yarattığı o stres tepkisinden kaçınmış oluyorsun. Bir de son bir boyut var. O da prososyal davranışların etkisi. Yani başkaları için bir şey yapmak, kendin dışında bir şey için çaba göstermek.

00:45:19 Mesela çevre için bir şeyler yapan insanların da bu faydaları gördüğüne dair kanıtlar var. Bu tür şeyler vagus sinirini aktive ediyor, stres tepkilerini azaltıyor ve kronik enflamasyonun daha düşük seviyelerde olmasına katkı sağlıyor. Çünkü insan olarak sosyal bağlar ve sosyal yapı evrimizin ve beynimizin, fizyolojimizin nasıl çalıştığının temel bir parçası.

00:45:48 Yani başkalarıyla bağlantı kurmanın, sohbet etmenin, birlikte zaman geçirmenin ve onlar için bir şeyler yapmanın fiziksel sağlığımız üzerinde birden fazla düzeyde faydası var. Aslında bir yandan hep iletişim halindeyiz ama aslında giderek daha yalnız oluyoruz. Mesela seni görüyorum ama yanımda değilsin. Sanki bir bağ var gibi ama aslında yok. Etkileşim çok sınırlı ya da sosyal medyada vakit geçiriyorsun. Kendini sosyal hissediyorsun ama aslında değilsin. Sence bunun etkisi zamanla ortaya çıkar mı? Gerçekten beynimizi senin anlattığın gibi aktif tutmak, geliştirmek zorunda mıyız? Yoksa daha kolay bir yolu var mı? Mesela biohacking, lazer kasklar, nörofeedback, çeşitli meditasyonlar gibi. Yani gerçekten bu işi yapmak zorunda mıyız? Evet. Bence gerçekten o işi yapmak gerekiyor.

00:46:47 Kısacık araya gireceğim. Şu an beni duyuyorsanız ayık kafayı izlediğinize eminiz. Peki abone misiniz? Bir kontrol eder misiniz? Çok net bir şekilde abone sayımız programa davet ettiğim doktorları ikna etme gücünü sağlıyor.

00:47:00 Alanında dünyanın en iyi isimlerini burada izlemek için kanala abone olun.

00:47:06 Mesela bu konuda çok sayıda çalışma var. Hatta çoğu Covid döneminde yapıldı.

00:47:12 Çünkü o dönem bu etkileri daha net ayırıp incelemek mümkün oldu. İnsanlar arasındaki bağlantının bir tür skalası var gibi. En iyisi gerçek hayatta yüz yüze bağlantı. Ondan sonra en iyi şey biriyle doğrudan bire bir etkileşim.

00:47:31 Yani senin için anlamlı bir bağ. Video görüşmeleri bunun bir altı. Sonra sesli konuşmalar, sonra mesajlaşma geliyor. Bunların hepsi eğer sosyal bağını gerçekten artırıyorsa faydalı olabilir. Özellikle yaşlılar için bu çok önemli.

00:47:50 Normalde kimseyle yüz yüze görüşemiyorlarsa ama aileleriyle ya da sevdikleriyle online bağlantı kurabiliyorlarsa bu kesinlikle bir artı. Ama bu skala aşağı doğru devam ediyor. Sosyal medyada paylaşım yapmak, sonra da sosyal medyada içerik tüketmek. Bunlar genelde negatif etki yaratıyor. Özellikle de başkalarıyla bağlantı kurmanın tek yolu buysa. Yani işin özü şu başkalarıyla nasıl bağlantı kuruyorsun? Bu bağlantı gerçek hayattaki temel insan ilişkilerini artırıyor mu yoksa azaltıyor mu? Ama bence bu insan olmanın o kadar temel bir ihtiyacı ki bunu kısa yoldan hackleyerek aşamazsın. Evet, beyni doğrudan uyaran teknolojilerle ilgili çok ilginç şeyler var. Işıkla olabilir, manyetik alanlarla olabilir, elektriksel uyarım olabilir, vagus siniri uyarımı gibi yani faydalı olabilecek pek çok şey var. Ama bunların hiçbiri yalnızlık ve sosyal izolasyonun beyin üzerindeki etkisini ortadan kaldıramaz.

*Transkript YouTube'dan alınmıştır*

"Ayık Kafa'nın her bölümünde sorum şu: Daha iyi bir yaşam nasıl mümkün?"

DR. ESRA ÇAVUŞOĞLU

Ceo & Co-founder