Alzheimer, ALS, MS, Otizm, Parkinson
Dr. Dayan Goodenowe, PhD
Ayık Kafa podcast’in 83. bölümünde Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD’nin konuğu Dr. Dayan Goodenowe, PhD. Dr. Dayan Goodenowe, nörobilim ve biyokimya alanlarında uzman bir bilim insanıdır. İnsan biyokimyasını inceleyerek özellikle nörodejeneratif hastalıkların erken teşhisini mümkün kılan yenilikçi çalışmalarıyla tanınır.

Özet
Bu podcast’te Dr. Dayan Goodenowe; Alzheimer, Parkinson, ALS, MS (Multipl Skleroz) gibi nörodejeneratif hastalıkların karmaşık yapısını ele alıyor ve yalnızca semptomları tedavi etmek yerine genel işlevi iyileştirmeye odaklanan onarıcı bir sağlık yaklaşımını vurguluyor. Demansın bilişsel bütünlüğün kaybı olarak anlaşılmasının önemine ve erken teşhiste labaoratuvar ölçümleriyle elde edilen biyokimyasal verilerin rolüne dikkat çekiyor. Podcast, beyin sağlığında plazmalojenlerin önemini, nöroenflamasyonun etkilerini ve gelişmiş nörogörüntüleme tekniklerinin tedavide nasıl fayda sağlayabileceğini ele alıyor. Dr. Goodenowe, sağlıklı bir yaşamın temelinin doğru beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinde olduğunu vurguluyor; ayrıca güçlü bir sosyal çevre desteği ile geleneksel tıbbın modern yaklaşımlarla birleştirilmesinin önemine dikkat çekiyor.
Dr. Dayan Goodenowe:
Web sitesi: https://drgoodenowe.com/about/
YouTube: https://www.youtube.com/@Dr.Goodenowe
Instagram: https://www.instagram.com/drdayangoodenowe/
T.C. İstanbul Gedik Üniversitesi’ne ne teşekkür ederiz. https://www.gedik.edu.tr/
00:00-02:55 Nörodejeneratif hastalıklara giriş
02:55-05:44 Onarıcı sağlık kavramı
05:44-09:07 Demans ve bilişsel bütünlüğün tanımı
09:07-11:48 Demansta biyokimyasal göstergeler
11:48-15:04 Plazmalojenlerin rolü
15:04-18:07 Nörogelişimsel bozukluklar ve enflamasyon
18:07-21:02 Beyin işlevselliğini yeniden kazanmak
21:02-23:56 Gelişmiş nörogörüntülemenin önemi
23:56-27:02 Tedavi etmek ve sağlığı yeniden kazandırmak arasındaki fark 27:02-29:58 Sağlığın dört M’si
29:58-39:07 Bipolar bozukluk ve şizofreni
39:07-41:28 Tıpta akut bakım modeli
41:28-42:55 Kronik hastalık yönetimindeki zorluklar
42:55-44:38 Onarıcı sağlık yaklaşımı
44:38-47:29 Gelişmiş kan testi teknolojisi
47:29-51:34 Fonksiyonel EMAR (MR) ve beyin iyileşmesi
51:34-54:23 Uzun vadeli sağlık stratejilerinin önemi
54:23-58:42 Takip edilmesi gereken temel sağlık göstergeleri
58:42-01:00:54 Yaşamaya değer bir hayatın üç M’si
01:00:54-01:04:25 Koruyucu sağlıkta MR’ın rolü
01:04:25-01:10:36 Geleneksel nörolojide yeniliğe karşı direnç
01:10:36-01:14:55 Onarıcı sağlık merkezi deneyimi. Kapanış.
*UYARI*
Aylık Kafa’daki bilgiler ve beyanlar kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik işlemlerinizi doktorunuza danışınız. İçeriklerde EMC Medya Yayıncılık Ticaret Ltd. Şti.’nin, araştırmacılarının, danışmanlarının ve yazarların / bilim insanlarının hazırladığı bilimsel çalışmalar ve kamuya açık yayınlardan derlemelerle elde edilen veriler, yalnızca bilgilendirme amacıyla paylaşılmaktadır. Yayınlarımızda tanı yahut tedaviye ilişkin sağlık beyanları yer almamaktadır.
Transkrİpt
[0:00:01.360] Sadece Alzheimer hastalığını değil, MS, otizm, ALS, tüm nörodejeneratif
[0:00:06.480] hastalıklar hakkında da konuşacağız. Siz ölmek için tasarlanmadığımızı
[0:00:10.840] söylüyorsunuz. Doğru.
[0:00:12.679] Bununla ne demek istiyorsunuz? Aslında ölümlülükle doğarsınız. Yani
[0:00:16.359] ölüm sonradan gelmez. Siz hayatınızı kaybedersiniz. Yaşlanmaya bir
[0:00:20.400] hastalıktır demek yanlış bir tanım. Bu çok yanlış bir kavram. Yani tedavi
[0:00:24.760] ediyoruz demek hastalığa çok fazla güç verir. Yapmaya çalıştığımız şey sağlığı
[0:00:28.960] ve işlevi geri kazandırmaktır. Kendinize zarar verecek şekilde idealist olmak
[0:00:32.640] istemezsiniz. [müzik] Eğer geleneksel tıbba ihtiyaç varsa
[0:00:35.280] geleneksel araçları kullanmanıza da ihtiyaç vardır.
[0:00:37.559] Alzheimer hastalığını veya diğer nörodejeneratif hastalıkları tedavi eden
[0:00:42.575] [müzik] klasik nörologlardan büyük bir direnç var. Onlar bu hastalıklar geri
[0:00:47.440] döndürülemez diyor. Ben Esra Çavuşoğlu. 19 yıldır ayık bir hayat yaşıyorum.
[0:00:52.480] Bağımlılık hastalığı ile mücadelem beni beden ve performansımı iyileştirmek,
[0:00:56.680] hayat kalitemi arttırmak, daha sağlıklı ve uzun yaşamak için yeni yöntemler,
[0:01:00.680] cihazlar ve takviye ürünler araştırmaya yönlendirdi. Bağımlılık hastalığı,
[0:01:05.199] bayacking ve longevity alanlarındaki kendi deneyimlerimden dünyadaki son
[0:01:09.000] gelişmelere, çığır açan girişimcilerden uzman akademisyenlere yıllardır yaptığım
[0:01:14.280] sohbetler artık her hafta Ayık Kafa podcastı.
[0:01:18.159] Bugün Ayık Kafa Podcast'ta konuğum sinir bilimci, biyokimyager, mucit ve Prodrom
[0:01:23.720] Sciences'ın kurucusu Doktor Dian Gudowu. Kendisi kapsamlı insan metabolomiklerine
[0:01:29.439] öncülük etmesiyle ve plazmalojenleri beyin sağlığı sohbetlerinin merkezine
[0:01:34.079] taşımasıyla tanınıyor. Aynı zamanda Breaking Alzheimers kitabının da yazarı.
[0:01:39.119] Bu bölümde onun temel fikrini ele alıyoruz. Ölmek için tasarlanmadık,
[0:01:43.360] sağlıkla doğduk ve nörodejenerasyon ilerleyici bir fonksiyon kaybıdır. Düşük
[0:01:48.600] plazmalojen seviyelerinin bilişsel gerilemeyle neden ilişkili olduğunu
[0:01:52.399] ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz. Ağım biyokimyasal rezervi yeniden inşa
[0:01:56.640] etmenin pratik yollarını konuşacağız. Eğer Alzheimer, Parkinson, MS, otizm,
[0:02:01.880] ALS ya da sadece beyin sağlığınızı korumaksa, aklınızdaki bu sohbet size
[0:02:06.920] bugün harekete geçebileceğiniz bilim, araçlar ve umut sunuyor. Ayık Kafan'ın
[0:02:11.840] bu bölümü Gedik Eğitim Vakfı katkısıyla sizlere ulaşıyor. 30 yılı aşkın süredir.
[0:02:17.360] Gençler, çocuklar ve kadınların eğitimine destek veren burslar, projeler
[0:02:21.959] ve sosyal çalışmalarla onların hayallerine ulaşmalarına imkan sağlayan
[0:02:26.319] Gedik Vakfı ile bu yolculukta birlikte olduğumuz için gurur duyuyoruz. Eğitime
[0:02:31.239] yatırım geleceğe yatırımdır. Siz de Ayık Kafaya konuk olan alanında dünya çapında
[0:02:36.640] başarılı uzmanlara isterseniz orijinal İngilizce kayıtlarıyla, isterseniz
[0:02:41.720] Türkçe çeviriyile ve tamamen ücretsiz şekilde ulaşmaya devam etmek için kanala
[0:02:46.879] abone olun, bölümlere yorum yazın, beğenin ve paylaşın. En güncel bilimsel
[0:02:52.440] verilere dayanan içeriklerimize ulaşmaya devam edebilmek için siz de böylece
[0:02:56.959] destek verin. Doktor Dayan Goodow Ayık Kafa podcast'e hoş geldin. Bu anı uzun
[0:03:02.640] zamandır bekliyordum. Konu benim için çok özel. Çünkü ben büyükannemi
[0:03:07.879] Alzheimer yüzünden kaybettim. Onunki genetik değildi. Daha çok yaşam tarzı
[0:03:13.640] ile ilgiliydi. Zaten senin uzmanlık alanında tam olarak bu yaşam tarzı
[0:03:19.200] değişikliklerinin beyin üzerindeki etkileri. Ama bugün sadece Alzheimer'dan
[0:03:24.519] değil MS, otizm, ALES gibi diğer nörodejeneratif hastalıklardan da
[0:03:29.439] bahsedeceğiz. Benim araştırmalarıma göre sen bu vakalara benzer bir bakış
[0:03:34.480] açısıyla yaklaşıyorsun. Çoğunun temelinde aynı sorunlar var, değil mi?
[0:03:39.480] Evet. Ama elbette farklı beyin bölgelerini etkiliyorlar.
[0:03:43.560] Tabii. Ama senin adını ilk kez Doktor Elizabeth Yurt'tan duydum. O da senin
[0:03:49.439] gibi rejeneratif tıp camiasında çok saygı duyulan biri. Senin Prodrom kan
[0:03:56.040] testini yaptırdım. Anlaması gerçekten zordu. Ayrıca beyin MR'ı için de gelmeyi
[0:04:02.560] planlıyorum. Hikayelerimi genelde burada takipçilerimle paylaşıyorum. Çünkü
[0:04:08.200] birçoğu bana biz bunu nasıl yapabiliriz? Ne yapmalıyız gibi sorularla geliyor.
[0:04:14.599] Ama geçen yıl Eorem'deki konuşman gerçekten çok ilgi çekiciydi ve anlaması
[0:04:20.560] zordu. Çünkü biz ölmek üzere tasarlanmadık diyordun.
[0:04:25.639] Doğru. E bununla ne demek istiyorsun?
[0:04:28.240] Bu konudaki en önemli nokta şu. İnsanlar dışarıda longevity peşinde, ölümsüzlük
[0:04:34.360] peşinde koşuyorlar. hayatımı uzatmak, sağlığımı geliştirmek için kendime ne
[0:04:39.919] enjekte edebilirim diye düşünüyorlar. Oysa gerçekte biz sağlıklı ve ölümlü
[0:04:45.600] olarak doğarız. Yani ölümü sonradan kazanmıyorsun. Yaşamı kaybediyorsun.
[0:04:50.000] Zamanla olan şeyse şu: Biz hastalıkların semptomlarına, yaşam fonksiyonlarının
[0:04:55.600] azalmasının belirtilerine odaklanır hale geliyoruz. Ve biz gerçek sağlığın ne
[0:05:01.520] olduğunu ve sağlığı nasıl destekleyeceğimizi unuttuk. Yani asıl
[0:05:05.639] mesele sağlığı onarmak kavramı. Bir hastalıkla ya da semptomla savaşmak
[0:05:10.280] yerine sağlığı geri kazanmak. Bu da şu an tam tersi. Yaşlanma bir hastalıktır.
[0:05:16.639] Onunla savaşmalıyız diyenler gibi düşünenlerin aksine. Bu bakış açısı
[0:05:21.319] aslında tamamen hatalı. Çünkü eee mantıksal olarak doğru değil. Çünkü sen
[0:05:26.280] sağlıklı doğarsın. Yaşamla doğarsın. Sonra o yaşamın, o sağlığın parçalarını
[0:05:31.160] zamanla kaybedersin. Bu yüzden insanlara hep şöyle derim. Fizik açısından
[0:05:35.919] bakarsak insanlar sıcak ve soğuğu ayrı şeyler gibi düşünür. Mesela klimayı
[0:05:40.560] açtıklarında aslında odaya soğuk hava üflendiğini sanırlar.
[0:05:45.000] Oysa aslında yaptıkları şey ısıyı ortadan kaldırmaktır. Fizik açısından
[0:05:49.400] bakarsak soğuk diye bir şey yoktur. Yalnızca ısı vardır ya da ısının
[0:05:53.360] yokluğu. Yani aslında soğuk diye bir kavram yoktur. Aynı şekilde ölüm diye
[0:05:58.120] bir şey de yoktur. Yalnızca yaşam ve yaşamın kaybı vardır. Dolayısıyla
[0:06:02.759] Alzheimer, Parkinson ya da S gibi nörolojik hastalıklardan bahsettiğimizde
[0:06:06.680] bu hastalıkların semptomlarını görürüz. Her birinin klasik tanı yöntemleri
[0:06:10.800] vardır. Klinik semptomları, patolojik bulguları vardır. Yani hem klinik hem
[0:06:15.720] patolojik düzeyde belirtileri tanımlanmıştır. Fakat biz çoğu zaman bu
[0:06:19.560] semptomlara odaklanıyoruz ve en temel soruyu sormayı unutuyoruz. Vücut aslında
[0:06:24.360] ne yapmaya çalışıyor? Sağlık nedir? İşlev nedir? Şimdi Alzheimer hastalığını
[0:06:29.199] ele alalım. Demansın pek çok farklı türü vardır. Mesela bazı insanlar levi
[0:06:33.759] cisimcikli demansım var der. Bazıları travmaya bağlı demansım var der.
[0:06:38.280] Kemoterapi sonrası demans gelişebilir. Karaciğer hastalığı ya da karaciğer
[0:06:42.120] ameliyatı geçirenlerde de demans görülebilir. Klasik Alzheimer ya da
[0:06:46.199] vasküler demans da buna dahildir. Yani elimizde bir sürü farklı tablo, farklı
[0:06:50.960] alt tipler ve sınıflandırmalar var. Biz de genellikle bu alt türlerin her birini
[0:06:55.560] karakterize etmeye, tanımlamaya çalışıyoruz. Oysa sorun çok net. Demans
[0:07:00.479] bir işlev kaybıdır. Beynin bilişsel bölümü yani hafızadan ve karar verme
[0:07:06.599] gibi yürütücü işlevlerden sorumlu hücreler ve onların oluşturduğu ağlar
[0:07:12.479] zamanla işlevini yitirir. Aslında sen demans olmazsın. bilişsel bütünlüğünü
[0:07:18.639] kaybedersin. Yani sağlığı onarıcı bir yaklaşımdan söz
[0:07:23.720] ettiğinde aslında şunu diyorsun. Tanrıcılığı oynamadan sistemi nasıl
[0:07:27.759] anlayabilirim? Çünkü sistem zaten kendi kendine çalışacak şekilde tasarlanmış.
[0:07:32.319] Hücre çekirdeğinde bulunan kolinerjik nöronlar beyni uyarır. Onların belirli
[0:07:36.440] bir görevi vardır. Asıl mesele şu: Ne yapmaya çalışıyorlar ve biz onlara
[0:07:40.560] görevlerini yerine getirmelerinde nasıl yardımcı olabiliriz? Eğer onların neden
[0:07:45.080] görevlerini sürdüremediklerini anlayabilir ve içeriden dışarıya doğru
[0:07:49.120] onarabilirsek yeniden çalışmaya başlarlar. Görevlerini yerine
[0:07:54.039] getirirler. Bu da örneğin arisept, memantin ya da asetilkolinesteraz
[0:07:59.520] inhibitörleri gibi belirli bir reseptör alt tipini hedef alan ilaçlar almaktan
[0:08:04.240] çok daha farklıdır. Çünkü bu tür moleküller hiçbir zaman tam olarak
[0:08:08.159] hedefe ulaşamaz. Hangi ilacı alırsanız alın, örneğin Parkinson için adeta
[0:08:12.080] mucize olarak görülen Eley Dopa'yı düşünün. Bu ilacın problemi dopamini
[0:08:15.680] beynin her yerine yayması. Yani insanlar bu konuyu anlamaya başladıkça sağlığı
[0:08:19.960] yeniden kazandırma fikri onlara oldukça mantıklı gelmeye başlıyor. Vücudun
[0:08:23.960] biyokimyasını ve beynin sinir sistemini kavradıklarında bu sistemleri gerçekten
[0:08:28.240] onarmak mümkün oluyor. Böylece yeniden düzgün çalışmaya başlıyorlar. Bunun
[0:08:32.440] sonucunda da insanların hafızalarının geri geldiğini, sağlıklarının ve genel
[0:08:36.719] işlevlerinin belirgin biçimde düzeldiğini görebiliyoruz. Sen bunu
[0:08:40.640] anlatırken şunu da sormak istiyorum. Çünkü yaptığın testlerle ölçüm için
[0:08:45.959] birden fazla yöntem kullanıyorsun. Şu anda elinde Nuro MRI gibi özel bir alet
[0:08:52.200] ve kan değerleri gibi farklı araçlar var. Peki bunlarla bir şeyleri ne kadar
[0:08:57.480] erken fark edebiliyorsun? Ve diyelim ki demans söz konusu. Bir kişinin tüm
[0:09:01.920] sistemine baktığında ilk eksik gördüğün unsur ne oluyor?
[0:09:06.519] Yani şu fikirden yola çıkarsak daha önce düzgün çalışan bir şey artık düzgün
[0:09:10.240] çalışmıyor değil mi? Bunda hepimiz hemfikiriz. Örneğin kimse demansla
[0:09:13.920] doğmaz. Demek ki sonradan bir şeyler kaybolmuş. Yani biyolojik sisteminde bir
[0:09:17.880] değişim olmuş olmalı ki bir şeyler artık doğru şekilde işlemiyor. İşte burada
[0:09:21.839] biyokimya devreye giriyor. İnsan vücudunun ve beynin biyokimyasına
[0:09:25.839] baktığında birkaç temel unsur öne çıkıyor. Bunlardan biri plazmalojen adı
[0:09:30.360] verilen zar lipitleri. Bunlar insan vücudundaki hücre zarlarının bir parçası
[0:09:35.040] olan moleküllerdir ve özellikle sinapslarda yani bir nöronun diğerine
[0:09:38.880] bağlandığı noktada o iletişim bölgesinde yoğun olarak bulunurlar. Bu
[0:09:42.800] plazmalojenler sinir hücrelerinin iletim kollarını koruyan miyelin kılıfında da
[0:09:47.240] yoğun olarak bulunur. Bu yüzden beynin fiziksel yapısı açısından kritik bir
[0:09:51.079] öneme sahiptirler. Plazmalojen düzeyleri genellikle oldukça erken dönemde klinik
[0:09:56.200] belirtiler ortaya çıkmadan yaklaşık 10 yıl önce azalmaya başlar. Çünkü beynin
[0:10:00.800] belli bir yedek kapasitesi vardır. Bu nedenle belirtiler fark edilmeden önce
[0:10:05.640] uzun bir süre eksiklik yaşanabilir. Bu ana alanlardan biri. Diğer önemli
[0:10:10.920] alan ise metilasyon enzimlerindeki bozukluklar. Bazı kişiler homosiste
[0:10:14.560] düzeyinin yükselmesinden bahsedildiğini duymuş olabilir. Bu da metilasyon
[0:10:17.880] sisteminin düzgün çalışmadığını gösterir. Damar tipi demanslar ise daha
[0:10:21.440] çok mitokondriyal işlev bozukluklarıyla ilişkilidir. Yani bir anda hücrelerin
[0:10:25.560] enerji üreten mitokondrileri düzgün çalışmamaya başlar.
[0:10:29.600] Bazı beslenme eksiklikleri bilişsel bozukluklarla doğrudan ilişkilidir.
[0:10:34.959] Bunlardan biri fosfatidilkolindir. Bu madde aynı zamanda metilasyon sistemi
[0:10:40.079] ile de bağlantılıdır. Yani vücutta işlevsel olarak eksilen çok önemli
[0:10:44.639] bileşenler vardır. Çoğu zaman bu durum kan tahlillerinde de görülür. değerler
[0:10:49.760] düşük çıkar ve bu da aslında bu moleküller açısından gerçek bir beslenme
[0:10:54.000] yetersizliği yaşandığını gösterir. Bazen de çok yüksek olması sistemin düzgün
[0:10:58.880] çalışmadığını gösterir. Yani sistemi düzgün bir şekilde temizlemiyor ama size
[0:11:03.839] hep aynı şeyi o bölgede normal işlevsellik olduğunu söylüyor ve bunlar
[0:11:08.160] da vücudun biyokimyasal olarak artık normal çalışmıyor ve bu çok uzun süre
[0:11:12.760] devam ederse olumsuz sonuçlarını yaşarsınız. İnsanlara sık sık şu
[0:11:18.160] hikayeyi anlatırım. Üniversiteye ilk gittiğimde ilk lisans eğitimim sırasında
[0:11:23.000] mühendislik fakültesinin hemen yanında kalıyordum. Her yıl mühendislik
[0:11:27.120] öğrencileri bir bağış etkinliği düzenlerdi. Eski hurda bir arabayı
[0:11:31.680] alırlar. İşte diyelim ki 500 dolarlık bir araba ve motorundaki tüm yağı
[0:11:36.079] boşaltırlardı. Yağ tapasını çıkarır, yağı tamamen akıtırlardı. Sonra herkes
[0:11:41.680] arabanın durmadan önce kaç mil gidebileceğine dair tahminde bulunurdu
[0:11:45.680] ve inanamayacağın kadar uzun gidebiliyordu. İçinde hiç yağ
[0:11:49.360] kalmamasına rağmen yaklaşık 100 mil kadar yol alabiliyordu. Ta ki motor
[0:11:53.920] tamamen kilitlenip durana kadar. Yani insan vücudunu düşündüğümüzde bunu bir
[0:11:58.680] arabayla kıyaslayabiliriz. Arabanın yağ seviyesinin nasıl olması gerektiğini
[0:12:03.120] hepimiz biliriz. Ama tüm yağı boşaltsam bile o araba yine de 100 mil kadar
[0:12:08.000] gidebilir. Değil mi? İşte bu vücudumuz için de benzer bir durum. Biz aslında
[0:12:12.839] biyokimyasal bir reaktörüz. Temel olarak hidrokarbonları yani şeker,
[0:12:18.760] karbonhidrat, yağ ve proteinleri alırız. Sonra bunlarla bir şeyler inşa ederiz.
[0:12:23.839] Beynimizi, kaslarımızı, saçlarımızı. Vücudumuz bir biyoreaktördür ve oldukça
[0:12:30.240] geniş bir molekül tedarik zincirine ihtiyaç duyar. Bunların bir kısmı temel
[0:12:34.680] yapı taşlarımız, bir kısmı da temel besinlerimizdir. Bence bazen bu sistem o
[0:12:39.399] kadar kusursuz çalışıyor ki onu hafife alıyoruz. Üstelik insan vücudunun çok
[0:12:44.720] sayıda yedek sistemi var. Bu yüzden biraz tembelleşiyoruz. Hatta bazen
[0:12:49.440] bedenimizi ne kadar zorladığımızla övünüyoruz. Bak tüm bu kötü şeyleri
[0:12:54.040] yapıyorum ama hala sağlıklıyım diyoruz. Bu yüzden bizim yaklaşımımız şöyle.
[0:12:59.800] Özellikle demans söz konusu olduğunda sistemin içinde kolinerjik sistem önemli
[0:13:05.519] bir gösterge görevi görür. Adeta bir madendeki kanarya gibidir. Vücuda bir
[0:13:11.320] stres yüklendiğinde herkesin belli bir yatkınlık seviyesi olur. Belki
[0:13:15.600] kolinerjik sistemin biraz zayıftır. Örneğin apo4 genotipi buna neden
[0:13:20.760] olabilir. Ya da bir toksine maruz kalmışsındır ve bu durum bazı dopamin
[0:13:25.399] hücrelerini azaltmıştır. Bu da Parkinson'a yol açabilir. Ya da belki de
[0:13:30.000] glutamat nöronlarınızı etkileyen bir şeye veya genetik risk faktörüne maruz
[0:13:34.519] kaldınız. Bu da ALS'ye yakalanma riskinizi artırır. Ya da belki ailenden
[0:13:39.639] kalıtsal olarak gelen bir mitokondri bozukluğun vardı ya da kronik bir
[0:13:43.680] enflamasyon durumu yaşadın. Bu da seni multiple skleroz ya da otizm açısından
[0:13:48.079] daha yüksek bir risk grubuna sokar. Yani bütün bunlar aslında şunu gösteriyor.
[0:13:52.440] Sağlığın zayıflamış durumda. Bir saniye. Otizm dedin ama o oldukça
[0:13:57.040] erken başlıyor. Hangisi? Otizmi.
[0:14:00.079] Otizm. Evet. Evet. Aslında otizm çocuğun nörogelişim
[0:14:04.519] süreci sırasında etkisini gösterir. İnsanlara hep şunu söylerim. Hiçbir
[0:14:09.360] çocuk otizmle doğmaz. Yani klinik olarak otizmle doğmak mümkün değildir. Yani
[0:14:15.199] bazı genetik hastalıklar, örneğin lodistrofiler gibi mitokondriyal
[0:14:20.240] bozukluklar, otizme benzer belirtiler gösterebilir. Ancak otizm kendisi bir
[0:14:26.040] nörogelişimsel bozukluktur. Bu da beynin normal gelişim hızının bir noktada
[0:14:31.320] bozulduğu anlamına gelir. E bu bozulma süreci genellikle nöral enflamasyon yani
[0:14:37.680] beyin dokusunda iltihabi bir durum nedeniyle ortaya çıkar. Üstelik bu
[0:14:42.040] enflamasyon farklı şekillerde gelişebilir. Otizmin tek bir nedeni
[0:14:46.320] yoktur. Beyinde çocuğun kaldıramayacağı düzeyde bir enflamasyon oluştuğunda ve
[0:14:51.959] bu durum beynin normal miyelinleşme sürecini bozduğunda otizm gelişir. Bu
[0:14:57.720] yüzden sebep aşı mıydı, taylanol gibi bir ilaç mıydı, kafa travması mıydı gibi
[0:15:04.199] sorularla kendi kendimize sorar dururuz. Ama gerçekte tüm bu olasılıklar bir
[0:15:09.480] dereceye kadar doğrudur. Çünkü eğer sinir iletimini koruyan, yapının
[0:15:14.320] gelişimini sağlayan miyelin oluşumu bozukluğuna neden olan genetik bir
[0:15:18.360] hastalık yoksa o zaman o çocukta mutlaka bir olay yaşanmıştır. Bu olay onu
[0:15:24.279] nörolojik gelişim açısından risk altına sokmuştur.
[0:15:28.199] Yani burada amaç suçu birine ya da bir şeye atma çabasından uzaklaşmak,
[0:15:35.120] hastalığın asıl suçlusunu aramak yerine işlevi yeniden kazandırmaya odaklanmak.
[0:15:42.759] Bu yüzden Alzheimer ve demansta amaç sinir iletişimini yeniden sağlamak
[0:15:48.319] olmalı. Yani işin bir biyokimyasal yönü var. Bir
[0:15:53.600] de belirti yönü. İnsanlar hafızamı kaybediyorum. Anahtarlarımı nereye
[0:15:57.880] koyduğumu hatırlamıyorum. Çatal yerine çatala bıçak diyorum gibi şeyler
[0:16:01.959] söylüyor. Bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ediyorlar. Ha bir de
[0:16:05.920] işin fiziksel yani beyinle ilgili yönü var. İşte burada gelişmiş
[0:16:09.440] nörogörüntüleme teknikleri devreye giriyor. Çünkü bu yöntemlerle beynin
[0:16:13.480] hangi bölgelerinin küçüldüğünü görebiliyoruz. Beyin genellikle bir
[0:16:16.959] bilgisayara benzetilir ama aslında kas gibi çalışır. Her yeni beceri
[0:16:20.680] öğrendiğinde örneğin yeni bir dil öğrenmek ya da 50 yaşında basketbola
[0:16:25.560] başlamak gibi beynin o beceriyi kazanmak için yeni bağlantılar kurar. Yeni
[0:16:30.600] nöronlar ya da nörit yani nöron uzantıları oluşturur. Yani beyin tıpkı
[0:16:35.560] kaslar gibi kullandıkça güçlenir. Kullanılmadığında ise küçülür ve bu
[0:16:39.759] süreç beyinde sürekli devam eder. Biz de bu değişimi fiziksel olarak
[0:16:43.680] ölçebiliyoruz. Yani beynin korteksinin kalınlığı duruma göre artıp azalabilir.
[0:16:48.319] Örneğin ALS hastalarında motor korteks bölgeleri incelir. Alzheimer
[0:16:53.000] hastalarında ise hem beyaz madde hem de gri madde yapısında değişiklikler
[0:16:57.279] görülür. Kısacası beynin fiziksel yapısında gözle görülür bir değişim
[0:17:01.600] olur. Peki sonra ne olur? Kişinin biyokimyasal dengesini yeniden
[0:17:05.720] kurduğumuzda bu kez hedefe yönelik bir biyomühendislik yaklaşımı devreye girer.
[0:17:14.360] Aslında bu bir aya da şarap üretimine benzer. Düşün bir üretim tesisini
[0:17:18.760] yönetiyorsun ve istediğim ürünü elde etmek için hangi hammaddeleri ne kadar
[0:17:23.199] ve hangi sırayla eklemeliyim diye plan yapıyorsun. Aynı şekilde vücudun da
[0:17:27.600] istediğimiz sonucu verebilmesi için ona hangi besinleri ve bileşenleri stratejik
[0:17:32.600] olarak vermemiz gerektiğini belirliyoruz.
[0:17:35.440] Yani hedefimiz sağlıklı bir asetilkolin yani beynin iletişim sistemi, sağlıklı
[0:17:40.000] mitokondriler ve düzgün işleyen bir metilasyon sistemi oluşturmak. Günümüzde
[0:17:44.240] bunu bilimsel ve stratejik bir biyomühendislik yaklaşımıyla yapmak
[0:17:47.240] mümkün. Vücuda işlevlerini yeniden kazanmasını sağlayacak biyokimyasal yapı
[0:17:51.760] taşlarını vererek bu sistemleri onarabiliyoruz. Yani tam olarak hangi
[0:17:56.200] maddeler olurdu? Mesela yaklaşık 20 kadar temel madde
[0:17:59.320] var. Bunlardan en önemlilerinden biri plazmalojen öncüleri. Çünkü beslenme
[0:18:03.159] yoluyla alınması en zor olan bileşiklerden biri. Bunun dışında
[0:18:06.280] hayvansal kaynaklı fosfolipitler de çok önemli. Sonra metilasyon sistemini
[0:18:09.919] destekleyen moleküller var. Bunlara örnek olarak betain, metilfolat ve B12
[0:18:13.880] verilebilir. Kreatin kaslar için ne kadar önemliyse metilasyon sistemi için
[0:18:17.679] de o kadar kritik bir bileşendir. Ayrıca karnitin yağ metabolizmasını destekler.
[0:18:21.799] Bunun dışında klasik B vitaminleri de çok önemli. Günümüzde dünyanın büyük bir
[0:18:25.400] kısmında hala riboflavin yani B2 eksikliği görülüyor. Ayrıca niasin ve
[0:18:29.679] nad yolakları ile tiyamin yani B1 gibi bileşenlere de yeterince önem
[0:18:33.400] verilmiyor. Tüm bu maddeler 1930'lar 40'lardan beri biliniyor. Bu yüzden
[0:18:38.120] insanlar artık bu eski bilgilerden biraz sıkılmış durumda. Ama mesele şu: bu
[0:18:42.640] eksikleri gerçekten yeniden yerine koymak mümkün ve bunu biyokimyasal
[0:18:46.440] olarak ölçebiliyoruz. İşte bunu biyosken ölçümü yapıyor.
[0:18:49.480] Bununla ilgili bir not almıştım aslında sanırım. Tam da bundan bahsediyorsun.
[0:18:52.919] Bir konuşmanda şöyle demiştin. Plazmalojen seviyesi düştüğünde vücut
[0:18:57.600] diğer vitaminleri, mineralleri ve ihtiyaç duyduğu besinleri çok daha hızlı
[0:19:01.799] tüketmeye başlıyor. Yani demek istediğin vücudun kaybettiklerini yeniden yerine
[0:19:07.400] koymanın gerekliliği doğru mu? Evet, doğru. Ve sonra bir enflamasyon
[0:19:12.440] durumu ortaya çıktığında örneğin COVID veya long COVID geçiren kişilerde olduğu
[0:19:17.440] gibi ya da multiple skleroz gibi kronik enflamatuar hastalıklarda vücut sürekli
[0:19:22.840] bir iltihabi stres altına giriyor. Aynı durum otoimmün hastalıklarda örneğin
[0:19:28.080] SARS ya da benzeri rahatsızlıklarda da geçerli. Bu sürekli tekrarlayan
[0:19:32.320] biyokimyasal yük vücudun normalden çok daha fazla besin öğesi tüketmesine neden
[0:19:38.000] oluyor. İnsan vücudu aslında inanılmaz derecede dayanıklıdır. Ancak bizim
[0:19:42.600] beslenme düzenimiz tutarsızdır. Bazen dengeli bir öğünle B12 ve diğer faydalı
[0:19:47.919] besinleri alırız. Sonra birkaç gün boyunca vücudu desteklemeyen şeyler
[0:19:51.919] yeriz. Buna rağmen vücut bu düzensiz ve tutarsız besin akışına uyum sağlayacak
[0:19:57.159] şekilde evrilmiştir. Düşününce gerçekten mucizevi. Çünkü bu kadar dengesiz bir
[0:20:02.480] sistemde hala hayatta olmamız başlı başına bir başarı. Ama biz vücudumuza bu
[0:20:07.919] konuda yardım etmiyoruz. Tam tersine onu istikrarsız bir ortamda ayakta kalmaya
[0:20:13.240] zorlayarak daha da zor bir hale sokuyoruz. Ama artık bunu bilimsel
[0:20:18.120] olarak çok daha iyi yapabiliyoruz. Artık bu moleküllerin ne olduğunu biliyoruz.
[0:20:22.919] Asıl önemli olan sadece miktarlarını değil nasıl çalıştıklarını ölçmek. Bugün
[0:20:28.400] açıkça görebiliyoruz. Mitokondrilerin işlevi düzgün mü? Hücre zarları sağlıklı
[0:20:33.640] mı? Metilasyon sistemi, kas kalitesi ve kas yoğunluğu yerinde mi? Bunların hepsi
[0:20:39.360] net ölçülebilir veriler. Bu sistemleri yeniden dengelediğimizde vücudun
[0:20:44.320] fiziksel iyileşme sürecini adım adım izleyebiliyoruz. Bunu istersen kas
[0:20:48.840] yoğunluğu ölçümleriyle, istersen beyin taramalarıyla takip etmek mümkün. Eee
[0:20:54.320] ama çoğu insanın gözden kaçırdığı çok önemli bir nokta var. Beynimiz,
[0:20:58.880] kafatasımızın içindekini neredeyse unutuyoruz. İyi görünüyor muyum?
[0:21:03.400] Kaslarım güçlü mü? Vücudum formda mı diye düşünüyoruz ama beynimizde neler
[0:21:08.320] olup bittiğini hiç sorgulamıyoruz. Oysa bizimle çalışan pek çok kişi, örneğin
[0:21:12.840] 70'li yaşlarında olanlar hayatı boyunca hiç kaliteli bir beyin emarı
[0:21:17.320] çektirmemiş. Kalplerini, böbreklerini hatta vücutlarının her sistemini
[0:21:22.000] yakından tanıyorlar ama beyinlerindeki küçülmeyi tamamen görmezden geliyorlar.
[0:21:27.279] İnsanlar aslında korkuyor. Geçen gün annemle yemek yerken sohbet
[0:21:32.760] ediyorduk. Ben de dedim ki bunca yeni teknoloji var. Artık neler
[0:21:37.559] yapılabiliyor? İnanılmaz. O da bana, "Eğer bana bir şey olursa
[0:21:43.000] beni oraya götür." dedi. Ama öncesinde bilmemeyi tercih ediyor. Gerçi ona bir
[0:21:49.360] şey olacağını sanmıyorum. Çünkü yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları gerçekten
[0:21:54.120] çok iyi ama yine de şu anda bilmek istemem diyor. Aslında çoğu insan da
[0:22:00.320] böyle düşünüyor. Çünkü bugüne kadar hep şu mesaj verildi. Alzheimer tedavi
[0:22:05.480] edilemez. Ales tedavi edilemez. Parkinson tedavi edilemez. Hiçbir
[0:22:10.840] hastalık tedavi edilemez. Hal böyle olunca insanlar doğal olarak bilmeyi
[0:22:16.200] istemiyor. Çünkü öğrenmek onlara sadece korku ve çaresizlik hissi veriyor.
[0:22:23.000] Kesinlikle. Ama artık onu geride bıraktık. Ben tam iyileştirme deyimini
[0:22:27.520] pek kullanmayı sevmiyorum. Çünkü bizim yaptığımız şey aslında vücudun işlevini
[0:22:31.480] yeniden kazandırmak. Tam iyileştirme dediğinde hastalığa fazla güç vermiş
[0:22:35.480] oluyorsun. Mesela Alzheimer'dan iyileşiyorum ya da Parkinson'u
[0:22:39.200] iyileştiriyorum dediğinde sanki dışarıdan gelen bir etken seni ele
[0:22:42.799] geçirmiş ve sen de onunla savaşmaya çalışıyormuşsun gibi oluyor. Yani
[0:22:47.120] hastalığı dışsal bir düşman haline getiriyorsun ve bu da ona gereğinden
[0:22:51.120] fazla güç kazandırıyor. Bizim amacımız sağlığı ve işlevi geri kazandırmak ve
[0:22:55.960] artık beynin içine baktığımızda onun gerçekten yeniden büyüyebildiğini
[0:22:59.799] görebiliyoruz. Örneğin Lisa Grillo 30 yılı aşkın süre multiple skleroz
[0:23:04.480] hastasıydı ve bu yüzden 30 yıldır görme kaybı yaşıyordu. Biz onun görme yetisini
[0:23:09.320] yeniden kazandırmayı başardık. Yani optik sinir iltihabı ve multiple skleroz
[0:23:14.039] nedeniyle 30 yıl süren körlüğün ardından görme yolaklarının yeniden çalışmaya
[0:23:18.679] başladığını hem MRI görüntülerinde fiziksel olarak görebiliyoruz hem de o
[0:23:22.840] bunu nöroloğunun önünde açıkça gösterebiliyor. ALES hastalarının tekrar
[0:23:27.520] yürüdüğünü görebiliyoruz. İnsanların hareket edebildiğini ve nefes
[0:23:31.480] alışverişlerinin normal olduğunu görebiliyoruz. Uyku düzenleri de normal.
[0:23:36.080] ALES bizim karşılaştığımız hastalıklar arasında muhtemelen en zorudur. Çünkü
[0:23:41.279] ALS'de iyileşme için olan zaman aralığı çok dar. Diğer hastalıklarda bu pencere
[0:23:46.520] daha geniş oluyor. Üstelik ALES hastaları için dünya gerçekten çok
[0:23:50.960] acımasız. Bu hastalık tam anlamıyla yıkıcı ama Parkinson ya da Demans gibi
[0:23:56.120] hastalıklarda durum biraz daha farklı. Bu hastalıklarda iyileşme penceresi daha
[0:24:01.039] geniş. Mesela Parkinson'da dopaminerjik sistemi yeniden dengelemek artık oldukça
[0:24:06.240] rutin hale geldi. Demana da benzer şekilde kolinerjik sistemi yeniden
[0:24:10.480] canlandırmak mümkün. Plasmalogenler nedir? Çünkü bu
[0:24:14.600] hastalıkların hepsinde ortak kullandığım bir unsur var. Aslında en güçlü
[0:24:19.919] argümanın da bu. Yani plasmalogenlerin kaybı hikayenin geri kalanını
[0:24:25.159] başlatıyor. Evet. Plasmolegenler gerçekten önemli
[0:24:29.000] bir etken. Ama şunu her zaman vurguluyorum. Bu dünyada sihirli bir
[0:24:33.000] çözüm yok. Hayatını bir anda düzeltecek tek bir mucizevi şey yok. Tabii eğer o
[0:24:38.440] şeyde ciddi bir eksikliğin yoksa. Mesela B12 vitaminin çok düşükse ve gidip bir
[0:24:44.279] B12 iğnesi yaptırırsan kendini bir anda hayata dönmüş gibi hissedersin. Yani
[0:24:49.880] bazı durumlarda sorun çok net ve tek bir şeye bağlı olabilir.
[0:24:54.080] Plasmolajenler insan vücudu tarafından üretilen moleküllerdir. Vücut bazı
[0:24:58.880] maddeleri dışarıdan almak yerine kendi üretimine büyük ölçüde güvenir. Bu
[0:25:03.200] maddelerden biri kolesteroldür. Özellikle de beyinde. Bir diğeri ise
[0:25:07.360] plasmologenler. Örneğin beynindeki tüm plasmalenler ve kolesterol doğrudan
[0:25:12.640] beynin içinde üretilir. Plasmalen açısından bakarsak insanların beslenme
[0:25:17.440] yoluyla alabildiği tek kaynak aslında anne sütüdür. Anne sütü gelişmekte olan
[0:25:22.720] beyni destekleyen plasmolojen öncüllerini içerir. Bu yüzden yaşamın
[0:25:27.159] ilk 6 ayında sadece anne sütüyile beslenen bebeklerin beyin gelişimi mama
[0:25:31.720] ile beslenenlere göre çok daha iyi olur. Tabii bu istatistiksel bir fartır. Yani
[0:25:36.799] her emzirilen çocuğun üstün zekalı olacağı anlamına gelmez. sadece genel
[0:25:41.399] dağılımda bir kayma olduğunu gösterir. Örneğin tamamen anne sütü ile beslenen
[0:25:45.919] çocuklarda otizm oranı mama ile beslenenlere göre 3 kat daha düşüktür.
[0:25:50.640] Ama bu da anne sütü alan hiçbir çocuğun otizm geliştirmeyeceği anlamına gelmez.
[0:25:55.520] Bazı çocuklarda farklı nedenlerle yine de görülebilir. Tekrar plasmolojen
[0:25:59.880] konusuna dönersek bu molekül vücut için son derece önemli ve yüksek talep gören
[0:26:04.679] bir bileşiktir. Vücut bunu yoğun şekilde kullanır. Kalp zarlarının yaklaşık
[0:26:09.480] %50'si plasmologenlerden oluşur. Beyindeki sinir tellerinin yani
[0:26:14.360] aksonların yani sinir lifleri kaplamasında bulunan etanolaminlerin ise
[0:26:18.520] %70 ila 80'i plasmologen yapısındadır. Sinapslarda da aynı şekilde bulunur.
[0:26:24.000] Yani son derece kritik bir molekülden bahsediyoruz. Vücut enflamasyon
[0:26:27.840] yaşadığında ya da herhangi bir stres altına girdiğinde bu moleküller
[0:26:31.600] azalabilir ya da vücut bunları üretebildiğinden daha fazla
[0:26:34.480] kullanabilir. Sonuçta zamanla plasmologen seviyeleri düşer. İşte bu
[0:26:38.520] yüzden bu molekül çok kritik hatta sınırlayıcı bir bileşendir. E otizm tüm
[0:26:44.320] nörolojik bozukluklar arasında muhtemelen plasmologen en çok bağlı olan
[0:26:48.760] hastalık. Hatta çocuklarda doğrudan omega9 plasmologenlerin belirgin fayda
[0:26:54.240] gösterdiği ender durumlardan biri. Çünkü çoğu zaman onları geride tutan şey erken
[0:26:59.880] gelişim döneminde miyelin tabakası oluşturamamaları ve bunun da
[0:27:04.679] enflamasyondan kaynaklanması. Plasmologen öncüllerinin iki türü var.
[0:27:09.200] İlki omega9 yani oleik asit zeytinyağında bulunan tür. Bu molekül
[0:27:14.240] özellikle sinir liflerini saran miyelin tabakasını destekler. sadece beyinde
[0:27:18.960] değil çevresel sinirlerdeki miyelinleşme sürecinde de görev alır ve güçlü
[0:27:23.440] antienflamatuar özellik taşır. İkinci tür ise Omega3 plasmologen öncülü yani
[0:27:30.240] DHA içeren yapı. Bu daha çok uyarıcı plasmolojen. Sinapsların bir parçasıdır.
[0:27:36.200] Kas gücünü, kas hafızasını ve toparlanmayı destekler. Ama en önemlisi
[0:27:41.360] bilişsel bağlantıları yani düşünme ve öğrenme süreçlerini güçlendirir. Ben
[0:27:46.559] bunu hep şöyle anlatırım. Omega9 plusolajen eski tip radyolardaki ayar
[0:27:52.039] düğmesi gibidir. Sinir sinyalini netleştirir. Nöronlar arasındaki
[0:27:56.519] iletişimi temiz hale getirir. Omega3 plasmolu ajenler ise o radyonun ses
[0:28:02.159] düğmesidir. Sinyalin gücünü artırır. Sistemi daha canlı hale getirir. Sinir
[0:28:07.880] sistemin dengelendiğinde yani ayar tuttuğunda artık sesi açabilirsin ama
[0:28:13.600] sistem hazır olmadan kendini fazla zorlarsan duyduğun tek şey gürültü olur.
[0:28:19.120] Otizm buna çok net bir örnek. Bu yüzden plazmolagenler gerçekten hayati
[0:28:24.320] moleküller. Bizim çalışmalarımızda
[0:28:27.679] bu kadar merkezi bir rol oynamalarının nedeni de bu. Çünkü öncelikli olarak ele
[0:28:33.399] alındıklarında olumsuz sonuçlar üzerinde çok büyük fark yaratıyorlar. Mesela
[0:28:38.799] genel ölüm oranlarına baktığında plasmologen seviyesi düşük 65 yaşındaki
[0:28:44.240] birinin plasmologen seviyesi yüksek 95 yaşındaki biriyle aynı 5 yıllık yaşam
[0:28:50.760] şansına sahip olduğunu görüyorsun. Yani plasmologen seviyesi yüksek. 95
[0:28:56.039] yaşındaki birinin 100 yaşına kadar yaşama olasılığı %80 ama plasmologen
[0:29:02.039] seviyesi düşük. 95 yaşındaki birinin 100 yaşına ulaşma olasılığı yalnızca %20.
[0:29:09.039] Yani önümüzdeki 5 yıl içinde ölme ihtimali %80. Bu da plasmoljen
[0:29:14.279] seviyesinin yaşam süresi ve genel sağlık üzerinde ne kadar güçlü bir etkisi
[0:29:18.919] olduğunu gösteriyor. Plazmolagenlerden bahsetmeye
[0:29:22.840] başladığımızda insanlar bize hemen dikkat etmeye başlıyor. İşte o noktada
[0:29:27.080] diyoruz ki madem ilgini çektik hazır buradayken birkaç şeyi daha düzeltelim.
[0:29:31.840] Çünkü başka etkenler de bu dengeyi bozabiliyor. Ben bunu anlatırken hep
[0:29:36.360] 4m'den söz ediyorum. Vücudumuzda yaklaşık 30 trilyon hücre var ve biz
[0:29:41.039] aslında tek bir homojen kütle değiliz. Her hücre tıpkı bir evin duvarları gibi
[0:29:45.880] biyolojik zarlarla birbirinden ayrılıyor. Ama siz tahta ve alçıdan
[0:29:51.279] yapılmadınız. Vücudunuz aslında fosfolipitlerden oluşuyor. Bu maddeler
[0:29:55.360] hücrelerinizi çevreleyen duvarları oluşturuyor. Aynı bir evde olduğu gibi
[0:29:59.720] vücut da kendi içinde bölümlere ayrılmış durumda. Evinin içinde bir mutfağın, bir
[0:30:04.200] banyon ve bir yatak odan olabilir. Her biri farklı işlev görür ve biri diğerini
[0:30:08.480] etkilemez. İşte bu bölümlenme evin duvarları sayesinde mümkün olur. Vücudun
[0:30:12.960] da aynısını hücre zarlarıyla yapar. Düşünsene evinde sistem o kadar iyi
[0:30:17.919] işler ki fırınınla buzdolabın yan yana durabilir. Mutfağının bir köşesinde eksi
[0:30:23.360] 20 derecede bir alan varken hemen yanında fırında 300 derecede
[0:30:27.440] etirebilirsin. Bu düzen her alanın duvarlarla
[0:30:31.360] birbirinden ayrılması sayesinde mümkün olur. Vücudun da aynı şekilde çalışır.
[0:30:36.519] Bu ayrımı hücre zarları sağlar. Plasmalojenler ise bu zarların yapı
[0:30:41.240] taşıdır. Eğer vücut bu zarları düzgün oluşturamazsa içindeki süreçleri
[0:30:46.120] birbirinden ayıramaz. Bir işlev diğerine karışır ve sistemin dengesi bozulur.
[0:30:52.120] Yani 4 M'nin ilki hücre içi membranlar. İkincisi vücudun mitokondriyal
[0:30:58.200] fonksiyonu. Yaşlandıkça mitokondrilerimizin işlevi azalmaya
[0:31:02.320] başlar. Bu çoğu zaman kendi kendine gelişen bir süreçtir. Çünkü vücut uyum
[0:31:06.320] sağlar. Bir diğeri metil transfer ve en önemlilerinden biri de kas yoğunluğunu
[0:31:11.600] korumak. İnsanların çoğu bu konuya pek dikkat etmez. Çoğu kişi kalp damar
[0:31:16.559] sağlığına odaklanır. Ki bu elbette önemli ama yaşlandıkça kas kütlesini
[0:31:21.600] korumak sağlık ve uzun ömür açısından en belirleyici şeylerden biridir. Kaslar
[0:31:27.360] vücudun biyokimyasal dengesini büyük ölçüde düzenler. Ben her zaman şunu
[0:31:31.880] söylerim. Sağlık, enerji ve uzun ömür için odaklanman gereken 4 M var. Men
[0:31:37.200] branlar, plasmalojenler, fosfokolin ve yeterli kolesterol seviyeleri,
[0:31:41.600] mitokondrial fonksiyon, elektron taşıma zincirinin düzgün çalıştığından emin
[0:31:45.880] olmak gerekir. Metil transferaz insan vücudundaki zayıf halkalardan biridir ve
[0:31:51.159] kas yoğunluğu yaş aldıkça sağlığı korumanın anahtarıdır. Alzheimer'dan söz
[0:31:55.880] ettiğimizde de bunlar devreye girer. Çünkü Alzheimer'ın iki temel patolojik
[0:32:00.320] özelliği vardır. Biri beyindeki nörofibril düğümler, diğeri ise amiloid
[0:32:05.080] plaklardır. Beyindeki nörofibril düğümler aslında
[0:32:09.039] metil transferazdaki bozukluktan kaynaklanır. Yani bu düğümler metil
[0:32:12.679] transferazın yeterince iyi çalışmaması sonucu oluşur. Amiloid plaklar ise
[0:32:16.519] temelde hücre zarındaki bozulmadan ortaya çıkar ve bunun ana nedeni
[0:32:20.320] plasmalojen eksikliğidir. Başka bir deyişle beyindeki amiloid birikimi
[0:32:24.480] neredeyse tamamen plasmalojen yetersizliğinden kaynaklanır. Çünkü
[0:32:27.799] amiloid oluşumu doğrudan zarın yapısal bütünlüğü ile ilgilidir.
[0:32:31.960] Ve sonra insanlar başka alanlardan da bahsediyor. Mesela tip 3 diyabet denilen
[0:32:36.919] durumdan. Yani metabolik bir bozukluk. Bu tür durumlar enflamasyona, azalmış
[0:32:43.000] glikolize ve benzeri süreçlere yol açıyor ki bunların hepsi sonunda vücutta
[0:32:47.600] genel bir enflamasyon yükü oluşturuyor. Bu yük hem vücudu hem beyni etkiliyor.
[0:32:53.679] Bunu şöyle düşün. Diyelim ki bir sporcusun ve gribe yakalandın.
[0:32:58.559] Performansın düşer. Çünkü vücudun griple savaşmaktadır. Gripliyken antrenman
[0:33:04.039] yapamazsın. Yüksek performans bekleyemezsin. Neden? Çünkü vücudun aynı
[0:33:09.559] anda iki şeyle uğraşmak zorunda. Hem griple savaşmaya çalışıyor hem de sen
[0:33:14.639] maraton koşmaya kalkıyorsun. İkisini birden yapamaz.
[0:33:19.039] Aynı şey vücudunun herhangi bir yerinde ama özellikle beyinde enflamasyon
[0:33:23.799] olduğunda da olur. Yani beyninin düzgün çalışmasını bekleyemezsin. Çünkü
[0:33:28.159] üzerinde dikkati dağıtan ayrı bir yük vardır. İşte otizm durumu da burada
[0:33:32.240] devreye giriyor. Multiple skleroz büyük bir sorundur ama nörodeeratif
[0:33:36.760] hastalıklarımızın hepsi insan ya da hayvan fark etmez. Her bir nörodeeratif
[0:33:41.919] hastalık enflamasyonla ilişkilidir. Doğru mu duyduğum konuşmalarından
[0:33:47.360] birinde bipolar bozukluk ve şizofreniyi de bir bakıma aynı kategoriye koyduğunu
[0:33:52.600] söylemiştin. Evet, bunlar biraz özel durumlar ama
[0:33:57.200] doğru aynı çerçevede değerlendirilebilir.
[0:34:00.120] Bu hastalıkların temelinde de miyelinleşme yani sinir iletimi ile
[0:34:04.600] ilgili bir problem var. Fakat birbirlerinden farklılar. ikisi de çok
[0:34:08.560] belirli zayıf noktaları temsil ediyor. Baypolar bozukluk, protein kinaz C
[0:34:13.480] sisteminin aşırı çalışmasıyla bağlantılıdır. Yani aslında hücresel
[0:34:17.879] yapı sürekli hazırda bekler durumdadır. Biraz aşırı uyarılmış gibidir. Bu yüzden
[0:34:23.040] çok küçük bir uyarı bile sinirsel tepkileri tetikleyebilir. İşte bu da
[0:34:27.359] hipomani ya da mani dönemlerini açıklar. Aslında hafif düzeyde bipolar olan
[0:34:31.800] insanlar genellikle oldukça üretkendir. Hatta dünyadaki birçok yeniliyği,
[0:34:36.679] gelişmeyi ve ilerlemeyi bir ölçüde bu bireylere borçluyuz. Çünkü bu insanlar
[0:34:41.800] gerçekten yüksek zekaya, dinamizme ve bitmeyen bir enerjiye sahiptir. Risk
[0:34:46.960] alırlar, yaratıcıdırlar ve büyük işler başarırlar. Baypolar hastalar gerçekten
[0:34:52.399] olağanüstü kişilerdir. Ancak bu yüksek enerji düzeyini uzun süre sürdüremezler.
[0:34:57.480] Bir süre sonra tükenirler. çöküş yaşarlar ve bu durum özellikle beyin
[0:35:01.839] yaşlandıkça giderek daha yıpratıcı hale gelir. Zamanla bipolar atakları kontrol
[0:35:06.720] edemezler ve bu da yaşamlarını ciddi şekilde zorlaştırır. Yani bipolar
[0:35:11.320] bozukluk biyokimyasal olarak net tanımlanabilen bir hastalıktır. Bu
[0:35:15.599] nedenle tedavisinde de buna uygun farklı yaklaşımlar kullanılır. Şizofreni ise
[0:35:20.880] farklıdır. Benzer sorunlar taşır ama farklı bir enzim sistemindeki işlev
[0:35:25.040] bozukluğundan kaynaklanır. Yine de burada önemli olan bu sistemi nasıl
[0:35:29.480] kontrol altına alabileceğimizdir. Örneğin bipolardaki enflamasyonu
[0:35:33.520] azaltmak, sinir iletimini yeniden düzenlemek ve beynin bipoları kendi
[0:35:38.079] içinde dengeleme yeteneğini geri kazandırmak gerekir. Ama bunu yaparken
[0:35:42.640] bipoları tamamen baskılamaya çalışmak doğru değildir. Çünkü bazı durumlarda
[0:35:47.440] hala psikiyatrik ilaçlara ihtiyaç olur. Gerçekçi olmak gerekir. Biyokimyasal
[0:35:52.280] düzeyde elimizden gelenin çoğunu yapabiliriz. hem de oldukça fazla ama bu
[0:35:56.839] süreçte tamamen ideolojik davranmak zararlı olabilir. Eğer geleneksel tıp
[0:36:01.560] yöntemlerine ihtiyaç varsa onları da akıllıca kullanmak gerekir. Yani
[0:36:06.319] gerçekten işe yarayan ilaçları kullanmalı ama artık gerekli olmayan,
[0:36:11.280] sadece dayanak haline gelmiş ilaçlardan uzaklaşmalısın. Mesela biz birçok
[0:36:16.480] hastayı zamanla Ledopa veya Arisept gibi ilaçları bıraktırabiliyoruz. Çünkü
[0:36:22.319] hücresel sistem yeniden düzgün çalışmaya başladığında genellikle bu tür ilaçlara
[0:36:28.359] ihtiyaç kalmıyor. Ama bipolar bozuklukta çoğu zaman hala bir miktar ilaç desteği
[0:36:34.440] gerekir. Konuşmalarından birinde harika bir
[0:36:38.200] benzetme yapmıştın ve insanların hikayenin ortasında gerçeği fark
[0:36:44.040] ettiklerini söylemiştin. Bu tanımı gerçekten çok yerinde buldum.
[0:36:50.000] Evet. Bunu nörodejeneratif hastalıklar için söylüyorum.
[0:36:54.599] Doğru. Biz aslında biraz böyle programlanmışız değil mi? Çoğu zaman
[0:36:59.200] neden hükümet daha fazlasını yapmıyor? Bu büyük ilaç şirketleri neden herkesten
[0:37:04.000] faydalanıyor? Tıp sistemi neden bu halde? Gibi şeyler söyleriz. Ama
[0:37:08.839] sıfırdan belirli bir düzenden gelişmiş sistemleri suçlarken dikkatli olmak
[0:37:14.119] gerekir. Biz yani tıp camiası tıbbi desteğe duyulan ihtiyaç noktasında
[0:37:19.800] hareket ederiz ve bu da genellikle birinin kendini hasta hissetmesiyle
[0:37:24.680] başlar. Sağlıklıyken doktora gitmezsin değil mi? Benimle ilgili bir şey yolunda
[0:37:30.400] değil dersin ve akut bir sorununa yardımcı olabilecek birini ararsın. Bu
[0:37:35.200] bir döküntü olabilir, bir yara olabilir fark etmez.
[0:37:38.520] Yani akut tedavi gerektiren bir durumla uğraşıyorsun. Dolayısıyla günümüzde
[0:37:43.079] uyguladığımız tıp anlayışı tamamen önce semptom ilkesine dayanır. Bir semptom
[0:37:49.000] olması gerekir. Klinik olarak hissedebildiğin bir şeyin yanlış olması
[0:37:53.640] gerekir. Doktorun görevi de seni muayene edip bazı testler yapmak. Ardından
[0:37:59.240] teşhis açısından sende ne olduğunu bulmaktır. Diyabetin mi var ya da başka
[0:38:04.000] bir rahatsızlığın mı var? İşte bunlara göre bir tedavi süreci başlatılır. E bu
[0:38:08.319] tedavi yaklaşımı da temelde şu mantıkla geliştirilmiştir. Eğer acil servisteysen
[0:38:13.119] öncelikli hedef seni önümüzdeki iki saat içinde hayatta tutmaktır. Yani amaç seni
[0:38:17.720] o anda yaşatabilmektir. Yani bu tamamen akut tedaviye dayalı bir
[0:38:22.599] anlayıştır. Seni kısa vadede toparladıktan sonra eve gönderirim ve
[0:38:27.520] kendini yine kötü hissedersen gel derim. Tüm teşhis sistemimiz, tedavi
[0:38:32.440] yöntemlerimiz ve sağlık altyapımız bu mantıkla şekillenmiştir. Artık insanlar
[0:38:37.680] daha uzun yaşamaya başladı. Birkaç kuşaktır ortalama yaşam süresi oldukça
[0:38:43.160] iyi olan toplumlar haline geldik. Artık bulaşıcı hastalıklardan ölmekten pek
[0:38:48.040] korkmuyoruz. Erken ölüme yol açan nedenler de eskisi kadar endişe
[0:38:52.200] yaratmıyor. Son 50 yılda kazalar gibi erken ölüm nedenlerinde büyük ilerleme
[0:38:58.720] kaydettik. Yani kısa vadeli tedavi sistemi aslında oldukça başarılı.
[0:39:03.760] Örneğin bir trafik kazası geçirirsen bugün acil serviste alacağın müdahale 70
[0:39:09.960] yıl öncesine göre çok daha etkili olur. Bu konuda hakkımızı vermek lazım. Bunda
[0:39:15.480] gerçekten iyiyiz. Ama sonra doktorlardan şunu beklemeye başladık. Sadece bugünkü
[0:39:21.359] sorunu çözme, kronik yani uzun vadeli hastalıklarım konusunda da yardımcı ol.
[0:39:26.720] İşte mantıksal kopuş burada ortaya çıktı. Çünkü şu düşünceye dayanıyor.
[0:39:31.920] Eğer semptomlarını azaltırsam daha uzun mu yaşarsın ya da daha sağlıklı mı
[0:39:36.520] olursun? Hayır. İşte bu yüzden insanlar rahatsız. Artık daha uzun yaşıyoruz ama
[0:39:43.240] daha hasta bir şekilde diyoruz. Yani hastalıkla yaşam süremiz uzadı. Çünkü
[0:39:48.560] semptom odaklı tıp sorunun kökenine inmiyor. Sağlığa değil. yalnızca
[0:39:53.480] semptomlara odaklanıyor ama biz aslında nesiller boyunca aynı anlayışla yetişmiş
[0:39:58.680] bir sistemden düşünme biçimini tamamen değiştirmesini bekliyoruz. Yani kronik
[0:40:04.319] hastalıklarla nasıl başa çıkabilirim diye düşünmesini istiyoruz. Oysa onların
[0:40:09.200] bildiği tek şey akut yani kısa süreli hastalıkları tedavi etmek. Onlar şöyle
[0:40:14.839] düşünüyor. Akut hastalıkları sürekli tedavi edersem longevity sağlarım. Ama
[0:40:20.800] artık bunun doğru olmadığını biliyoruz. Çünkü insanların maksimum yaşam süresi
[0:40:25.560] aslında pek değişmedi. Sadece genç yaşta ölenlerin sayısı azaldı. Yani yaşlı
[0:40:31.280] ölümleri aynı kaldı. Sadece erken ölümler azaldı. Bu yüzden artık
[0:40:36.040] odağımızı onarıcı sağlık yaklaşımına çevirmemiz gerekiyor. Hastalığa ya da
[0:40:41.160] semptoma değil sağlık digin katmanlarına odaklanmalıyız. Düşünsene arabandaki yağ
[0:40:47.079] seviyesinin ne olması gerektiğini bilirsen motor arızasını beklemezsin.
[0:40:51.880] Vücudundaki sistemler olması gereken düzeyde değilse illa bir semptom ya da
[0:40:56.800] hastalığın olması gerekmez. Sadece bunu fark edip dengeye getirmek yeterlidir.
[0:41:02.400] Aslında hayatımızın diğer alanlarında hep bunu yapıyoruz. Buna önleyici tedavi
[0:41:07.240] diyoruz. Ama insan bedenine gelince hala hasta değilsem sağlıklıyım diye
[0:41:12.760] düşünüyoruz. Oysa bu doğru değil. Dışarıdan tamamen iyi görünsen de
[0:41:18.119] içeride sorunlar başlayabilir. Buna asemptomatik durum deniyor. Ben yaklaşık
[0:41:23.240] 30 yıldır hayatımı prodrom dediğimiz yani hastalık ortaya çıkmadan önceki
[0:41:28.680] dönemi en erken evresini incelemeye adadım. İnsanların hastalanmadan önce
[0:41:33.839] biyokimyasal olarak verdikleri sinyalleri tespit etmeye çalıştım. Çünkü
[0:41:38.400] birçok insan farkında olmadan vücudunda birer saatli bomba taşıyor. Kanser buna
[0:41:43.560] en iyi örneklerden biri. Çünkü kanserin biyokimyasal düzeyde erken tespiti son
[0:41:48.960] derece güvenilir bir yöntem. Artık hangi sağlık sapmalarının müdahale edilmezse
[0:41:54.400] ciddi sonuçlara yol açacağını belirleyebiliyoruz. Bu sürecin
[0:41:58.000] biyokimyasal temelini de özellikle kan testleri üzerinden ortaya koymak mümkün
[0:42:02.880] oldu. Peki senin kan tahlillerini
[0:42:05.560] değerlendirmeni ve test metodunu bu kadar özel kılan ne? Sisteminizdeki
[0:42:09.920] birçok doktor bile bu sonuçların ne anlama geldiğini ya da nasıl
[0:42:13.400] yorumlanacağını tam olarak bilmiyor. Aslında bu teknolojiyi ilk kez 1999'da
[0:42:18.040] geliştirdim. Yani yaklaşık 27 yıl önce Ion siklotron teknolojisine dayanıyor ve
[0:42:22.440] 7 Tesla gücünde büyük bir mıknatıs sistemi ile çalışıyor. Bu nedenle
[0:42:26.160] erişimi pek kolay değil ve zaten kendi başına oldukça maliyetli bir teknoloji.
[0:42:30.880] Bu teknolojiyi geliştirmemdeki ilk amaç insan biyokimyasının kanda binlerce
[0:42:35.559] farklı biyokimyasal ara madde barındırmasıydı. Bu maddelerin düzeyleri
[0:42:40.559] vücudun nasıl çalıştığını gösterir. Yani böbrekler düzgün çalışmıyorsa bazı
[0:42:45.839] değerler değişir. Pankreas iyi çalışmıyorsa ya da vücudundaki bazı
[0:42:50.680] sistemlerde aksama varsa bu biyokimyasal dengede mutlaka değişiklikler olur. Tüm
[0:42:57.599] bunları aynı anda toplu olarak ölçebilecek bir teknoloji yoktu. Bu
[0:43:01.599] yüzden hedefe yönelik olmayan metabolomik denen şeyi icat eden ilk
[0:43:06.160] kişi oldum. Gelişmiş iyon siklotron teknolojisinde.
[0:43:09.920] Bu teknolojiyi kullanarak bugüne kadar dünya genelinde 100 bindden fazla kan
[0:43:14.160] örneği inceledim. Amacım hastalık risk faktörlerini belirlemek ve bu
[0:43:17.920] farklılıkların nasıl ortaya çıktığını anlamaktı. Düşünsene farz edelim ki sen
[0:43:21.760] kız kardeşinle oturuyorsun ve o yumurtalık kanseri. Elbette ikiniz
[0:43:25.480] arasında bir fark var. kanınızda mutlaka biyokimyasal bir farklılık bulunuyor.
[0:43:29.720] Biz işte bu farkı tespit edebiliyoruz. Böylece bu dengesizliğin yani sapmanın
[0:43:34.839] vücutta nerede başladığını anlayabiliyoruz. Gelişmiş kan
[0:43:38.200] testlerinin temelinde de bu kapsamlı hedef dışı metabolomik analiz yaklaşımı
[0:43:42.640] yatıyor. Plazmolojenler ile demans, GTA ile kanserler, meme kanseri ve
[0:43:47.559] yumurtalık kanserinde uzamış aşırı aktivite VBT arasındaki ilişkiyi
[0:43:51.520] keşfeden şey budur. Önce vücudun doğal dengesini yani normal işleyişini
[0:43:55.640] tanımlıyoruz. Sonra biri bu dengeden sapmaya başladığında bu değişiklikleri
[0:43:59.599] tespit edebiliyoruz. Bir sonraki adımda şu soruyla karşılaşıyoruz. Peki şimdi ne
[0:44:04.800] yapacağız? Sadece şanssızsın deyip geçemeyiz. İşte burada genetik devreye
[0:44:09.359] giriyor. Elimizdeki veriler biyokimyasal veriler olduğu için bu sistemleri
[0:44:13.720] yeniden düzenlemek mümkün. Yani biyokimyasal olarak mühendislik
[0:44:17.240] yapabilir, bu sistemleri değiştirebiliriz. Bu noktada işin özü
[0:44:20.800] aslında tamamen matematik. Böylece stratejik biyokimyasal ara maddelere
[0:44:24.880] yöneldik. Yani plazmalojen öncüleri, fosfokolin programı gibi alanlara.
[0:44:29.400] Ayrıca piyasada 50 yıldır bilinen basit, etkili ve uygun fiyatlı takviyeleri de
[0:44:33.960] bu sürece dahil ettik. Bu biyokimyasal düzenlemeyi bilinçli ve
[0:44:38.559] hedefli bir şekilde yapıyoruz. Artık kan testleriyle bu sistemlerin sadece
[0:44:42.800] normale dönmekle kalmayıp en iyi seviyede çalışmaya başladığını da
[0:44:45.960] görebiliyoruz. Bir sonraki aşama şu: Artık bu süreci
[0:44:50.800] tamamladık. Peki şimdi yaptıklarımızın klinik ve fizyolojik olarak gerçekten
[0:44:55.880] insanlarda olumlu bir etkisi var mı? Bunu ölçebiliyor muyuza bakıyoruz?
[0:45:00.920] Semptomoloji açısından cevap net bir şekilde evet bu nörolojik hastalıklarda
[0:45:06.319] klinik iyileşmeyi çok ama çok güçlü bir şekilde görüyoruz. Peki son bir yılda ne
[0:45:10.880] değişti? Yaklaşık 3 şimdi ise 4. yılına giren bir çalışmam var. Gelişmiş MR
[0:45:16.079] teknolojisi üzerine yoğunlaşıyorum. Bunu ben de çok merak ediyorum.
[0:45:21.119] Bu sistem son derece gelişmiş. Beynin yapısını, kalınlığını ve sinir ağlarının
[0:45:25.160] bağlantılarını siyah, beyaz ya da renkli olarak net biçimde görmek mümkün. Bu
[0:45:29.319] bozulmaları giderdiğimizde beynin kendini yenilediğini artık somut olarak
[0:45:32.920] gösterebiliyoruz. Buna onarıcı nöroloji diyoruz ve sonuçlar tartışmaya yer
[0:45:37.280] bırakmıyor. Çünkü bir MR görüntüsünü taklit etmek mümkün değil. Lisa Grill 30
[0:45:41.680] yıl boyunca körken şimdi yeniden görebiliyor. Beynindeki bağlantıların
[0:45:45.520] güçlendiğini, yeni sinir uzantılarının oluştuğunu ve akson yoğunluğunun
[0:45:50.000] arttığını net bir şekilde görebiliyoruz. Peki bu yöntemle tam olarak kaç farklı
[0:45:55.280] şeyi görebiliyorsun? Çünkü çıkan sonuç sanki MR, SPC ve FMRI gibi birçok
[0:46:03.559] cihazların bir tür birleşimi gibi. Aslında sadece standart MR kullanıyoruz
[0:46:07.920] ama bu MR'da 10 ila 12 farklı çekim sekansı uyguluyoruz. Çoğu insan MR'ı
[0:46:13.160] içine girip bir tuşa basınca tek bir görüntü alınan basit bir cihaz sanıyor.
[0:46:17.119] Oysa böyle çalışmaz çok daha gelişmiş bir teknolojidir. Farklı ayarlarla
[0:46:21.079] birçok şekilde düzenlenip hassaslaştırılabilir. MR temelde bir
[0:46:24.280] mıknatıs sistemidir. Ancak bize protonların hareketini ölçme olanağı
[0:46:27.800] sağlar. Bu sayede beynin hacmini yani farklı bölgelerinin yapısını
[0:46:32.880] ölçebiliyoruz. MR'ı beynin kalınlığını görmek için ayarlayabiliyoruz ya da
[0:46:37.680] aksonlara sinir liflerine odaklanabiliyoruz. beyindeki kan akışını
[0:46:42.440] multiple sklerozla ilişkili olan yüksek yoğunluklu bölgeleri de
[0:46:46.079] inceleyebiliyoruz. Sonra işin işlevsel kısmına geçiyoruz.
[0:46:50.280] Beynin bir bölgesinin diğer bölgelerle nasıl bağlantı kurduğunu ve etkileşime
[0:46:54.480] girdiğini görebiliyoruz. Tüm bu verileri dijital olarak birleştiriyoruz. Böylece
[0:46:59.559] örneğin beyin korteksindeki incelmiş bölgelerin beyaz madde yollarındaki
[0:47:03.760] eksikliklerle ilişkili olduğunu, aynı bölgelerde kan akışının ve hacminin
[0:47:08.160] azaldığını görebiliyoruz. eee tüm bunları bir araya getirerek insan
[0:47:12.960] beyninin kapsamlı dijital bir haritasını oluşturuyoruz.
[0:47:17.680] Yani tek bir görüntüye bakarak karar vermiyoruz. aslında beynin farklı
[0:47:22.000] bölgeleri ve orada gerçekleşen süreçlerin birbiriyle tutarlı bir
[0:47:26.240] şekilde anlam ifade etmesi gerekiyor. Sorun şu ki bu tür ileri teknolojiler
[0:47:32.800] uzun süredir dünyanın çeşitli akademik merkezlerinde kullanılıyor. Ancak bunu
[0:47:38.720] ticari olarak uygulanabilir ve erişilebilir hale getiren kimse olmamış.
[0:47:44.160] Biz ise tüm yazılım mühendisliğini ve geliştirme sürecini kendimiz
[0:47:48.680] yürütüyoruz. İşte asıl zorluk da burada ortaya çıkıyor.
[0:47:51.960] Yani bu bağlantıları görebilmek depresyon ya da dikkat eksikliği ve
[0:47:55.160] hiperaktivite gibi durumları da anlamayı sağlıyor değil mi? Beyindeki bağlantı
[0:47:58.559] yoğunluğu hem düşük aktiviteyi hem de aşırı aktiviteyi net bir şekilde ortaya
[0:48:01.880] koyabiliyor. Kesinlikle tam olarak bunu görebiliyor.
[0:48:05.079] Beynin farklı bölgelerinin nasıl bağlantı kurduğunu net bir şekilde
[0:48:07.960] ortaya koyuyor. Bu yönteme fonksiyonel MR diyoruz. Evet efendim. Aray
[0:48:11.520] buna bolt sinyali deniyor. Beynin eş zamanlılığını yani hangi nöron ya da
[0:48:16.839] bölge aktive olduğunda diğer hangi bölgelerin onunla birlikte çalıştığını
[0:48:22.040] ölçüyor. Bu aktivite olumlu ya da olumsuz yönde olabilir. Fonksiyonel MRI
[0:48:27.760] sayesinde beynin iç bağlantı ağını görebiliyoruz. Enflamasyonlu bir beynin
[0:48:33.440] aslında oldukça düzensiz olduğunu fark ettik. Yani beyinde gereksiz bir sinyal
[0:48:38.040] karmaşası oluyor. Kendi beynimi yıllar içinde takip ettiğimde bunu net biçimde
[0:48:43.400] gördüm. Geçmişte yaşadığım beyin sarsıntıları nedeniyle yaklaşık 45 yıl
[0:48:48.920] boyunca farkında olmadan sarsıntı sonrası sendromu yaşamışım. Beyin
[0:48:54.000] taramamda bu durumu görünce beyin enflamasyonunun zamanla azaldığını
[0:48:58.520] izleyebildim. Artık beyin hacmim arttı. Sinir uzantılarımın yoğunluğu yükseldi.
[0:49:04.000] Kişisel olarak da görme yetim 17 yaşındaki halime geri döndü. Kas
[0:49:08.799] kontrolüm ve fiziksel gücüm ise 20'li ve 30'lu yaşlarımdakinden bile daha iyi.
[0:49:14.559] Üstelik o zamanlar sporcuydum. Yani artık bambaşka bir çağdayız. Tamamen
[0:49:19.119] nesnel bilim temelli bir dönemdeyiz ve artık tahmin yürütmüyoruz.
[0:49:25.119] Yani beyin aslında çok genç yaşta bir sarsıntı geçirmiş olsam bile ki ben çok
[0:49:30.400] küçük yaşta yaşamıştım. Her ne kadar beyin kendini iyileştirir desek de bazı
[0:49:35.960] sarsıntılarda bu tam olarak gerçekleşmiyor.
[0:49:39.280] İşte bu yüzden her beyin sarsıntısı bir sonrakine yakalanma riskini artırır.
[0:49:43.880] Çünkü beyin aslında kendini tam olarak iyileştiremez. Beyin etrafı hendekle
[0:49:48.359] çevrili bir kale gibidir. Dış dünyadan kendini korur. Ancak bir şey bu kalenin
[0:49:53.000] içine girerse dışarıdan yardım almak neredeyse imkansız hale gelir. Bu yüzden
[0:49:57.960] beyin kendini içeriden onarmak zorundadır. Sarsıntılar uzun vadeli
[0:50:02.200] enflamasyona yol açar. Otizmde benzer bir durumdur. 3 ila 5 yaş arasında
[0:50:07.559] otizmli bir çocuğun beyni enflamasyon altındadır. Aynı kişi 50 yaşına
[0:50:11.960] geldiğinde de bu enflamasyon devam eder. Yani beyindeki enflamasyon zamanla
[0:50:16.799] ortadan kalkmaz ve bu durum vücutta kalıcı hale gelir. Beyin buna uyum
[0:50:22.920] sağlamaya çalışır. İşte bu yüzden çok sağlıklı görünen, her şeyi doğru yapan
[0:50:30.000] profesyonel sporcular bile çok hızlı yaşlanır. Çünkü beyindeki bu tür
[0:50:35.160] enflamasyon yaşlanma sürecini hızlandırır.
[0:50:39.880] Doktor Goodov, sen bunun gelecekte standart bir tedavi yöntemi haline
[0:50:44.440] geleceğini söylüyorsun ama e henüz o noktada değiliz. Üstelik herkes sana ya
[0:50:49.480] da sistemine ulaşamıyor. Peki sana ulaşamayan insanlar için ne önerirsin?
[0:50:55.640] Şu anda önümde senin kan testin var. DHA, EPA gibi farklı değerler yer
[0:51:02.160] alıyor. Beni dinleyen pek çok kişi de aynı şeyi söylüyor. Yani tamam bu
[0:51:07.920] bilgiler çok değerli ama biz bunlara nasıl ulaşacağız diyorlar. Sen uzun
[0:51:13.760] yıllardır nörodejeneratif hastalıklar üzerine çalışıyorsun. Peki insanlara
[0:51:20.119] erken yaşta başlamaları gereken şeyler konusunda ne söylersin? Sadece yaşam
[0:51:25.480] tarzı açısından değil, hangi testleri yaptırmalı? Neler dikkat etmeliler?
[0:51:31.520] Rutin kan testleriyle de yapılabilecek bazı şeyler var. Elbette bizim çok daha
[0:51:36.280] gelişmiş test yöntemlerimiz var ve bunları dünya genelinde erişilebilir
[0:51:39.839] hale getirmek için çalışıyoruz. Şu anda Amerika'da geniş kapsamlı klinik
[0:51:43.880] araştırmalar yürütüyoruz. Kanada'da ise bir şehri tamamen programımıza dahil
[0:51:48.160] ettim. Orada bütün topluma ücretsiz olarak tedavi sağlıyoruz. Ayrıca
[0:51:52.359] dünyanın farklı yerlerinde yeni merkezler kuruluyor. Yani erişim konusu
[0:51:57.000] ve doktora ağı konusunda önemli bir altyapı var. İnsanlar uzaktan da destek
[0:52:01.000] alabiliyor. Fiziksel olarak Amerika'ya gelmeleri gerekmiyor.
[0:52:04.640] Hem burada hem de dünyanın farklı bölgelerinde yani senin gibi Esra
[0:52:08.880] uzmanlar aracılığıyla yardım almak mümkün. İnsanların dikkat etmesi gereken
[0:52:12.559] bazı temel değerler var. Aslında liste uzun ama birkaç tanesi özellikle önemli.
[0:52:16.280] Bunlardan biri açlık trigliserit düzeyi. Bu değeri mümkünse 100'ün altında yani
[0:52:19.960] yaklaşık 1.6 milimol civarında tutmak gerekiyor. Bir diğeri de kreatinin.
[0:52:23.720] Özellikle yaşlılarda bu çok önemli. Genelde kreatinin denince akla sadece
[0:52:27.440] böbrek yetmezliği geliyor ama aslında kreatinin düşük olması kas kaybı
[0:52:30.520] anlamına gelir. Yani bu değer bize sadece böbreklerin değil aynı zamanda
[0:52:33.960] kas kütlesinin ve vücudun genel dayanıklılığının durumunu da gösterir.
[0:52:36.680] Yani kas kaybını önlemek önemli. Bunun için de herkesin ulaşabileceği eski
[0:52:40.040] klasik kreatin takviyesi işe çok yara. Kolesterol seviyelerini sağlıklı
[0:52:43.880] aralıkta tutmak da çok önemli. Bu konu başlı başına bir saat konuşulabilir ama
[0:52:47.079] kısaca söylemek gerekirse toplam kolesterol düzeyi Amerikan ölçü
[0:52:50.040] birimlerine göre 220 ile 240 aralığında olabilir. HDL yani iyi kolesterol ise
[0:52:54.440] 50'nin üzerinde olmalı. Bu sağlık ve longevity için kritik bir bileşendir.
[0:52:58.280] Ayrıca homosistein düzeylerini de takip etmek önemli. Bu test genellikle
[0:53:01.920] doktorlar tarafından yapılabiliyor. Dolayısıyla düzenli olarak ölçtürmekte
[0:53:04.720] fayda var. Ayrıca vücuttaki enflamasyon düzeyini de takip etmek gerekiyor. Bunun
[0:53:08.280] için en yaygın kullanılan testlerden biri CRP yani G reaktif protein testidir
[0:53:12.640] ve dünyanın her yerinde kolayca yapılabilir. Bunlar işin temel adımları.
[0:53:15.640] Ben ürik asit seviyesinin de izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çoğu insan
[0:53:18.599] yüksek ürik asit düzeyinden yani gut hastalığından endişe eder. Oysa aslında
[0:53:22.160] ürik asitin düşük olması da en az yüksek olması kadar önemli. Temel B vitaminleri
[0:53:25.520] de çok önemli. Özellikle B1 ve B2. Ayrıca çoğumuz yeterince niyasin
[0:53:28.680] almıyoruz. Oysa eski usul nikotinik asit yani saf niyasin çok ucuz ama bir o
[0:53:32.520] kadar da etkili. Setil sistemi öyle. Oldukça ucuzdur ama çok etkilidir.
[0:53:36.520] Vücuttaki glutaton seviyesini yükseltmeye yardımcı. Aynı şekilde
[0:53:40.440] karnitin ve koenzim Q10 da önemli. Bunlar yıllardır bilinen takviyeler ama
[0:53:45.319] hala değerli çünkü gerçekten işe yarıyorlar. Üstelik pahalı da değiller.
[0:53:49.240] B vitaminlerini düzenli almak ve bazı temel destekleyici molekülleri yeterli
[0:53:52.920] düzeyde tutmak çok önemli. Özellikle vejetaryenlerin kolin seviyelerine
[0:53:56.280] dikkat etmesi gerekiyor. Kolin genellikle yumurta, karaciğer gibi yağlı
[0:54:00.319] hayvansal gıdalarda bulunur. Beslenme açısından bu tür gıdalar çok faydalı.
[0:54:04.000] Ancak katı vejetaryen beslenenler için durum daha zordur. Çünkü kolin
[0:54:07.280] seviyesini yüksek tutmak ve sülfür amino asitlerini yeterince almak kolay
[0:54:10.680] değildir. Bu nedenle en asetilsistein, karnitin ve kreatin gibi takviyeler bu
[0:54:15.480] eksikliği dengelemeye yardımcı olur. Bu tür şeyler özellikle vejetaryen
[0:54:19.520] beslenenler için çok önemli. Çünkü bazı maddeleri sadece bitkilerden almak
[0:54:23.400] mümkün değil. Biz bir bitki değiliz sonuçta. Bitkiler kendi yapılarını
[0:54:26.880] üretir. Tohumlar da yeni bitkinin gelişmesi için gerekli besinleri taşır.
[0:54:30.920] Yani doğaları gereği bir sonraki bitkinin büyümesine yardımcı olacak
[0:54:34.440] şekilde tasarlanmışlardır. Ama bitkilerin hücre duvarı vardır. Hücre
[0:54:38.079] zarı yoktur. Bizim vücudumuz ise tamamen farklı bir yapıya sahip. Evet,
[0:54:42.000] bitkilerden besin alıyoruz ama bitkiler memelilerin ihtiyaç duyduğu her şeyi
[0:54:45.359] içermez. Bu yüzden katı vejetaryen besleniyorsan mutlaka bazı besin
[0:54:49.040] öğelerini takviye olarak alman gerekir. Bir de temel mineraller var. Demir
[0:54:53.200] seviyene dikkat etmek çok önemli. Kan testinde anemi olmadığından emin
[0:54:56.640] olmalısın. Bu çok yaygın ama aynı zamanda takibi de oldukça kolay bir
[0:55:00.359] durum. Sonra çinko ve magnezyum gibi basit ama hayati mineraller geliyor.
[0:55:04.680] Gördüğün gibi liste uzayıp gidiyor. Ama bir an durup şunu düşünmek lazım.
[0:55:08.520] Aslında saydıklarımın hepsi son derece basit ama etkili şeyler. Dinleyen
[0:55:12.160] herkesin bu noktaya dikkat etmesini isterim.
[0:55:16.440] Bu saydıklarından herhangi birinin eksik olması bile vücuda zarar verebilir. Ama
[0:55:19.799] her şeyi tek ölçmeye takılıp kalmana da gerek yok. Önemli olan bu temel
[0:55:23.240] değerleri düzenli olarak takip eden bir sistem oluşturmak ve bunu yaşamının bir
[0:55:26.480] parçası haline getirmek. Ve tekrar söylüyorum tek bir sihirli bir ilaç yok.
[0:55:31.240] İlaç endüstrisinde şöyle düşünülüyor. Tek bir molekül geliştireceğim. Bu ya
[0:55:35.079] dopamin üretimini artıracak ya da belirli bir reseptörü bloke edecek. Ama
[0:55:38.319] gözden kaçan şey şu: İnsan vücudu yalnızca bu tek moleküllerle değil,
[0:55:41.880] sayısız farklı bileşenin birlikte çalışmasıyla ayakta kalıyor. Yani iş
[0:55:46.200] sağlığı geri kazanmaya değil de tek bir hastalık ya da belirli bir semptomla
[0:55:50.880] mücadeleye odaklandığında elbette o semptom için özel bir ilaç
[0:55:55.720] geliştirilebilir ve belli bir etki de elde edilebilir. Ama sağlığı geri
[0:56:01.119] kazandırmak istiyorsan bu tek bir şeyle olmaz. Bunun için birden fazla unsurun
[0:56:06.760] birlikte çalışması gerekir ve bunların etkisi vücudun işleyişinde net bir
[0:56:11.880] şekilde ölçülebilir. En önemli soru şu. Nasıl hissediyorsun?
[0:56:15.680] Ben insanlara hep şunu söylüyorum. Neden bilmiyorum ama hep 3 m aklıma geliyor.
[0:56:19.400] Bana göre yaşanmaya değer bir hayatın 3 M'si var. İlki mood yani ruh hali.
[0:56:23.880] Kendini iyi hissetmek istersin değil mi? Bu hayatta sabah kalkmak için bir
[0:56:27.359] nedenin, bir amacın olmalı. İnsanlar yaşlandıkça bu amacı kaybediyor.
[0:56:31.000] Çocuklar büyüyor. Hayat değişiyor. Ama burada olman için bir nedenin olmalı.
[0:56:35.079] Asla emekli olmamalısın. Çünkü emeklilik ölüm gibidir. Emeklilik kendi ölümüne
[0:56:39.359] tarih belirlemek gibidir. Bunun yerine bu hayatta bir sonraki hedefim ne diye
[0:56:43.400] sormalısın. Her sabah kalkmak için bir nedenin olmalı. İkinci Mobility yani
[0:56:47.960] hareketlilik. kalkabilmen, torunlarınla oynayabilmen, eşinle vakit geçirebilmen,
[0:56:52.240] istediğin şeyleri yapabilmen gerekir. Yani bedenini aktif tutmalısın, hareket
[0:56:56.039] etmelisin. Üçüncü ise mental accurity yani zihinsel keskinlik
[0:57:00.240] düşünebilmelisin. Bu dünyayla stratejik bir şekilde etkileşime girebilmelisin.
[0:57:04.319] Bu üç emeği yani mood, mobility ve mental accurity koruyabilirsen hayatta
[0:57:09.079] kalmakla kalmaz gerçekten yaşarsın. İstersen dördüncü bir em ekleyebilirsin.
[0:57:13.319] Muscle yani kas gücü. Ama esas odaklanmamız gereken şeyler bu üç temel
[0:57:17.480] unsurdur. Çünkü bu temel sağlam olduğunda diğer her şey kendiliğinden
[0:57:20.920] yoluna girer. Ruh haline odaklanırsan hayatındaki toksik ilişkilerden
[0:57:25.680] kurtulursun. Vücuduna ve zihnine neyi aldığın çok önemli. Çünkü her şey orada
[0:57:30.599] kalır seni şekillendirir. Unutmamak gerekir ki bedenimizin uyum sağladığı
[0:57:35.160] ortamı biz yaratıyoruz. Peki beyin için MR ne zaman yapılmalı?
[0:57:39.359] Tamamen sağlıklı görünen biri için bile hangi yaşta yapılması uygun olur? Tabii
[0:57:43.119] ki sonucu bir uzmanın değerlendirmesi gerekir.
[0:57:45.680] Aslında oldukça ilginç. Genç beyinlere baktığında gerçekten muhteşem
[0:57:50.079] görünüyorlar. MR bunu açıkça gösteriyor. Gençlerde genellikle beyin sarsıntısı
[0:57:54.799] gibi bir durum yaşandığında ileri düzey MR çekimi yapılıyor. Ama çoğu insan için
[0:57:59.799] yaklaşık 40 yaş civarında ilk kapsamlı longeviti MR'ını çektirmek iyi bir fikir
[0:58:04.680] olur. Çünkü beyin genel olarak 40 ile 60 yaş arasında en sağlıklı dönemini yaşar.
[0:58:10.760] Bu kişinin genel sağlık durumuna göre değişebilir ama bu süreçte beyin hala
[0:58:15.319] gelişmeye devam eder. Sonrasında ise bir noktada zirveye ulaşır. Örneğin
[0:58:19.520] miyelinleşme oranı gibi süreçler genellikle 50 yaş civarında en yüksek
[0:58:23.599] seviyeye çıkar. İşte bu yüzden o dönemde beyni kontrol ettirmek en doğru
[0:58:27.960] zamandır. O yaştan önce beyin hala gelişme sürecindedir. Bu noktada mesele
[0:58:32.799] biraz maddi imkanlarla ilgilidir aslında ama eğer beynini daha erken dönemde
[0:58:37.599] takip etme şansın varsa kesinlikle yap. Yine de pratik açıdan bakarsak 40'lı
[0:58:42.880] yaşlar ilk kapsamlı ve gelişmiş MR çektirmek için en uygun dönemdir.
[0:58:48.280] Geçmişte fark edilmemiş bir beyin sarsıntın ya da başka bir sorun olup
[0:58:52.039] olmadığını öğrenebilirsin. Hatta farkında olmadan multiple skleroz
[0:58:55.839] geçirmiş bile olabilirsin. Çoğu zaman beyinde lezyonlar bulunur. Bunlar beyaz
[0:59:00.440] maddeyle ya da mitokondri işlevleri ile ilgili sorunlara işaret eder. Ancak kişi
[0:59:04.599] hiçbir belirti göstermeyebilir. Eee, nörolog genelde şöyle der. Eğer lezyonun
[0:59:09.079] var ama semptom yoksa o zaman MS'in de yok. Ama ben buna katılmıyorum. Çünkü
[0:59:13.280] beynimde beyaz lekeler olmaması gerektiğini biliyorum. Bu sağlıklı bir
[0:59:16.400] durum değil. Belirti göstermesem bile bunun normal olmadığını fark ediyorum.
[0:59:20.000] Ya sağlıklı bir beynin nasıl görünmesi gerektiğini biliyorum ve bu o değil. Bu
[0:59:23.240] yüzden bu durumu düzeltmek için harekete geçmem gerekiyor. Bence bu konularda
[0:59:26.839] erken davranmak geç kalmaktan çok daha önemli. İsterseniz 20'lerde ya da
[0:59:31.599] 30'larınızda da bir MR çektirip her şey yolunda mı diye kontrol
[0:59:35.760] ettirebilirsiniz. Her şey normalse tamam. Sonra belki 10 yıl sonra bir tane
[0:59:40.640] daha çektirirsiniz. Yaş ilerledikçe bunu biraz daha sık yapmak gerekir. Ben şu
[0:59:45.440] anda 50'li yaşlarımın ortasındayım. 52 yaşımda her yıl MR çektirmeye başladım
[0:59:50.640] ve beynimin yaşının gerilediğini görebiliyorum. Beynim güçleniyor,
[0:59:54.039] büyüyor, kalınlaşıyor. Yani tam anlamıyla gençleşiyor. Bu yaş grubu için
[0:59:58.400] yani benim gibi 50'lerinde olanlar için yılda bir kez çektirmek uygun. Zamanla
[1:00:03.319] bu denge oturacaktır. Şu anda beynimin kendi denge noktasına ulaştığını
[1:00:08.359] söyleyebilirim. Eee, bu seviyeyi koruduktan sonra belki artık her yıl
[1:00:13.079] değil birkaç yılda bir kontrol yeterli olur.
[1:00:16.880] Bir şey merak ediyorum. Klasik nörologlar arasında Alzheimer ve diğer
[1:00:22.799] nörodejeneratif hastalıkların tersine çevrilemeyeceği düşüncesi hala çok
[1:00:28.799] yaygın. Bu konuda birçok nörologla konuştum. Çoğu dudaklarının kenarında
[1:00:36.400] hafif bir alay ifadesiyle sen ve doktor Bredesen gibi isimler için kitaplar
[1:00:43.319] yazıyorsunuz. Hastalarınızla örnekler sunuyorsunuz ama hala tam olarak
[1:00:49.200] kanıtlanmış değil." diyorlar. Peki neden böyle? E sonuçta onların da senin ya da
[1:00:55.319] benim kadar bu konuyla ilgilenmesi en az bizim kadar endişelenmesi gerekmez mi?
[1:01:07.559] Bunun iki hatta üç nedeni var. Birincisi küresel epidemiyolojik açıdan
[1:01:12.520] bakıldığında aslında söyledikleri doğru. Şu anda Alzheimer, Parkinson ya da
[1:01:17.079] benzeri nörolojik hastalıklar için kesin bir tedavi yok. Klasik nöroloji bakış
[1:01:21.319] açısıyla bu bilimsel olarak doğru kabul ediliyor ama aynı zamanda onların elinde
[1:01:25.880] gerçekten güçlü, doğrulanmış veriler olmadan bu düşünceyi değiştirmeleri de
[1:01:29.880] kolay değil. İşte bu yüzden biz gelişmiş MR teknolojisi ile yürüttüğümüz geniş
[1:01:34.680] kapsamlı klinik çalışmalar yapıyoruz. Eee, çünkü bu alanda çalışan bizlerin
[1:01:39.640] geleneksel sistemin yaptıklarımızı benimseyebilmesi için gerekli bilimsel
[1:01:43.520] kanıtları ortaya koyma sorumluluğu var. Ve dürüst olmak gerekirse biz bu konuda
[1:01:47.920] henüz yeterince zor, titiz çalışmayı yapmış değiliz. Pfer gibi şirketlerle
[1:01:52.799] tartışıyoruz ama onlar en azından gerçekten klinik deneyler yapıyor. Bir
[1:01:56.599] ilacı beğenmeyebilirsin ama denemelerini yürütüyorlar, emek veriyorlar, kanıt
[1:02:00.400] üretiyorlar. Yani burada sorumluluk bizde. Bizim alanımızda da aynı bilimsel
[1:02:05.000] titizliği göstermemiz, iddiamızı somut verilerle kanıtlamamız gerekiyor. Bu
[1:02:09.279] birinci neden. İkinci neden ise şu: Klasik nörologlar esas olarak teşhis
[1:02:13.599] koymakla ilgileniyor. Zihniyetleri, tedavi nasıl edilir değil, hastalık
[1:02:18.079] nasıl tespit edilir üzerine kurulu. Benim yaşadığım çok ağır vakalar oldu.
[1:02:22.279] Mesela leukodistrofi teşhisi konmuş çocuklara, "Eve gidin artık yapacak bir
[1:02:26.359] şey yok." denmişti. Ama o çocuklar şimdi okula gidiyor. Beyinleri yeniden
[1:02:30.039] gelişiyor. Aynı şekilde RCDP gibi ölümcül bir hastalığı olan çocuklar
[1:02:35.160] bugün normal şekilde büyüyüp gelişiyor. Fakat bu tür sonuçlar çoğu zaman
[1:02:39.279] görmezden geliniyor. Sorun şu ki nörologlar temelde teşhis odaklı
[1:02:43.760] çalışıyor. Hasta gelir muayenesini yaparlar. Sonra çoğu zaman aile
[1:02:48.119] hekiminize gidin derler. Yani doğrudan müdahale eden tarafta değiller. Onların
[1:02:52.839] görevi teşhis koymak, tedavi üretmek değil. ellerindeki sınırlı tedavi
[1:02:57.240] listesine bağlı kalırlar ve genelde kendilerini riske atmamak için bu
[1:03:01.520] sınırların dışına çıkmazlar. Çünkü hayır demek onlar için daha güvenlidir. Evet
[1:03:06.039] dediklerinde başarısız olma ihtimali vardır ama hayır dediklerinde hiçbir
[1:03:09.960] risk almazlar. Sonuçta başarısızlık her zaman garanti. Başarı ise her zaman
[1:03:14.720] ürkütücüdür. Üçüncü neden şu: Eğer gerçekten başka bir şey yapılabileceğini
[1:03:20.559] kabul ederlerse bu iki sonucu beraberinde getirir. Birincisi bunu
[1:03:26.079] kabul ettikleri anda bir şey yapmak zorunda kalırlar. Yani eğer evet bu işe
[1:03:31.160] yarıyor görüyorum bu yaklaşım bu hastalıkta etkili olabilir derlerse o
[1:03:36.400] andan itibaren sorumluluk da onlara geçer. Çünkü bunu kabul ettiklerinde
[1:03:41.960] artık harekete geçmeleri gerekir. O noktada kendilerini bir çıkmazın içine
[1:03:47.079] [ __ ] Çünkü şöyle diyorlar: "Evet inanıyorum ama bu benim alanım değil.
[1:03:52.760] Elimden bir şey gelmez. Yetkim yok." Yani kabul etseler bile sistemin
[1:03:57.440] sınırları içinde sıkışıp kalıyorlar. Bir yandan da onları tamamen suçlamamak
[1:04:01.799] gerekiyor. Sonuçta çoğu 20 yılı aşkın bir süredir insanların bu hastalıklardan
[1:04:07.039] öldüğünü görerek yaşıyor. Bu kadar acıya tanık olduktan sonra ister istemez biraz
[1:04:12.400] duygusal olarak köreliyorlar, umutsuzlaşıyorlar. Bizim tarafımızdan
[1:04:16.640] bakıldığında yeni gelişmelerin onlara ulaşması için biraz zaman ve alan
[1:04:21.039] tanımamız gerekiyor. Sonuçta her meslekte olduğu gibi bu alanda da iyi
[1:04:25.640] doktorlarda var, kötü doktorlarda. Durum genel olarak böyle işliyor ve ben bunu
[1:04:30.119] sürekli görüyorum. Ama ilginç olan şu: Pek çok nörolog ve uzman özel olarak
[1:04:34.880] konuştuğunda aslında bu gelişmelere oldukça açık ve heyecanlı. Örneğin
[1:04:39.559] babamın kanser tedavisinde ve benzer vakalarda gerçekten başarılı sonuçlar
[1:04:44.240] elde ettik. Onkologlar ve diğer doktorlar da bunu uzaktan güvenli bir
[1:04:48.720] mesafeden izliyorlar ama meraklarını ve ilgilerini gizleyemiyorlar.
[1:04:54.079] Biz bu işe kimsenin yaptığı çalışmaları küçümsemek ya da değersizleştirmek
[1:04:59.400] amacıyla yaklaşmıyoruz. Amacımız destek olmak, mevcut sistemin
[1:05:04.359] yanında tamamlayıcı bir rol üstlenmek. İnsan sağlığını koruma sürecine ek bir
[1:05:09.920] araç kazandırıyoruz aslında. Bu nedenle çatışmacı bir yaklaşımı bırakıp hadi bu
[1:05:15.720] sürece birlikte katkı sağlayalım demek gerekiyor. Ve çoğu zaman doktorlar da
[1:05:20.799] şöyle diyor: "Tamam belki ben buna inanmıyorum ama kimseye zarar vereceğini
[1:05:25.880] de düşünmüyorum. O yüzden devam edin. Bazen sana öyle bir tavırla
[1:05:30.119] yaklaşıyorlar ki sanki başını okşayıp tamam sen de bir dene bakalım der gibi
[1:05:34.880] yani. Ama ben hastalarıma her zaman şunu söylüyorum. Tüm rutin doktor
[1:05:40.000] kontrollerine gitmeye devam edin. Çünkü geleneksel sağlık sistemi ilerlemenizi
[1:05:45.240] takip etme konusunda oldukça başarılıdır. Bu sistemin en güçlü yanı
[1:05:50.359] düzenli olarak kayıt tutmasıdır. Sağlık durumunuz kötüleştiğinde ya da
[1:05:54.680] iyileştiğinde bunu belgelerler. Bu yüzden bu sistemi kendi avantajınıza
[1:05:59.359] kullanabilirsiniz. Rutin kontrollerinize gidin ve aynı zamanda kendi
[1:06:04.000] uygulamalarınızı da sürdürün. Bizim görevimiz bu yeni yaklaşımları zamanla
[1:06:09.000] mevcut sisteme entegre etmektir. Benim görevim ise bir girişimci olarak
[1:06:13.599] laboratuvarlar kurmak, altyapı oluşturmak, insanları eğitmek ve bu
[1:06:18.279] süreci bilimsel temelde ilerletmektir. Bunu öyle bir noktaya getirmeliyiz ki
[1:06:23.039] kamu kurumları bu yöntemleri resmi olarak tanısın ve desteklesin. Şu anda
[1:06:27.640] tam olarak bu geçiş dönemindeyiz. İnsanlar sabırsız ve hemen sonuç almak
[1:06:31.960] istiyor. Bunu anlıyorum. Ancak yapmamız gereken şey sabırla çalışmaya devam
[1:06:36.799] etmek. Doktor Goodow podcast'i bitirmeden önce
[1:06:40.599] merkezinden biraz bahseder misin? İnsanlar orayı daha iyi tanısın. Ne
[1:06:45.000] amaçla kurulduğu? Ne kadar süredir faaliyet gösteriyor ve orada tam olarak
[1:06:49.079] neler yapıyorsunuz? Çünkü umutsuzluğa kapılan pek çok insan sadece hikayeleri
[1:06:54.279] değil, merkezin nasıl bir yer olduğunu duyarak bile yeniden umut bulabilir.
[1:06:59.680] Evet. Tabii bizim organizasyonumuzun adı Dror Good Perpetual Health. Bu yapı
[1:07:06.640] belirli protokollere dayalı sağlık programlarını yürütüyor. Dünyanın dört
[1:07:11.359] bir yanındaki insanlarla birlikte çalışıyoruz. Onların kan tahlillerini,
[1:07:16.160] ilerlemelerini ve birebir süreçlerini takip ediyoruz. Kanada'da ayrıca
[1:07:21.079] Restorative Health Center adını verdiğimiz özel bir merkezimiz var.
[1:07:25.279] Burası fiziksel olarak insanların gelip yaşayabildiği bir yer. E genellikle
[1:07:30.039] program 3 aylık bir konaklama ile başlıyor ama toplamda 6 aylık bir süreci
[1:07:34.799] kapsıyor. Daha sonra da uzun vadeli bir takip ve sürdürülebilirlik programı
[1:07:39.640] uygulanıyor. Çünkü genelde şunu görüyoruz. Bir hastalığın belirtileri
[1:07:44.039] ortaya çıktığında bu aslında yıllardır süren bir yaşam düzeninin sonucudur.
[1:07:49.400] Yani bazı alışkanlıklar farkında olmadan seni bu noktaya getirmiştir. Bu yüzden
[1:07:55.119] yaşam tarzını sıfırlamak gerekir. Artık bunu ciddiye alıyorum demek gerekir. Bir
[1:08:00.599] hastalığı yarı zamanlı ilgilenerek yenemezsin. Beynini, bedenini ve zihnini
[1:08:05.440] bu sürece bütünüyle odaklaman gerekir. Bizim Kanada'daki Mo Jov merkezimiz tam
[1:08:11.599] olarak bu amaca hizmet ediyor. Katılımcıların kendi özel odaları var.
[1:08:15.920] Burası bir hastane değil. Daha çok konforlu bir konaklama tesisi. Hatta bir
[1:08:20.920] otel havasında. Amaç insanları hayata yeniden dahil etmek. Örneğin demans
[1:08:26.000] hastaları burada alışverişe çıkar, yemek yapar, topluluk içinde aktif olur. Tüm
[1:08:30.799] yemekler ve besin takviyeleri programın bir parçası olarak sunuluyor. Biz buna
[1:08:36.120] öz yönlendirmeli araştırma programı diyoruz. Yani biz tıbbi bir merkez
[1:08:40.560] değiliz. Daha çok rehberlik eden bir ekibiz. Eee, hastalara biz sana Everest
[1:08:45.799] dağını tırmanmanda yardımcı olacağız. Rehberim biziz ama tırmanışı sen
[1:08:49.560] yapacaksın diyoruz. Biz burada eğitim, destek, rehberlik ve yapı sağlıyoruz.
[1:08:54.799] Amacımız her katılımcının önce yaşam yönünü değiştirmesini sağlamak. Mesela
[1:08:59.640] bir demans hastası artık daha net düşünüyorum, daha rahat hareket ediyorum
[1:09:04.279] ve artık gidişatı değiştirdim diyebilmeli.
[1:09:08.359] Bizim amacımız bu değişimi desteklemek ve sürdürülebilir hale getirmek. Çünkü
[1:09:12.560] mesele tamamen değişimle ilgilidir. Nörodejeneratif bir hastalığı olan
[1:09:16.759] herkesin zamanla yarıştığını biliyoruz. Zaman burada en büyük düşman. Her ay,
[1:09:21.839] her 6 ay, her yıl geçtikçe kişi biraz daha geriye gidiyor, biraz daha
[1:09:26.319] kaybediyor. Zaman ilerledikçe hastalık ilerliyor. Ama biz bu döngüyü kırmak
[1:09:31.000] istiyoruz. Zamanı düşman olmaktan çıkarıp müttefik haline getirmek
[1:09:34.920] istiyoruz. İnsanlar artık her geçen gün kötüleşiyorum demek yerine her geçen gün
[1:09:40.159] biraz daha iyileşiyorum diyebilmeli. Zaman artık onların lehine işlemeli.
[1:09:44.719] Eğer programı uygulamaya devam eder ve bu yeni alışkanlıkları sürdürürlerse
[1:09:49.120] zaman artık onların yanında olur. Artık zamandan korkmalarına gerek kalmaz. Tam
[1:09:53.679] tersine zamanı benimseyip yaşamaya devam edebilirim ve her geçen gün biraz daha
[1:09:58.640] iyi olabilirim diyebilirler. Bizim için en önemli hedef budur. Biz kimseye hızlı
[1:10:04.159] çözüm vadetmiyoruz. Bu bir sihirli değnek değil. Biz bu işe uzun vadeli,
[1:10:09.960] emek isteyen ama hayat değiştiren bir süreç diyoruz. Amacımız insanların yaşam
[1:10:15.400] yönünü değiştirmelerini sağlamak ve bunu sistemli bir yaklaşıma oturtmak.
[1:10:19.920] katılımcıların etrafında onlara düzenli olarak destek olan bir ekip bulunur. Bu
[1:10:24.760] ekip onların durumunu izler, nasıl hissettiklerini sorar ve ilerlemelerini
[1:10:28.840] takip eder. Aslında en zor ama en değerli kısım da tam olarak bu. Tabii
[1:10:34.040] işin bir de yaşamsal tarafı var. Sonuçta herkesin bir hayatı var. Aile,
[1:10:38.640] sorumluluklar, dikkat dağıtan pek çok şey. Peki tüm bunların içinde bu
[1:10:43.360] iyileşme sürecini nasıl mı sürdürebilirsin? Asıl mesele de bu
[1:10:47.120] zaten. Çünkü bu süreci sürdürebilmek kimin başarılı olup kimin olamayacağını
[1:10:52.280] belirliyor. Ben bağımlılık tedavisi yapıyorum.
[1:10:56.080] İnsanları rehabilitasyon merkezine gönderdiğimde çoğu bir ayda her şeyin
[1:11:00.120] değişeceğini sanıyor. Ben de onlara diyorum ki, "Bir ayda hiçbir şey
[1:11:03.320] değişmez. Önce bunu kabul et." Eee, hemen ardından, "Ama ben o kadar
[1:11:07.040] kalamam." diyorlar. Ben de, "Peki ben ne kadar kaldım biliyor musun?" diye
[1:11:10.640] soruyorum. Cevap veremiyorlar. 4,5 ay diyorum. O anda gözleri büyüyor, şok
[1:11:15.560] oluyorlar. Evet. Çünkü en az o kadar süre sadece ne yapman gerektiğini
[1:11:19.520] anlamak için bile gerekiyor. Ama asıl değişim bundan sonra başlıyor. Bu ömür
[1:11:24.000] boyu sürecek bir yolculuk. Sadece rehabilitasyona gitmekle hiçbir şey
[1:11:28.320] kalıcı olarak değişmez. Bu hayatının tümünü dönüştürmekle ilgilidir. Düşünme
[1:11:33.239] biçimin, yaklaşımın, yediklerin, içtiklerin, yaşam tarzın hepsi bu
[1:11:37.440] sürecin bir parçasıdır. Ve bu alışkanlıkları sürdürebilmek,
[1:11:41.360] onları tekrarlayabilmek çok önemli. Bu arada Kanada'daki merkezimiz aslında bir
[1:11:45.080] rehabilitasyon merkezi. Başlangıçta travma ve istismar üzerine kurulmuştu.
[1:11:49.560] Cinsel, fiziksel ya da madde bağımlılığı yaşayan insanlara destek veriyorduk.
[1:11:53.360] Şimdi biz nörodejeneratif hastalıkları da bir tür travma olarak ele alıyoruz.
[1:11:57.600] Çünkü bu hastalıklar hem hastayı hem de ona bakan kişiyi derinden etkiliyor.
[1:12:02.320] Adeta travmatize ediyor. Ayrıca artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki kimsenin
[1:12:06.480] gerçekten zamanı yok. Herkes sürekli acele içinde. Oysa bazen biraz
[1:12:10.560] yavaşlamak, durmak ve gerçekten ilgilenmek gerekiyor. İnsanlarla
[1:12:13.960] ilgilenmek, onlara zaman ayırmak, gerçek anlamda tedavi etmek artık neredeyse
[1:12:17.960] unutulmuş bir şey haline geldi. Bu da aslında bugünün en büyük sorunlarından
[1:12:21.600] biri. İnsanlar adeta bir yere konuluyor, depolanıyor. Elbette dünyanın tüm
[1:12:26.000] problemlerini çözemeyiz ama en azından bir kısmına dokunabiliriz. doğru bakış
[1:12:29.159] açısına sahip olan ve bu sürece gerçekten uyum sağlayan kişiler için
[1:12:32.199] sonuçlar gerçekten hayatlarını değiştirecek kadar güçlü oluyor. Aynı
[1:12:35.600] şey ALES hastalarımız için de geçerli. Doğru ortamda, doğru programla devam
[1:12:39.560] ettiklerinde eve döndükten sonra bile her geçen gün biraz daha iyiye
[1:12:43.040] gidiyorlar. Ama bunun kolay bir çözüm ya da sihirli bir değnek olduğunu söylemek
[1:12:46.280] doğru olmaz. Evet, bazen gerçekten hızlı sonuçlar görüyoruz. Kısa sürede
[1:12:49.239] şaşırtıcı değişimler yaşanabiliyor ve bu ilerleme devam ediyor. Ama asıl zorluk
[1:12:52.199] uzun vadede başlıyor. Finans dünyasından örnek vermek gerekirse biz aslında insan
[1:12:55.719] bedeninin adeta detaylı bir auditini yapıyoruz. Her detayı inceliyoruz.
[1:12:58.679] Nerede dengesizlik var? Ne yanlış gitmiş? Tüm sistemi derinlemesini analiz
[1:13:01.159] ediyoruz. Aslında bir noktadan sonra bu durum tamamen finansal bir mantığa
[1:13:05.080] benziyor. Düşünsene ne kadar kazanıyorum, ne kadar harcıyorum diye
[1:13:08.679] kendine sorarsın. Eğer harcamaların kazancından fazlaysa er ya da geç iflas
[1:13:13.360] edersin. O zaman nerede kayıp yaşadığını sorgularsın. Hangi alışkanlıkların yaşam
[1:13:17.760] tarzının hangi yönü seni zarara sokuyor? Sonunda bir denge kurarsın. Artık
[1:13:22.320] kazandığından daha az harcıyorsundur. Her ay biraz biriktirebilmeye başlarsın
[1:13:26.560] ve o noktada geleceğe güvenle bakabilirsin. Bu tempoyu sürdürürsem
[1:13:30.400] belli bir birikimim olacak. Artık zamandan korkmam gerekmiyor dersin.
[1:13:34.280] Artık zaman senin lehine işlemeye başlar. Biyokimya açısından da vücutta
[1:13:37.840] olan tam olarak budur. Biz aslında insan vücudunun biyokimyasal muhasebesini
[1:13:41.920] yapıyoruz. Yani vücudunda hangi biyokimyasal süreçlerin seni aşağı
[1:13:44.840] çektiğini ölçüyoruz. Sonra da bu sorunları düzeltebilir miyiz? Buna
[1:13:47.639] bakıyoruz. Amacımız seni öyle bir dengeye getirmek ki artık sadece ayakta
[1:13:51.080] kalmayıp artıya geçen yani enerji ve sağlık açısından artı bakiyeye sahip bir
[1:13:55.040] hale gelmeni sağlamak. Ve eğer bu dengeyi koruyabilirsen tıpkı finansal
[1:13:59.760] hayatta olduğu gibi 90 yaşına geldiğinde bile hala üretken olabilirsin. Durmak
[1:14:05.040] için hiçbir neden yok. Eee ama biz hayatımıza gereksiz sınırlar koyuyoruz.
[1:14:09.360] Sanki belli bir yaştan sonra her şey bitmeliymiş gibi. Aslında bu tamamen
[1:14:13.600] zihinsel bir oyun. Kendi kendimize yarattığımız psikolojik bir sınır.
[1:14:17.199] Harika. yaptığın çalışmalar için gerçekten teşekkür ederim. Bu bölüm
[1:14:21.120] insanların ne yapabileceğini, nelerden kaçınması gerektiğini gösteren,
[1:14:25.239] kullanılabilir bilgilerle dolu olacak ayrıca seni ya da merkezlerinden birini
[1:14:29.920] ziyaret edebilecek kişiler için de büyük bir umut kaynağı olacak. Zaman ayırdığın
[1:14:35.320] için tekrar teşekkür ederim. Muhtemelen seni önce AFEM etkinliğinde göreceğim.
[1:14:40.239] Sonra da Los Angeles'ta. Evet, Las Vegas'taki AFM etkinliğinde ve
[1:14:44.080] ardından Los Angeles'daki MR için görüşeceğiz. Dört gözle bekliyorum Esra.
[1:14:46.440] Gerçekten heyecan verici olacak. Zaman ayırdığın için teşekkürler.
[1:14:49.639] Çok teşekkür ederim Esra.
*Transkript YouTube'dan alınmıştır.
"Ayık Kafa'nın her bölümünde sorum şu: Daha iyi bir yaşam nasıl mümkün?"
DR. ESRA ÇAVUŞOĞLU
Ceo & Co-founder