Bağımlılık

Bağımlılık

4 Dakika

4 Dakika

Read

Read

Bağımlılık Neden Beyin Hastalığı Sayılıyor ama Kesin Bir İlacı Yok?

Bağımlılık yalnızca beyinde değil; öğrenme, genetik, çevre ve yaşam deneyimlerinin kesişiminde şekilleniyor. Peki neden “beyin hastalığı” sayılıyor ve neden hala kesin bir tedavisi yok? Gelin bu yazıda bağımlılığın beyinde nasıl şekillendiğini ve tedavinin neden tek bir ilaçtan çok daha fazlasını gerektirdiğini birlikte inceleyelim.

Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD

Klinik Psikolog, Bağımlılık Terapisti

Bağımlılık
Bağımlılık
Bağımlılık

Bağımlılık alanında son yıllarda tekrarlanan bir cümle var: “Bağımlılık aslında bir beyin hastalığı.” Bunu Amerikan Bağımlılık Tıbbı Derneği (ASAM) de, ABD Ulusal Uyuşturucu Bağımlılığı Enstitüsü (NIDA) de resmi olarak söylüyor. Buna rağmen doktora gidip “beyin hastalığım var, ilacımı yazın” diyemiyoruz. Diyabet ya da hipertansiyonun aksine, bağımlılığı ortadan kaldıran bir hap yok. Bu çelişki gibi görünen durum aslında bize bağımlılığın ne olduğunu ne olmadığını ve neden bu kadar zor tedavi edildiğini anlatıyor.

 “Bağımlılık bir irade zayıflığı ya da ahlaki kusur değildir; ölçülebilir nörobiyolojik değişikliklerin sonucudur.”

Beyin Hastalığı Tam Olarak Ne Demek?

Bağımlılık bir irade zayıflığı ya da ahlaki kusur değil; ölçülebilir nörobiyolojik değişikliklerin sonucudur.

ASAM 2019’da güncellediği tanımda bağımlılığı, “beyin devreleri, genetik, çevre ve kişinin yaşam deneyimleri arasındaki karmaşık etkileşimleri içeren, tedavi edilebilir, kronik tıbbi bir hastalık” olarak tanımlıyor. Anahtar kelime kronik. Astım ya da tip 2 diyabet gibi; kür değil, remisyon ve yönetim üzerinden konuşulan bir durum. Yani tamamen ortadan kaldırılabilen bir sorun değil, kontrol altında tutulan ve uzun vadede yönetilen bir durum. NIDA’nın dayandığı bilimsel çerçeve ise Volkow, Koob ve McLellan’ın 2016’da New England Journal of Medicine’da yayınladığı derlemeye dayanıyor. Bu modelde bağımlılık üç aşamalı bir döngü olarak tarif ediliyor:

1. Aşırı kullanım / keyif aşaması: Bazal gangliyonlardaki değişikliklerle sürükleniyor. Yani beynin ödül ve alışkanlıklarla ilgili bölgeleri değişiyor; kişi zamanla aynı hazzı elde etmek için kullanımı tekrarlamaya ve artırmaya yöneliyor.

2. Yoksunluk / olumsuz duygulanım aşaması: Genişlemiş amigdaladaki değişikliklerle sürükleniyor. Yani madde ya da davranış ortadan kalktığında beynin stres sistemi daha fazla devreye giriyor; kişi huzursuzluk, kaygı, gerginlik ve keyifsizlik yaşayabiliyor.

3. Zihinsel meşguliyet / bekleme (istek) aşaması: Prefrontal kortekteki değişikliklerle sürükleniyor. Yani beynin karar verme ve dürtüleri kontrol etme sistemi zayıflıyor; kişi kullanmamaya karar verse bile yoğun istek karşısında kendini durdurmakta zorlanabiliyor.

Tekrar eden kullanım üç şeyi yapıyor: Ödül devreleri duyarsızlaşıyor yani aynı hazzı almak için daha fazlası gerekiyor. Koşullanmış tepkiler ve strese verilen yanıt güçleniyor ve karar verme-dürtü kontrolünü sağlayan yürütücü işlev bölgeleri zayıflıyor.

Beyin devreleri, genetik, çevre ve kişinin yaşam deneyimleri arasındaki karmaşık etkileşimleri içeren, tedavi edilebilir, kronik tıbbi bir hastalık. Anahtar kelime kronik: Sabit bir kür değil, remisyon ve yönetim üzerinden ilerleyen bir tablo. Bu çerçevenin ikinci amacı damgalamayı azaltmak; kişiyi suçlu değil, tedaviye ihtiyaç duyan biri olarak konumlandırmak.

Alışkanlık mı, Bağımlılık mı?

Uzun süre bağımlılık denince akla yalnızca bir maddenin vücuda alınması geldi; alkol, nikotin, opioidler, stimülanlar. Kumar, alışveriş, cinsellik ya da yemek gibi davranışlarla ilgili aşırılıklar “süreç bağımlılığı” ya da “davranışsal bağımlılık” başlığı altında ayrı, çoğu zaman daha muğlak bir kategori olarak görülürdü. DSM-IV’te patolojik kumar bile “bağımlılık” başlığında değil, “dürtü kontrol bozuklukları” içinde sınıflandırılıyordu. Yani maddeyle davranış arasında kalın bir çizgi vardı: Biri kimyasaldı, diğeri “sadece bir alışkanlık.”

Bağımlılıkta Madde ve Davranışın Birleştiği Nokta Neresidir?

Bu ayrımı çözen şey, beynin ödül sisteminin haritalanması oldu. Ventral tegmental alandan (VTA) nükleus akumbense ve prefrontal kortekse uzanan mezolimbik dopamin yolağı, ödülün değerini işaretleyen, motivasyonu ve öğrenmeyi yöneten merkezi devre. Yemek, cinsellik gibi doğal ödüller de maddeler de aynı yolağı harekete geçiriyor. Burada Robinson ve Berridge’in “isteme” ile “beğenme” ayrımı kritik. Dopamin, bir şeyi ne kadar sevdiğimizi değil, ne kadar istediğimizi yani o ödülü ne kadar şiddetle aradığımızı kodluyor. Bağımlılıkta olan da tam olarak bu: Tekrarlayan kullanım, ödülle ilişkili ipuçlarına atfedilen “istek” değerini o kadar yükseltiyor ki kişi artık haz almasa bile kullanmayı sürdürüyor. Nitekim bağımlı bireylerin, öznel bir keyif almadıkları halde madde aramaya devam edebildiği gösterilmiş durumda.

“Bağımlılık, tek bir molekülün eksikliğinden kaynaklanan basit bir biyolojik sorun değil. Beyinde zamanla oluşan değişiklikler; öğrenilmiş davranışlar, alışkanlıklar, çevresel tetikleyiciler ve kişinin yaşam deneyimleriyle iç içe geçiyor.”

Önemli sonuç şu: Bir maddenin de bir davranışın da bu devreyi yeterince güçlü ve tekrarlı biçimde ele geçirebildiği ortaya çıktı. Kimyasal bir molekül şart değil; davranışın kendisi de aynı nöroadaptasyonları tetikleyebiliyor. Bu kavrayış, madde ile süreç bağımlılığı arasındaki keskin sınırı bilimsel olarak anlamsız hale getirdi. Bu yüzden DSM-5 (2013) tarihi bir adım attı: Kumar bozukluğunu dürtü kontrol bozukluklarından çıkarıp, adı yeni konan “Maddeyle İlişkili ve Bağımlılık Bozuklukları” bölümüne, tanınan ilk davranışsal bağımlılık olarak, taşıdı. Gerekçe, kumarın maddelerle genetik, nörobiyolojik ve klinik açıdan çarpıcı benzerlikler göstermesiydi. İnternet oyun oynama bozukluğu ise “daha fazla araştırma gerekiyor” notuyla Bölüm III’e alındı. Dünya Sağlık Örgütü de 2018’de ICD-11’e oyun oynama bozukluğunu resmî tanı olarak ekledi.

Tek Bir Sebep mi?

Tek bir sebep aramak yanlış olur; bağımlılık her zaman biyopsikososyal bir denklemin sonucu:

Genetik yatkınlık: İkiz çalışmaları riskin kabaca yarısının kalıtsal olduğunu gösteriyor; oran maddeye göre değişiyor. Genetik “kader” değil, ama zemini belirliyor.

Gelişimsel zamanlama: Prefrontal korteks 20’li yaşların ortasına dek olgunlaşmaya devam ediyor. Kullanıma ne kadar erken başlanırsa bağımlılık riski o kadar yükseliyor.

Erken dönem olumsuz yaşantılar ve travma: Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri (ACE) ile ileride madde kullanımı arasında güçlü, doz-yanıt ilişkili bir bağ var.

Ruh sağlığı eştanıları: Depresyon, anksiyete, TSSB, DEHB gibi tablolar hem riski artırıyor hem de kullanımı sürdürüyor.

Maddenin/davranışın kendi gücü: Dopamin salınımını ne kadar hızlı ve güçlü tetiklediği (örneğin sigara içilerek alınan kokainin nüks oranının yüksekliği) doğrudan bağımlılık potansiyelini belirliyor. *Tüm uyuşturucu maddeler ve sigara ve alkol sağlığa zararlıdır.

Çevre: Erişilebilirlik, sosyal normlar, stres, yoksulluk ve destek ağlarının varlığı ya da yokluğu.

Öyleyse Neden Kesin Bir “İlacı” Yok?

Burada yaygın bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekiyor: Hiç ilaç olmadığı doğru değil. Opioid kullanım bozukluğu için metadon, buprenorfin ve naltrekson; alkol için naltrekson, akamprosat ve disülfiram; nikotin için vareniklin, nikotin replasman tedavisi ve bupropion.

Hangi Bağımlılığın Onaylı İlacı Var?

Onaylı ilaç tedavisi var: Opioid kullanım bozukluğu (metadon, buprenorfin, naltrekson), alkol kullanım bozukluğu (naltrekson, akamprosat, disülfiram), nikotin bağımlılığı (vareniklin, nikotin replasman tedavisi ve bupropion).

Onaylı ilaç tedavisi yok: Stimülan kullanım bozukluğu (kokain, metamfetamin), esrar kullanım bozukluğu ve davranışsal bağımlılıklar.

Ortak nokta: Onaylı ilaçların hiçbiri iyileştirmez; isteği ve nüksü azaltır.

Sorun üç katmanlı:

Birincisi: Bu ilaçlar yalnızca bazı bağımlılık türleri için mevcut. Stimülanlar (kokain, metamfetamin), esrar ve davranışsal bağımlılıklar için onaylanmış bir ilaç bulunmuyor. Stimülan kullanım bozukluğu için ilaç geliştirme çalışmaları ise hâlâ devam ediyor.

İkincisi: Var olan ilaçlar bağımlılığı tamamen ortadan kaldırmıyor. İsteği azaltıyor, yoksunluk belirtilerini hafifletiyor ve nüks riskini düşürmeye yardımcı oluyor. Yani hastalığı tedavi sürecinde yönetiyorlar; tek başlarına kalıcı bir çözüm sunmuyorlar. Tıpkı insülinin diyabeti ortadan kaldırmayıp kontrol altında tutmaya yardımcı olması gibi.

Üçüncüsü ve en önemlisi: Bağımlılık, tek bir molekülün eksikliğinden kaynaklanan basit bir biyolojik sorun değil. Beyinde zamanla oluşan değişiklikler; öğrenilmiş davranışlar, alışkanlıklar, çevresel tetikleyiciler ve kişinin yaşam deneyimleriyle iç içe geçiyor. Bu nedenle yıllar içinde yerleşmiş bir bağımlılığı tek bir ilaçla ortadan kaldırmak mümkün değil. Bilişsel davranışçı terapi ve koşullu ödül (contingency management) gibi davranışsal yaklaşımlar da bu yüzden tedavinin önemli bir parçasını oluşturuyor; özellikle onaylı ilacın bulunmadığı stimülan ve davranışsal bağımlılıklarda.

“Bağımlılığın bir beyin hastalığı olarak tanımlanmasına rağmen kesin bir ilacının olmaması aslında bir çelişki değil. Araştırmalar hem maddelerin hem de bazı davranışların beynin aynı ödül ve motivasyon devrelerini etkileyebildiğini gösteriyor.”

Tartışmalar Ne Yönde?

“Beyin hastalığı” modeli bilim dünyasında yaygın kabul görse de bu yaklaşımı eleştiren ve bağımlılığı farklı biçimlerde açıklayan görüşler de var. Wayne Hall, Adrian Carter ve meslektaşları (Lancet Psychiatry, 2015), modelin hayvan ve nörogörüntüleme kanıtlarının iddia edildiği kadar güçlü olmadığını ve vadettiği daha iyi tedavileri getirmediğini savunuyor. Marc Lewis ise bağımlılığı bir “hastalık” değil, yoğun motivasyonla pekişen bir öğrenme ve gelişim süreci olarak görüyor. Eleştiriler modelin fazla determinist olduğuna, iyileşme ve remisyondaki çeşitliliği açıklayamadığına ve bağımlılığa özgü tek bir nöral imzanın bulunamadığına işaret ediyor. Buna karşılık Heilig ve arkadaşları (2021) bu eleştirilerin bir kısmını haklı bulmakla birlikte, bağımlılığın nörobiyolojik bir temeli olduğu ana önermesinin sağlam kaldığını ve “hastalık değil” demenin tedaviye erişimi kısıtlayarak zarar verdiğini vurguluyor. Gerçeklik muhtemelen ikisinin ortasında: Bağımlılık hem beyinde ölçülebilir değişiklikler yaratan bir süreç hem de öğrenme, çevre ve anlamla şekillenen bir insan davranışı.

Bağımlılığın bir beyin hastalığı olarak tanımlanmasına rağmen kesin bir ilacının olmaması aslında bir çelişki değil. Araştırmalar hem maddelerin hem de bazı davranışların beynin aynı ödül ve motivasyon devrelerini etkileyebildiğini gösteriyor. Ancak bağımlılık yalnızca beyindeki tek bir kimyasal ya da tek bir sistemle açıklanabilecek kadar basit değil. Biyoloji; öğrenilmiş davranışlar, alışkanlıklar, çevresel tetikleyiciler ve yaşam deneyimleriyle iç içe geçiyor. Bu yüzden mevcut ilaçlar isteği ve nüks riskini azaltmaya yardımcı olsa da, kalıcı iyileşme çoğu zaman terapiyi ve davranış değişikliğini de içeren daha kapsamlı bir süreç gerektiriyor.

Bağımlılık Tanımı Nasıl Değişti?

Bağımlılık anlayışı zaman içinde önemli ölçüde değişti. Özellikle kumar ve oyun gibi davranışların da madde kullanımına benzer bağımlılık özellikleri gösterebildiğinin anlaşılması, teşhis ve tedavi sistemlerinde yeni bir sınıflandırmanın önünü açtı.

Kısa kronoloji 

DSM-IV: Patolojik kumar, bağımlılık değil “dürtü kontrol bozukluğu” olarak sınıflandırılıyordu.
● 2011: ASAM, bağımlılık tanımını davranışsal bağımlılıkları da kapsayacak şekilde genişletti.
● DSM-5 (2013): Kumar bozukluğu, bağımlılık kategorisine alınan ilk davranışsal bağımlılık oldu. İnternet oyun bozukluğu ise daha fazla araştırılması gereken bir durum olarak ayrı bir bölüme eklendi.
● ICD-11 (2018): Dünya Sağlık Örgütü, oyun oynama bozukluğunu resmî bir teşhis olarak kabul etti.

Kaynaklar

●      American Society of Addiction Medicine (ASAM). Definition of Addiction (2019 güncellemesi; 2011 tanımı).

●      Volkow N.D., Koob G.F., McLellan A.T. (2016). Neurobiologic Advances from the Brain Disease Model of Addiction. New England Journal of Medicine, 374(4), 363–371.

●      American Psychiatric Association (2013). DSM-5: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5. baskı) — “Substance-Related and Addictive Disorders” bölümü.

●      Dünya Sağlık Örgütü (2018). ICD-11 — Gaming Disorder.

●      Robinson T.E., Berridge K.C. — teşvik önemi (incentive salience) / “isteme”–“beğenme” ayrımı.

●      Hall W., Carter A., Forlini C. (2015). The brain disease model of addiction: is it supported by the evidence and has it delivered on its promises? Lancet Psychiatry, 2 (1), 105–110.

●      Lewis M. (2018). Brain Change in Addiction as Learning, Not Disease. New England Journal of Medicine, 379 (16), 1551–1560.

●      Heilig M. ve ark. (2021). Addiction as a brain disease revised: why it still matters, and the need for consilience. Neuropsychopharmacology.

●      NIDA — stimülan ve davranışsal bağımlılıklar için onaylı ilaç bulunmadığına dair güncel veriler; FDA stimülan kullanım bozukluğu ilaç geliştirme kılavuzu, taslak.

Uyku, zihin sağlığı, longevity ve biohacking üzerine seçilmiş içeriklerle dönüşüm yolculuğunuza devam edin.

Read more

Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD

Klinik Psikolog, Bağımlılık Terapisti

Read more

Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD

Klinik Psikolog, Bağımlılık Terapisti

Read more

Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD

Klinik Psikolog, Bağımlılık Terapisti